Okuma Şenliği Yaz 2013 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Okuma Şenliği Yaz 2013 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ekim 2013

Okuma Şenliği Final Raporu

9 Temmuz'da başladığımız çok keyifli etkinliğimizin sonuna geldik. On iki kategoride yüzlerce sayfa okuduğumuz şenlik, epeyce katılımcı topladı ve sanırım herkes çok keyif aldı bu etkinlikten. Organizatörümüz Pınar'ın girişimci ruhu ile, Yitik Ülke ve İthaki Yayınları bize destek oldular, hediye kitaplar gönderdiler. (Anansi Çocukları için teşekkürler!) Şenlik boyunca listeme sadık kalabildim, hatta zaman artırınca "herhangi bir kitap" kategorisindeki kitabımı değiştirip sayfa sayısını 94'ten 736'ya yükselttim.

Sonuç olarak, şenlik dahilinde okuduğum kitapların listesi şudur:
(Kitaplarla ilgili değerlendirme için kitap isimlerine tıklayabilirsiniz.)
Böylece, 9 Temmuz-4 Ekim arasında olmak üzere toplam 4099 sayfa eden 12 kitapla, 200 tam puanı tamamladım. Şimdi, diyorum ki, 1,5 yıldır elimde bekletip bir türlü başlamaya cesaret edemediğim Dune serisini okumam için bir etkinlik yapsak da, ben zorla otursam okusam. =)

5 Ekim 2013

Perdido Sokağı İstasyonu (Yeni Crobuzon 1)


Perdido Sokağı İstasyonu - Perdido Street Station
China Miéville
Çeviren: Güler Siper
Yordam Kitap
Ağustos 2011 (1. Basım)
736 sayfa

China Miéville'in Perdido Sokağı İstasyonu'nu çok kısaca anlatmam gerekseydi, "görkemli bir kitap" derdim. Neyse ki, çok kısaca anlatmak zorunda değilim, biraz detay eklemeyi düşünüyorum.

Bilim kurguyla fantastik kurgunun karıştığı, steampunk bir atmosfere kurulmuş kocaman bir roman Perdido Sokağı İstasyonu. Detaylı kurgusuyla, olayların devamında ne olacağını sürekli merak ederken; uzun betimlemeleriyle okumayı zorlaştırıyor kitap. Konuyu çok sevdiğim halde 736 sayfalık bu kitabı ancak 22 günde bitirebildim. (Ama, Necronomicon'un yolculuk için çok sıkıcı olacağını düşünüp, tuğla ebatındaki bu kitabı altı günlük İstanbul turum boyunca yanımda taşımamın ve Eskişehir'e dönünce önce Necronomicon'u bitirmek üzere kitaba ara vermemin de etkisi var bunda.) (Daha kısa cümleler kurmalıyım. Di mi?)

Yeni Crobuzon şehrinde geçen romanda İnsanlar, Kepriler, Vodyanoiler, Garudalar, Kaktüsler, hatta tekraryapımlar... birçok farklı ve insansı tür bir arada yaşıyor. Üniversiteyle arası bozulmuş, asi bir bilimadamı olan Isaac Dan der Grimnebulin, sevgilisi (Kepri ırkından) heykeltraş Lin, muhalif gazeteci Derkhan Blueday, suçlu Garuda Yagharek, tekraryapım Bay Alaca, robot konseyi, Dokuyucu, hatta cehennemden gelen bir iblis... Kitapta çok fazla karakter, çok fazla detay var; zaman zaman okumayı zorlaştırsa da Yeni Crobuzon'u tüm görkemiyle, karanlığıyla canlandırıyor bu detaylar.

Herhangi bir büyükşehrin tüm hiyerarşisi, zenginleri, kenar mahalleleri, gecekonduları ile yer bulmuş kitapta; romanın geneline hakim olan karanlık hava içinde bilim, büyü, buhar gücü bir araya geliyor; birçok farklı tür ve ırk aynı yerde yaşıyor ve "farklı olanın, bütünün bir parçası" olduğu çok katmanlı bir roman çıkıyor ortaya.

Kitabın konusundan çok fazla bahsetmek istemiyorum aslında, ama hiç anlatmadan geçmek de olmaz sanırım. Isaac ve Lin, alışılmadık ilişkilerini yürütürken Isaac kanatlarını kaybetmiş bir Garuda'ya yardım etmek için bir dönüşüm makinesi yapmaya çalışır; Lin ise şehrin en ulaşılmaz kötü adamının heykelini yapmak üzere bir anlaşma yapar. Isaac'ın eline geçen, ne olduğunu bilmediği bir tırtılın kozadan çıkmasıyla ise bütün şehir korkutucu bir olaylar zincirine kapılır.

Steampunk türünü, görsel sanatlarda (ve yıllar önce oynadığım Syberia adlı oyunda) çok sevsem de edebiyat alanında çok yakın değildim. Perdido Sokağı İstasyonu iyi bir başlangıç oldu sanırım. Bu kitabın ardından, Yeni Crobuzon serisinin devamı olan Yara'yı ve (henüz Türkçe çevirisi yayımlanmasa da) Iron Council'i de mutlaka okumak lazım.

Not: Bu kitabı, okuma şenliğimizdeki "herhangi bir kitap" kategorisine ekleyeceğim. Okuma şenliğinin sonuna geliyoruz, birkaç gün içinde durum raporumu yazacağım.

Not 2: Yazının başındaki fotoğraf, Eskişehir'e aniden kış gelmeden hemen önce yakalayıp keyfini çıkardığım "yazın sonu" park oturmasından. Yaz hemen geri gelirse çok sevineceğim!

23 Eylül 2013

Necronomicon Kara Dünyanın Kitabı


Necronomicon Kara Dünyanın Kitabı - Necronomicon
H.G. Ginger
Çeviren: Özgür Ümit Hoşafcı
Altıkırkbeş Yayınları
Şubat 2006 (1. Basım) 
230 sayfa

Yaz okuma şenliği için adında bir renk geçen kitap okumam gerekiyordu ya, Vargas Llosa'nın Yeşil Ev'i ile Necronomicon arasında kararsız kaldım; sonra Necronomicon daha uzun zamandır bekliyor diye bu kitabı okumaya karar verdim. Doğaüstü güçlerin varlığını kabul etmesem de, büyük bir hayalgücü içerdiği için ve genellikle görkemli bir güç, vahşet, gerilim sunduğu için büyü, kadim tanrılar, vampirler... gibi kurguları seviyorum. Necronomicon'da da bolca gerilim bulacağımı umuyordum. Bunun yerine, adeta bir ders kitabı buldum. 6.45'in genellikle görmezden geldiğim çeviri-yazım hataları bolca bulunuyor yine, iyi kitaplar yayımladıkları için "olur öyle" desem de gittikçe daha rahatsız edici oluyor bu özensizlik.

Kitap; H.P. Lovecraft ve Crowley'i anlatan, Cthulhu, Kabala, Marduk, İblis...i tanıtan bir giriş yazısıyla başlıyor. Sümer dinini de dahil eden birtakım karşılaştırmalar yapıyor; sonra da çeşitli tanrıların hangi büyülü sözlerle ve ritüellerle çağrılacağını anlatıyor.

Necronomicon metnini yazan ilk kişi olduğu söylenen Deli Arap'ın ağzından şöyle bir söz var kitapta:
"Ve bu metni inisiye olmayanlara gösterme, çünkü insanlarda ve canavarlarda deliliğe neden olabilir." İşte, kitapta bir tek bu cümle ile özdeşleşebildim, o sırada "ben niye bu kitabı okumak istedim, bir de okuma şenliğine ekleyip kendime zorla okutuyorum ki?" diye deliriyordum. 

Kitabın sonuna kadar dayandım ve böylece okuma şenliğinin gereğini yerine getirdim, şenliği tamamladım. Bundan sonra, zamanım yeterse, listemdeki birkaç kitapta değişiklik yapıp okuduğum sayfa sayısını artırmaya çalışacağım. =)

* 2013 yaz okuma etkinliği için, adında bir renk olan kitap. 10 puan!

5 Eylül 2013

Efsaneler Hikayeler Portreler


Efsaneler Hikayeler Portreler
Osman Çelik
İtalik Kitapları
2001 (2. basım)
352 sayfa

Osman Çelik, Kuzey Kafkasya tarihi, siyaseti ve halkları üzerine kitapları olan bir yazar. Kazanuko Jabağ adlı romanını uzun yıllar önce okumuştum ama kitap hakkında hiçbir şey hatırlamıyorum. Neyse... Okuma şenliğimiz için, yazarı ya da karakterlerinden biri ile aynı adı paylaştığım bir kitap bulmam gerekiyordu; "Setenay adlı bir yazarı nereden bulacağım ben!" diye dertlenirken buldukça satın alıp pek okumadığım Kafkasya ile ilgili kitaplarıma baktım ve Efsaneler Hikayeler Portreler'i buldum. (Başka bir yazıda, seneler önce internette bulup satın aldığım Setenay'ın Ağacı adlı çocuk kitabını da anlatmalıyım!)

İsmimle ilgili, okula başladığım günden bu yana yaşadığım küçük bir sorun var. Normal koşullarda bir tanışma diyalogu şöyle ilerler:
- Merhaba, ben Ayşe
- Ben de Fatma, memnun oldum.
 Benim durumumda ise iki seçenek var:
- Merhaba, ben Setenay.
- Efendim? / Anlamadım? / Pardon? / Hımm... Anlamı ne?
ya da
- Merhaba, ben Setenay.
- Aaaa Çerkes misin?!
Yaklaşık otuz yıllık hayatım boyunca yaşadığım tuhaf tanışma diyaloglarına alışsam da, kalabalık yerlerde yüksek sesle çağırılmak hâlâ huzursuzluk veriyor. Durum böyleyken, neyse ki Kafkasya hakkında yazan yazarlar ve Nart destanlarının Setenay Guaşe'si var ve içinde adım geçen bir kitap bulabiliyorum!

Efsaneler Hikayeler Portreler, başlığından da anlaşıldığı gibi, üç bölüme ayrılmış. Efsaneler bölümü, Nartları anlatarak başlıyor, Sosrıko'yu (ve annesi Setenay'ı) anlatıyor. Sosrıko, neredeyse Grek mitolojisinin Achilles'ine denk bir karakter, yalnız topuğu yerine dizlerinden tutularak çeliklendiği için dizleri zayıf noktası. Devlerle savaşıyor, tanrılar katından insanlara şarap getiriyor, fırtına ve yağmuru çağırabiliyor... Tüm süper kahramanlar bir arada! Efsaneler bölümünde Sosrıko dışında; Nart Dav'ın, Ridade'nin, Heteg'in efsaneleri anlatılıyor.

Ardından gelen Hikayeler bölümü, bir kısmı kurgu, bir kısmı ise (kurgu olup olmadığı pek net olmayan) tarih hikayelerini içeriyor. Sürgün öncesi Kafkasya'yı anlatan hikayeler, Şeyh Şamil'in savaşını anlatan uzun bir hikaye, diaspora sonrası hikayeleri... Bu kısım, benim zevkime göre, fazlaca romantik ve -tarafsız değerlendirilirse- pek başarılı olmayan öyküler içeriyor.

Portreler ise... çok yakın olmadığınız bir tanıdığınızın kocaman bir fotoğraf albümünü dizlerinize yerleştirip hiç tanımadığınız birdolu insan hakkında, pek ilgi çekici olmayan birdolu bilgi vermesi gibi bir şey!

Son iki günümü hastane koridorlarında doktor bekleyerek geçirmeseydim bu kitabı bitirmem çok daha uzun zaman alırdı. Neyse ki, ESOGÜ tıp fakültesinde saat 11'e randevu veren sekreterler ve saat 15'te ortaya çıkan hocalar var! Bir türlü bitiremediğim bu kitabın sonunu görmemi sağladıkları için hepsine müteşekkirim.

Kuzey Kafkasya'dan Türkiye'ye gelen nesillerin devamı olarak, adımı çok seviyorum. Buraya taşınan müziğimizi, danslarımızı, genel olarak kültürümüzü seviyorum. Ama bizden önceki nesiller ile birlikte, arkadaşlarımın bazılarının da sahip olduğu anavatan özlemini ve merakını hissettiğimi söyleyemem. Tarihe ve siyasete olan genel ilgisizliğim bu konuyu da kapsıyor ve Kuzey Kafkasya'nın uzak/yakın tarihi, yaşanan savaşlar ile ilgili okuduğum hiçbir bilgi beynime işlememiş gibi gözüküyor! Bu kitabın da yalnızca Efsaneler bölümünden zevk aldım, çünkü Nart mitolojisi de tüm diğer mitolojiler gibi renkli ve güzel.

* 2013 yaz okuma etkinliği için, Romanın yazarı veya karakterlerinden birinin adı veya soyadı benimki ile aynı olan bir kitap. 25 puan!

17 Ağustos 2013

Langelot Sabotajcıların Peşinde



Langelot Sabotajcıların Peşinde - Langelot et les Saboteurs
Teğmen X
Çeviren: Zerhan Yüksel
Baskan Yayınları
1973
227 sayfa

Daha önce de bahsettiğim ve bir çırpıda çerez gibi bittiği için severek okuduğum Langelot serisinden bir kitap daha, Langelot Sabotajcıların Peşinde. Teğmen X'in bu kitabında, Langelot, İngiliz gizli servisine destek olmak üzere Londra'ya gidiyor ve bazı tarihi eserler ile kültür varlıklarına düzenlenen suikastlerin ardındaki gizemi çözmeye çalışıyor. Güzel bir İngiliz casusu ve çok yetenekli, 18 yaşındaki casusumuz Langelot güçlerini birleştirip, olayı çözüme kavuşturuyorlar. Daha önce okuduğum Langelot kitaplarına göre daha zayıf kalsa da, keyifli kitap.

* 2013 yaz okuma etkinliği için, bir serinin ilk kitabı dışındaki bir kitap. 10 Puan!

14 Ağustos 2013

Gölge Oyunu, Ray Bradbury Anısına Yepyeni Öyküler


Gölge Oyunu, Ray Bradbury Anısına Yepyeni Öyküler - Shadow Show
Derleyenler: Sam Weller, Mort Castle
Çeviren: M. İhsan Tatari
İthaki Yayınları
Haziran 2013 (1. basım) 
470 sayfa

İki ay önce yayımlanan Gölge Oyunu ile ilgili ilk haberi okuduğum gün, "hemen almam lazım!" demiştim; kitabı geçen ay aldım, yeni okudum. Neil Gaiman var, Harlan Ellison var... Üstelik, geçen yıl aramızdan ayrılan Bradbury kitabın İngilizce basımını görmüş ve bu güzel selam duruşuna minik bir giriş yazısı da yazmış. Çok sevdiğim ve zekasına, yazımına çok saygı duyduğum bir yazar olan Bradbury anısına yayımlanan bu derlemeyi de severek okudum. Öyküleri sevdiğim kadar, yazarların açıklamalarını ve Bradbury ile ilgili anılarını/izlenimlerini okumayı da sevdim.

Kitabın en dikkat çeken öyküsü Bonnie Jo Campbell'ın yazdığı ve Resimli Adam'a öykünen "Dövme" olsa da, ben en çok Gary A. Braunbeck imzalı "Şişman Adam ve Küçük Çocuk" adlı öyküyü sevdim.
"Bütün filmlerin, televizyon şovlarının, reklamların ve dergilerin sadece ve sadece neredeyse aptalca görünecek kadar kusursuz beyaz dişlere ve mükemmel vücut hatlarına sahip insanları göstermeleri yetmiyor mu? Haaayır efendim. İşi ilerletmeleri gerekiyordu ..."
Öyküleri tek tek yazmaya gerek yok, Ray Bradbury seviyorsanız bu kitabı da seversiniz. Ray Bradbury sevmiyorsanız, söyleyecek bir şey bulamıyorum... M. İhsan Tatari'nin çevirisi bence gayet başarılı olmakla birlikte, kitabın birkaç yerinde "ve" yerine & işareti kullanılmış ve Türkçe bir metin içinde bu kullanım rahatsız edici geldi bana. Kitapla ilgili esas eleştirim ise kapağı. Biz o kadar anlatmaya çalışalım, "bilim kurgu dediğimiz şey uçan daireden, roketten ibaret değil" diye; sonra Ray Bradbury gibi bir ustanın adı geçen kapakta ancak uçan daire olsun. Olmamış. Yine de, dolu dolu bir kitap!

* 2013 yaz okuma etkinliği için, 400 sayfadan uzun bir kitap. 25 puan!

18 Aralık 2013 Ek: Kitabın çevirisini yapan M. İhsan Tatari, çok keyifli bir yazı yazmış bu deneyimi ile ilgili. Burada.

12 Ağustos 2013

Puslu Kıtalar Atlası


Puslu Kıtalar Atlası
İhsan Oktay Anar
İletişim Yayınevi
Ocak 1995 (26. basım) 
238 sayfa

Bayram seyran derken blogu biraz ihmal ettim; ama bu arada yazlık okuma şenliğimizin iki kitabını daha bitirdim! Benden başka herkesin okuduğunu düşündüğüm Puslu Kıtalar Atlası'nı Mshn önerdi, bir kuzenimin kitaplığında buldum ve ödünç aldım, başka bir kuzenim "ben de aldım ama daha okuyamadım" dedi, okuma önerilerine çok güvendiğim bir arkadaşım ise İhsan Oktay Anar hakkında çok olumlu şeyler söyledi. Sonuç olarak, iyi bir kitap seçmişim.

Türkçe'nin çok güzel kullanıldığı; kaynak aldığı kültleri, hikayeleri iyi kullanmış, sağlam kurgulu bu roman hakkında yazacak çok fazla şey bulamıyorum. Kitabın gerçek kahramanı Uzun İhsan Efendi ve felsefesi kafa karıştırdığı ölçüde keyifli. Okunmalı.

* 2013 yaz okuma etkinliği için, benden başka herkesin okuduğu bir kitap. 15 Puan!

3 Ağustos 2013

Hayatım...


Hayatım... Otobiyografi - An Autobiography
Agatha Christie
Çeviren: Azize Bergin
Altın Kitaplar Yayınevi
Nisan 2009 (1. basım) 
608 sayfa

Çok sevdiğim yazar Agatha Christie'nin otobiyografisi olan Hayatım...'ı keyifle okudum. Christie bu kitap üzerinde yaklaşık on beş yıl çalışmış ve ölümünden bir yıl önce, 1975'te tamamlamış. Kitap boyunca tarihleri çok fazla belirtmemiş; özellikle merak ettiğiniz olayların tarihini yazarın wikipedia sayfasında bile bulabilirsiniz sanırım. Agatha Christie'nin hayatı ile ilgili en büyük gizem olan (1926 yılında gerçekleşen) "kayboluş" olayından hiç bahsetmiyor kitapta. Irak'taki antik kent Nimrud'da bir kerpiç evde yaşarken yazmaya başladığı otobiyografi; çocukluğunu, gençliğini, evliliklerini ve yaşlılığını oradan oraya atlayarak anlatıyor. Bu serbest yazım bence çok keyifli, kitabın akıp gitmesini sağlıyor. Bana, hafifçe "Bir Dinozorun Anıları"nı da hatırlattı.

Victoria Devri'nin sonlarında doğan Agatha Christie (doğum adı ile Agatha Clarissa Mary Miller) bu dönemin alışkanlıklarına sahip bir aile içinde, genellikle mutlu bir çocukluk geçirmiş. Uyumlu bir baba, yaratıcı bir anne, enerji dolu abla ve ailenin sorunlu çocuğu abi (ki, abisinin başkalarının gözünde başarısız gözükmesine rağmen, kendi bildiği gibi ve mutlu bir hayat sürdüğünü düşünüyor Christie) ve hizmetçiler, büyükanneler, yakın dostlar (aralarında Rudyard Kipling de varmış) ile dolu, Ashfield malikanesinde büyümüş. Yatılı okulda okuyan ablası ve genellikle evden uzakta olan abisi pek ortalıkta gözükmediklerinden; dadıları, evcil hayvanları ve en önemlisi hayalî arkadaşlarıyla vakit geçirmiş. Yetişkinlik döneminde de olduğu gibi, kendisini konuşarak ifade etmeyi pek beceremeyen ve bu yüzden -aile içinde- "ağır" olduğu söylenen Christie, zengin hayal gücünün o günlerde yarattığı karakterleri ve maceraların çoğunu hatırlayıp kitabında anlatıyor.

Christie'nin çocukluğu ile ilgili anlattıklarından en çok bebek evini sevdim. Çeşitli örneklerini filmlerde, dizilerde, internette gördüğümüz bu bebek evleri için, o günlerde her türlü eşya ve insan figürleri satılıyormuş; yemekler, mutfak eşyaları, mobilyalar, tuvalet masaları, lambalar ve vazolar... Bizim Sims oyununun çok daha fazla emek isteyen ve keyifli bir erken versiyonu!

Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarını yaşayan Christie, Birinci Dünya Savaşı'nda hemşire ve eczacı olarak çalışmış; İkinci Dünya Savaşı'nda ise damadını kaybetmiş. Damadının ölümü ve ilk eşinden boşanması; kitapta bahsettiği nadir üzücü konulardan. Genel olarak hayatındaki güzel anıları ve olayları hatırlayıp yazmış; bunları tekrar yaşamaktan çok keyif almış. Bense, kitap boyunca kendisi ile ilgili anlattıklarından "aaa ben de öyle!" diyecek yerler bulup mutlu oldum. Örneğin, gençliği ile ilgili anılarını anlatırken şöyle diyor:
"Ben ise tam aksine, bu açıdan biraz da babama benzediğim için, bana eğlenceli bir olay yaşayıp yaşamadığım sorulduğunda hemen, "Hiçbir şey olmadı," derdim. "Bayan falanca, partide ne giymişti?" "Hatırlamıyorum" ... Ben genelde, her şeyi kendime saklamaya devam ettim. Sıkı ağızlı olmak istediğimi sanmıyorum. Sadece pek çok şeyin önem taşımadığını düşünüyordum; peki o zaman neden bu önemsiz şeylerden söz etmeli ki?"
İşte, annemin 30 yıl boyunca şikayet ettiği şey... Ne gerek var ki? Bir de, Christie kitaplarını (ya da taslaklarını) dikte ettirirken, yanına kızı geldiğinde doğru düzgün bir cümle bile kuramadığını anlatıyor. Sınavda tepesine öğretmen dikildiğinde hiçbir şey yazamayan öğrenciler gibi! (Bu yazıyı yazarken odaya annem girdi, bir şeyler alması gerekiyordu ve o çıkana kadar tek kelime yazmadan boş boş ekrana baktım.) Kendimi Agatha Christie'ye benzetirken, biraz da o büyük hayal gücüne sahip olsaydım ne iyi olurdu! Christie'nin tüm Jules Verne romanlarını Fransızca okumasını ise çok kıskandım.

Agatha Christie bol bol seyahat etmiş, çocukluğunda bir süre yaşadıkları Fransa dışında, tek başına bir Doğu seyahatine de çıkmış böylece ikinci eşi Max Mallowan ile tanşmış ve arkeoloji hakkında birçok bilgi edinmiş. Doğu Ekspresi ile gerçekleştirdiği ilk seyahatini, İstanbul'da geçirdiği süreyi de anlatan yazar, bir de trende tanıştığı bir kadından bahsediyor:
"Tek çocuklu hem de kız çocuklu olduğum için kendimi aşağılanmış gibi hissediyordum. Güleç yüzlü Türk hanım, anlayabildiğim kadarıyla tam on üç çocuk doğurmuştu, bunların beşi ölmüştü ve en az üç kez, belki de dört kez düşük yapmıştı."
Kitabın sonlarına doğru ise, kocası Max'in (İkinci Dünya Savaşı sırasında) Türk Yardım Heyeti'nde çalıştığını söylüyor. Irak'taki kazı alanlarında uzun süre yaşayan yazar, bu coğrafyayı çok sevmiş.

Bence Agatha Christie ile ilgili çok ilginç olan detaylardan biri de, yıllar boyunca (birkaç kitabı yayımlandıktan ve çok sattıktan sonra bile) kendisini bir yazar olarak görmemiş, polisiye romanlar yazmayı boş vakitlerinde yaptığı bir ek iş olarak nitelemiş. Zaten, çocukluğunda "ben büyüyünce yazar olacağım" dememiş hiç. Agatha Christie okuyup sevdiyseniz, otobiyografisini de keyifle okuyacağınızı düşünüyorum. Tabii, Altın Yayınlarının özensiz, bol yazım hatası (hatta anlatım bozukluğu) dolu basımını göz ardı edebilirseniz...

Bu arada, geçen ay Yazar Ayları için Agatha Christie okunacaktı, yetişemedim. Ayrıca, bu bloga başladığımdan beri hiç otobiyografi okumadığımı fark ettim, neyse.

* 2013 yaz okuma etkinliği için, türü kurgu olmayan bir kitap. 20 Puan!

30 Temmuz 2013

Soğukkanlılıkla


Soğukkanlılıkla - In Cold Blood
Truman Capote
Çeviren: Ayşe Ece
Sel Yayıncılık
Mayıs 2011 (3. basım) 
419 sayfa

Okuduğum ilk Truman Capote kitabı oldu Soğukkanlılıkla. 419 sayfalık bu hacimli romanın, kurgudan çok gerçeğe dayandığını söylüyor yazar; kısa bir internet taramasıyla bunu doğrulamak mümkün. 1959 yılında, Kansas'ın küçük bir kasabasında yaşanan olayları öğrendiğinde bu kasabaya giden yazar, katil zanlıları yakalanmadan önce birçok kişiyle konuşmuş, sayfalarca notlar almış ve zanlılar yakalandıktan sonra da altı yıl boyunca bu kitap üzerinde çalışmış. Kitap, yazarın emeğinin hakkını veriyor.

Kansas'ın küçük ve sakin Holcomb kasabasında başlayan Soğukkanlılıkla, bir "katil kim" romanı değil; roman boyunca kurbanları, suçluları ve olaylardan etkilenen diğer insanları bir arada okuyoruz. Holcomb'un önde gelen sakinlerinden biri olan Herbert Clutter ve ailesi; herkes tarafından sevilen, dindar ve yardımsever insanlar. Bu ailenin dört üyesinin birden öldürülmesi sadece yakınlarını değil, tüm kasabayı etkileyen bir trajedi. Bir yandan Clutter ailesinin ve kasabada yaşayan diğer insanların bu olaydan nasıl etkilendiğini anlatırken, bir yandan da suçluları bu noktaya getiren olayları ve sonrasını anlatıyor kitap. Emniyet güçlerinin olayı çözümleme süreci de romanda epey yer kaplıyor.

Katilleri cinayet işlemeye yönlendiren güdülerinin incelendiği bölümler özellikle ilgimi çekti; "suç işleme ehliyeti" ve bu psikolojik incelemelerin dayandırıldığı sosyolojik ve ahlakî değerler, katillerin geçmişleri  ve suçlarını itiraf ettikten sonra yaşadıkları süreçler bence çok başarılı anlatılmış. Kitaptaki detaylı anlatım zaman zaman sıkıcı olsa da bütününde başarılı bir değerlendirme olmuş. Yazarın tüm karakterlere mesafeli, taraf tutmayan yaklaşımı ise, suç ve sonuçları konusundaki kararı okuruna bırakıyor. Üzerinde en çok düşündüğüm cümle de şu oldu:
"Asılan ben olmadığım sürece idam cezasının gerekliliğine sonuna kadar inanıyorum."
* 2013 yaz okuma etkinliği için, kendi doğum yılında doğan veya ölen bir yazar tarafından yazılmış bir kitap. 30 puan!

25 Temmuz 2013

Berlinli Apartmanı


Berlinli Apartmanı
Yaprak Öz
Yitik Ülke Yayınları
Nisan 2013 (1. basım) 
239 sayfa

Yitik Ülke Yayınları'nın birkaç ay önce gönderdiği Berlinli Apartmanı'nı ancak bugün okuyabildim. Kitaba öğleden sonra başladım, yaklaşık dört saat içinde bitirdim! Uzun zamandır bir oturuşta roman bitirmemiştim, çok iyi geldi. Yaprak Öz'ün kitabı, daha ilk sayfalarında kendine bağladı beni, yazarın kullandığı sade ve akıcı dili çok sevdim! Kitabın başında iki tane sarman kediden bahsediyor diye özel bir ayraç bile seçtim kitaba. Meğer, ayraca hiç gerek yokmuş ama kitapta kedilerin özel bir yeri olduğundan, çok uygun bir ayraç seçmişim.

Berlinli Apartmanı, 1970'lerde Kadıköy'de inşa edilmiş ve yedi dairesinde yaşayan sakinleri ile tam bir İstanbul özeti. Genç çevirmen Oya'nın bu apartmana taşınmasıyla başlayan romanda, ilk 60-70 sayfa boyunca karakterleri tek tek tanıyoruz ve bizi bekleyen gerilimin ipuçlarını görmeye başlıyoruz. Olayın tırmandığı sayfalardan itibaren gerilimin dozu yüksek, hatta metafizik kavramların varlığını hiçbir zaman kabul etmeyen beni bile ürpertti; eğlenceli cin hikayeleriyle çok korkuttuğumuz bazı arkadaşlarım bu kitabı okusaydı benden çok daha fazla etkilenirlerdi mutlaka. Bir de, kitabı hava kararmadan bitirmeye karar verip bu kararı gerçekleştirmem iyi oldu sanırım. ^.^

Arka kapağında "Türk usulü bir Agatha Christie hikâyesi" yazıyor olsa da, Berlinli Apartmanı -Agatha Christie romanlarının çoğundan farklı olarak- karakterlerin her birini detaylandırmış ve kurgunun oluşturulduğu mekan sayesinde hemen okuyucunun etrafını sarıyor; esas sahne olan apartmandaki insanlar ve ilişkiler herhangi birimizin yaşadığı 30-40 yıllık bir apartmana o kadar benziyor ki, hiç yabancılık yaşatmıyor. Ayrıca; yazarın aralara serpiştirdiği Grease, Georges Simenon, Agatha Christie, Harry Potter, CSI gibi referanslar çok tanıdık ve çok sevdiğim ögeler olarak beni çok keyiflendirdi.

Sonuç olarak, tanıdık bir çevrede anlatılan bu hikayeyi çok sevdim. Kitabın ortalarında "Bu karakterden kesin bir sürpriz çıkacak, bir terslik var bunda" dediğim karakter beni yanıltmasaydı daha da çok sevecektim! Bir de, Oya'nın yeni maceraları yazılmaz mı acaba diye merak ediyorum.

* 2013 yaz okuma etkinliği için, esas mesleği yazarlık olmayan bir kişinin yazdığı bir kitap. 20 puan!

23 Temmuz 2013

Öteki Dünya - Ay Devletleri ve İmparatorlukları


Öteki Dünya Ay Devletleri ve İmparatorlukları - L'Autre Monde ou les États et Empires de la Lune
Savinien Cyrano de Bergerac
Çeviren: Mustafa Demirkan
Yapı Kredi Yayınları
Nisan 2012 (1. basım) 
106 sayfa


Cyrano de Bergerac'ın kitabı Öteki Dünya Ay Devletleri ve İmparatorlukları 1600'lerin ortalarında yazılmış, ancak yazarın ölümünden sonra yayımlanmış. Takip eden yüzyıllarda yazılan birçok bilimkurgu kitabı gibi, bu kitap da döneminin eleştirisini yaparken daha özgür olmak için kendine mekan olarak uzak diyarları seçmiş. Öteki Dünya, kendisinden yüz yıl kadar sonra yazılan Mikromegas'ı anımsattı bana. Bugün sahip olduğumuz bilimsel bilgiden o kadar uzak zamanlarda yazılmışlar ki, neredeyse masal gibi geliyor yarattıkları bilim kurgu.

Öteki Dünya, Cyrano'yu ve kitabı anlatan, Mustafa Demirkan'ın kaleme aldığı bir giriş yazısıyla başlıyor; biraz uzunca ama mutlaka okunması gereken bir yazı bu, kitabın yazıldığı dönemi ve kitabın öngörülerini özetleyen iyi bir başlangıç. Fakat, bu yazının başlarında bir matematik problemi var, ya da ben bir şeyleri yanlış anladım. #direnmatematik (Bkz: yandaki fotoğraf)

Kitap, astronomi hakkında konuşan bir grup insanın tartışması ile başlıyor; içlerinden biri kendi savını kanıtlamak için Ay'a ulaşmaya karar veriyor ve "güneşin çiyleri çeken ısısı"ndan faydalanarak yükselmeye çalışıyor. Bu işe yaramayınca, tesadüflerin de yardımı ile "hayvanların iliklerini emen dolunay" sayesinde Ay'a ulaşıyor; orada bambaşka bir medeniyetle karşılaşıyor.

Ay'da adeta cenneti tanımlayan Cyrano, Prometheus'un aslında Adem olduğuna varan mitolojik benzetmeler ve tanımlardan bol bol yararlanmış. Ay'da yarattığı hayalî devletler ve insanlar aracılığıyla siyaset, sosyoloji, teoloji eleştirileri yapan Cyrano, kitabı tanrının varlığı üzerine bir tartışmayla bitirmiş. Dönemin bilim felsefesine güzel bir özet olmuş, keyifli bir kitap! (Okurken not aldığım birkaç cümleyi paylaşmadan gidemeyeceğim.)

Savaş üzerine:
"Eğer her iki taraf da aynı haklara sahip iseler oldukları gibi dursunlar veya sahip olmak istedikleri kent ya da eyalet için bir el papaz kaçtı oynasınlar. Bununla birlikte dört milyon adamın kafasını patlatırken onlar makamlarında bu zavallıların katliamı hakkında dalga geçebiliyorlar."
Düşünce özgürlüğü:
"Bu adamı, bu maymunu ya da bu papağanı, geldiği Ay'ın dünya olduğunu söylediği için mahkûm edemezsiniz; zira ister insan olsun, isterse Ay'dan da gelmesin, her insan özgür olduğuna göre, dilediğini hayal etmek hakkı da yok mudur?"
Kutsal yaratılış kavramı:
"Bizi durduran ilk engel, dünyanın ebediyetidir; insan zekâsı bunu kavrayacak kadar güçlü ve o kadar güzel, o kadar düzenli bu büyük evrenin kendi kendine oluştuğunu hayal edebilecek yetenekte olmadığı için, insanlar 'Yaratılış'a başvurmuşlardır."
 * 2013 yaz okuma etkinliği için, 150 sayfadan kısa bir kitap. 5 puan!

19 Temmuz 2013

Arsen Lüpen İki Çehreli Kadın


Arsen Lüpen İki Çehreli Kadın - La Femme Aux Deux Sourires
Maurice Leblanc
Çeviren: Aydın Bakanoğlu
İtimat Kitabevi
1972
246 sayfa

Kibar ve çok zeki hırsız Arsen Lüpen'in (daha önce okuduğum) öykülerinin aksine, bu kitap tek bir macerasını anlatıyor. 1972 yılında yayımlanan kitabın çevirisi, kendi dönemine özgü biçimde çok sevimli. 30-50 yıl önce çevirisi yapılan kitaplardaki Türkçeyi çok seviyorum ben. Bolca dizgi hatası var ama teknoloji dolayısıyla görmezden geliyorum onları da...

İki Çehreli Kadın; anlaşılmaz bir şekilde ölen ünlü bir opera şarkıcısı ile başlıyor, Arsen Lüpen'in olaya karışıp bu şarkıcının kayıp mücevherlerini araması ve bu arada polisle çekişmesi ile devam ediyor. Olaya karışan gizemli ve güzel bir kadın (kapakta görünenin aksine, sarışın bir kadın) var tabii ve Arsen Lüpen, kitabın en zeki ve becerikli karakteri olarak kalbimizde yer ediniyor.

Maurice Leblanc'ın kitabı, Arsen Lüpen'e özel bir ilginiz yoksa çok keyif vermez diye düşünüyorum; bence çok başarılı bir kitap değil. Hatta Arsen Lüpen'in diğer öyküleri kadar da iyi değil bence.

* 2013 yaz okuma etkinliği için, hiç görmediğim bir ülkede olayların geçtiği bir kitap. 20 puan!

15 Temmuz 2013

En Son Kale


En Son Kale - The Last Castle
Jack Vance
Çeviren: Ferhan Ertürk
Metis Yayınları
Ağustos 1997 (1. basım)
94 sayfa

En Son Kale, Metis Bilimkurgu dizisinden minicik bir kitap. Yazarı Jack Vance, roman değil de novellalar yazmayı tercih etmiş, En Son Kale de bu romancıklardan biri. 94 sayfalık bu kitabı dört günde bitirmekse benim ayıbım! Kitaba hemen ısınamadım, ama okudukça daha çok sevdim.

İnsanların farklı gezegenlere dağıldığı bir gelecekte, dünyaya geri dönen ve kapalı kalelerde yaşayan insanlar ile beraberlerinde getirdikleri Mek, Feyn gibi yabancı türler var kitapta. Kalelerde yaşayan klanlar, kendi aralarında klan şeflerini seçiyor ve tüm klanlar bir araya gelip "kalenin bir numaralı bayı"nı, resmî otoritesi olmayan bu unvanı taşıyacak adamı seçiyorlar. Kalelerin içinde yaşayan insanlar, kendilerini eğlendiren Feynler, taşıma işlerini yapan Kuşlar ve tüm ayak işlerini yapan Mekler sayesinde yalnızca zihinsel uğraşlarla vakit geçiriyorlar. Erkeklerin her biri, bir bilim alanında teori uzmanı, fakat pratik işlerin kendilerini küçük düşürdüğünü, özsaygılarını yitirmelerine neden olacağını düşünüyorlar. Doğruluğuna ve sonsuza kadar süreceğine inandıkları bu burjuvazinin içinde mutlu yaşarlarken Meklerin başkaldırısı karşısında ezberleri bozuluyor.

Altmetninde sınıf eleştirisi olan ve toplum düzenine dair dikkat çekici sözler söyleyen kitabı, bugün ülkemizde yaşananlarla paralel bir düzlemde değerlendirmek de mümkün; ya da ben herhangi bir şeyi Gezi olaylarından ayrı tutmayı beceremiyorum, emin değilim...

Kitabın tek (ve büyük) eksiği bence finali. Burjuva yaşam tarzını ince ince eleştirirken, çok yumuşak ve sıradan bir final oluşturmuş yazar. Yine de, okumaya değer bir kitap olduğunu düşünüyorum.

* Bu kitap 2013 yaz okuma etkinliğimiz için okuduğum ilk kitap oldu. Bana 5 puan!

13 Temmuz 2013

2013 Yaz Okuma Şenliği


Yukarıdaki, "hayır" diye cevaplamanın imkansız olduğu soruya tıkladığınızda, Pinuccia'nın öncülüğünde gerçekleştirilen bir okuma etkinliğinin detaylarına ve katılımcılarının listesine ulaşabilirsiniz.

Etkinlik biraz karışık gözüktü bana, sonra baktım ki çok da karışık değilmiş. Katılmak konusunda kararsız kaldım, mümkün olduğunca yeni kitap almaktan kaçınmaya çalışıyorum, son kitap alışverişlerim bütçemi epey sarstı. Fakat, kitaplığıma şöyle bir bakınca, sadece bir ya da iki kitap satın alarak da etkinliğe katılabileceğimi fark ettim. Üstelik böylece elimde yaz boyunca takip edeceğim bir okuma listesi ve daha hızlı okumak için bir gerekçem olacak.

9 Temmuz - 9 Ekim tarihleri arasında sürecek bu etkinlikte farklı puan değerleri olan 12 kitap seçiyoruz ve belirlenen süre içinde en fazla puanı toplamaya çalışıyoruz. Kategoriler ve benim seçtiğim kitaplar şunlar:

5 puan: Kuralların hepsini boşverip canının istediği herhangi bir kitabı okuyanlara.
En Son Kale, Jack Vence - tesadüfen 9 Temmuz'da başlamışım bu kitaba, etkinliğin ilk kitabı olsun. 94 sayfa.

5 puan: Genel kural en az 200 sayfalık kitap okumak olsa da 150 sayfadan kısa bir kitap okuyanlara.
Öteki Dünya, Savinien Cyrano de Bergerac - 106 sayfa.

10 puan: Okuduğu kitabın adında bir renk olanlara.
Necronomicon (Kara Dünyanın Kitabı), H.G. Ginger - 237 sayfa.

10 puan: Bir serinin ilk kitabı dışındaki bir kitabını okuyanlara.
Langelot Sabotajcıların Peşinde, Teğmen X - 227 sayfa.

15 puan: Kendisi dışında herkesin o kitabı okuduğunu düşünüp sonunda o kitabı kendisi de okuyanlara.
Bu kategori için henüz kitap seçemedim. Önerilere açığım, fakat tutup Elif Şafak okuyacak değilim!
Ekleme 15 Temmuz: Sahafım Faruk Bey İlyada'yı önerdi, fakat etkinlik süresi içinde yetiştirebileceğimden emin değilim. Önerilere hâlâ açığım.
Ekleme 25 Temmuz: Kuzenimden Puslu Kıtalar Atlası'nı aldım, İhsan Oktay Anar - 238 sayfa.

15 puan: Yasaklanmış bir kitap okuyanlara.
Otomatik Portakal, Anthony Burgess - 223 sayfa.

20 puan: Esas mesleği yazarlık olmayan bir kişinin yazdığı bir kitabı okuyanlara.
Berlinli Apartmanı, Yaprak Öz - Yaprak Hanım halen İngilizce öğretmeni imiş. 239 sayfa.

20 puan: Türü kurgu olmayan bir kitap okuyanlara.
Hayatım... Otobiyografi, Agatha Christie - 608 sayfa

20 puan: Hiç görmediği bir ülkede olayların geçtiği bir kitap okuyanlara.
Arsen Lüpen İki Çehreli Kadın, Maurice LeBlanc - Aslında bu ve Langelot kitabım her iki kategoriye uyuyor; seri kitapları ve her ikisi de Fransa'da geçiyor. 246 sayfa.

25 puan: 400 sayfadan uzun bir kitap okuyanlara.
Perdido Sokağı İstasyonu, China Miéville - 736 sayfa.
Ekleme 25 Temmuz: Bugün Gölge Oyunu, Ray Bradbury Anısına Yepyeni Öyküler'i aldım, bunu da okuyabilirim sanki - 468 sayfa.

25 puan: Romanın yazarı veya karakterlerinden birinin adı veya soyadı kendisininkiyle aynı olan bir kitap okuyanlara.
Efsaneler - Hikayeler - Portreler, Osman Çelik - 'Adaşım bir yazar ya da karakter nereden bulayım ben' diye dertlenirken fark ettim ki, ben adımı Kafkas mitolojisinden alıyorum! 352 sayfa.

30 puan: Kendi doğum yılında doğan veya ölen bir yazar tarafından yazılmış bir kitap okuyanlara.
1984 yılında ölen Truman Capote'nin bir kitabını okumaya karar verdim, bu kitabı almam gerekecek.
Ekleme 15 Temmuz: Capote'nin Soğukkanlılıkla kitabını aldım. 419 sayfa.