Agatha Christie etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Agatha Christie etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Eylül 2015

Zarif Bir Cinayet Gecesi


Zarif Bir Cinayet Gecesi - They Do It With Mirrors
Agatha Christie
Çeviren: Çiğdem Öztekin
Altın Kitaplar Yayınevi
Mart 2014 (2. basım)
232 sayfa

Kitabın başlığına, yani Türkçe başlığına, bakınca frak giyen bir katil ya da dantelli parasolü ile kırıtan bir katil ya da hiç olmazsa cinayet işlerken serçe parmağını havaya kaldıran bir katil bekliyordum. (Evet, benim serçe parmağım hâlâ kendini zarafet timsali zannediyor; çünkü iyileşmek bilmiyor.)  Fakat kitabın ismini öyle bir çevirmişler, öyle bir çevirmişler ki, neye çevirdiklerini kendileri de pek bilememişler. Yani hayır, katilin serçe parmağının havada olduğunu pek zannetmiyorum. Ama güzel kitap. Üstelik benim için iki ayrı önemi var bu kitabın.

Öncelikle, Zarif Bir Cinayet Gecesi, bir Miss Marple hikayesi ve ben bu kadından biraz bahsetmek istiyorum. Miss Marple, bence hak ettiği değeri bulamamış bir polisiye karakter. Tamam, bir Sherlock Holmes değil ya da Hercule Poirot'nun karikatürize zekasına erişemez fakat sıradan, tatlı bir yaşlı kadın ve böyle bir kadının çok başarılı bir dedektif olması tuhaf biçimde güzel. Miss Marple, eskiden her mahallede bulunan, balkonda oturup gelenin geçenin kaydını tutan ve kimin ne haltlar karıştırdığını çok iyi bilen apartman teyzelerine benziyor aslında. İngiltere'nin küçük bir köyünde yaşayan, tonton, şirin, nazik, tam da dertleşilecek bir insan. Fakat, bütün bunların yanında, insanların kötü olduğuna ve herkesin olabilecek en kötü şeyi yapabileceğine inanıyor. Bu özellikleri, keskin zekası ve hafızası ile birleştiğinde Miss Marple bir cinayet sahnesinde kimin yalan söylediğini, kimin cinayet için nedeni olduğunu, olaydaki tutarsızlıkları görüyor; çoğunlukla köyünde daha önce yaşanan olaylarla ya da tanıdığı kişilerle benzerlikler buluyor ve hooop, olayı çözüyor!

Bu kitapta, Miss Marple eski bir okul arkadaşıyla buluşuyor; arkadaşının kız kardeşi hakkındaki endişelerini dinliyor ve söz konusu kardeşi ziyaret edip duruma bir göz atmayı kabul ediyor. Marple'ın ziyarete gittiği kardeş, sorunlu çocukların eğitimi ve psikolojisi ile uğraşan kocası ile birlikte, kocaman bir evde yaşıyor. Evde kendisi ve kocasının dışında, kızı, evlat edindiği diğer kızının kızı ve kocası, ikinci kocasının çocukları, yıllardır yanında çalışan asistanı, psikologlar, öğretmenler... var. Arazinin içindeki bir bina ise suçlu çocuklar için rehabilitasyon merkezi olarak kullanılıyor. Ortam bu, olaylar karışık. Neyse ki, Miss Marple orada.

Kitabın ikinci önemi ise, tamamen kişisel. İlk kez bir Agatha Christie kitabında, katilin kim olduğunu ve cinayeti nasıl işlediğini cinayetten hemen sonra çözdüm ve çözümüm doğru çıktı! Hmm... Kitap için biraz olumsuz bir yorum olabilir bu, neyse artık, ne yapalım. Çözdüm ben.

30 Haziran 2015

Poirot Araştırıyor


Poirot Araştırıyor - Poirot Investigates
Agatha Christie
Çeviren: Çiğdem Öztekin
Altın Kitaplar Yayınevi
Mart 2015 (1. basım)
208 sayfa

Yaz gelmişken ve yapılması gereken birdolu şeyin yoğunluğu azalmışken uzun zamandır beklettiğim serilerden birine başlamaya karar verdim. Yerdeniz, Yüzüklerin Efendisi ya da Dune okumaya girişeceğim ve bu arada uzun süre sessiz kalabilirim. O yüzden, araya hafif bir kitap sıkıştırmak istedim, bir süre önce aldığım Poirot Araştırıyor'u okudum; biraz da bahsedeyim dedim.

Poirot Araştırıyor, çoğu Poirot kitabının aksine on bir kısa öyküden oluşuyor. Her bir öykü Poirot'nun maceralarını anlatan sadık dostu Hastings'in kaleminden anlatılıyor ve Poirot'nun hızla çözümlediği olayları konu alıyor. Çözümler hızlı olsa da, bazı olaylar -İngiltere başbakanının kaçırılması ya da uluslararası casusluk gibi- epeyce önemli ve büyük sonuçlar doğurabilir. Elbette yüce dedektif Poirot, küçük gri hücrelerini kullanarak her şeyi ortaya çıkarıyor, polislerin zekasıyla alay ediyor. Tüm Agatha Christie kitapları gibi, bu da bir çırpıda okunabilecek, keyifli bir kitap.
"Ne düşündüğünüzü anlıyorum, baylar. İyi bir dedektifin harekete geçmesi gerekirdi, değil mi? Enerjik olmalı, sağa sola koşmalı, tozlu yollara yatmalı, elinde büyüteç lastik izlerini incelemeli. Sigara izmaritlerini ve yanmış kibritleri toplamalı. Kafanızdaki iyi dedektif profili bu değil mi? Bunu bekliyorsunuz?"

3 Ağustos 2013

Hayatım...


Hayatım... Otobiyografi - An Autobiography
Agatha Christie
Çeviren: Azize Bergin
Altın Kitaplar Yayınevi
Nisan 2009 (1. basım) 
608 sayfa

Çok sevdiğim yazar Agatha Christie'nin otobiyografisi olan Hayatım...'ı keyifle okudum. Christie bu kitap üzerinde yaklaşık on beş yıl çalışmış ve ölümünden bir yıl önce, 1975'te tamamlamış. Kitap boyunca tarihleri çok fazla belirtmemiş; özellikle merak ettiğiniz olayların tarihini yazarın wikipedia sayfasında bile bulabilirsiniz sanırım. Agatha Christie'nin hayatı ile ilgili en büyük gizem olan (1926 yılında gerçekleşen) "kayboluş" olayından hiç bahsetmiyor kitapta. Irak'taki antik kent Nimrud'da bir kerpiç evde yaşarken yazmaya başladığı otobiyografi; çocukluğunu, gençliğini, evliliklerini ve yaşlılığını oradan oraya atlayarak anlatıyor. Bu serbest yazım bence çok keyifli, kitabın akıp gitmesini sağlıyor. Bana, hafifçe "Bir Dinozorun Anıları"nı da hatırlattı.

Victoria Devri'nin sonlarında doğan Agatha Christie (doğum adı ile Agatha Clarissa Mary Miller) bu dönemin alışkanlıklarına sahip bir aile içinde, genellikle mutlu bir çocukluk geçirmiş. Uyumlu bir baba, yaratıcı bir anne, enerji dolu abla ve ailenin sorunlu çocuğu abi (ki, abisinin başkalarının gözünde başarısız gözükmesine rağmen, kendi bildiği gibi ve mutlu bir hayat sürdüğünü düşünüyor Christie) ve hizmetçiler, büyükanneler, yakın dostlar (aralarında Rudyard Kipling de varmış) ile dolu, Ashfield malikanesinde büyümüş. Yatılı okulda okuyan ablası ve genellikle evden uzakta olan abisi pek ortalıkta gözükmediklerinden; dadıları, evcil hayvanları ve en önemlisi hayalî arkadaşlarıyla vakit geçirmiş. Yetişkinlik döneminde de olduğu gibi, kendisini konuşarak ifade etmeyi pek beceremeyen ve bu yüzden -aile içinde- "ağır" olduğu söylenen Christie, zengin hayal gücünün o günlerde yarattığı karakterleri ve maceraların çoğunu hatırlayıp kitabında anlatıyor.

Christie'nin çocukluğu ile ilgili anlattıklarından en çok bebek evini sevdim. Çeşitli örneklerini filmlerde, dizilerde, internette gördüğümüz bu bebek evleri için, o günlerde her türlü eşya ve insan figürleri satılıyormuş; yemekler, mutfak eşyaları, mobilyalar, tuvalet masaları, lambalar ve vazolar... Bizim Sims oyununun çok daha fazla emek isteyen ve keyifli bir erken versiyonu!

Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarını yaşayan Christie, Birinci Dünya Savaşı'nda hemşire ve eczacı olarak çalışmış; İkinci Dünya Savaşı'nda ise damadını kaybetmiş. Damadının ölümü ve ilk eşinden boşanması; kitapta bahsettiği nadir üzücü konulardan. Genel olarak hayatındaki güzel anıları ve olayları hatırlayıp yazmış; bunları tekrar yaşamaktan çok keyif almış. Bense, kitap boyunca kendisi ile ilgili anlattıklarından "aaa ben de öyle!" diyecek yerler bulup mutlu oldum. Örneğin, gençliği ile ilgili anılarını anlatırken şöyle diyor:
"Ben ise tam aksine, bu açıdan biraz da babama benzediğim için, bana eğlenceli bir olay yaşayıp yaşamadığım sorulduğunda hemen, "Hiçbir şey olmadı," derdim. "Bayan falanca, partide ne giymişti?" "Hatırlamıyorum" ... Ben genelde, her şeyi kendime saklamaya devam ettim. Sıkı ağızlı olmak istediğimi sanmıyorum. Sadece pek çok şeyin önem taşımadığını düşünüyordum; peki o zaman neden bu önemsiz şeylerden söz etmeli ki?"
İşte, annemin 30 yıl boyunca şikayet ettiği şey... Ne gerek var ki? Bir de, Christie kitaplarını (ya da taslaklarını) dikte ettirirken, yanına kızı geldiğinde doğru düzgün bir cümle bile kuramadığını anlatıyor. Sınavda tepesine öğretmen dikildiğinde hiçbir şey yazamayan öğrenciler gibi! (Bu yazıyı yazarken odaya annem girdi, bir şeyler alması gerekiyordu ve o çıkana kadar tek kelime yazmadan boş boş ekrana baktım.) Kendimi Agatha Christie'ye benzetirken, biraz da o büyük hayal gücüne sahip olsaydım ne iyi olurdu! Christie'nin tüm Jules Verne romanlarını Fransızca okumasını ise çok kıskandım.

Agatha Christie bol bol seyahat etmiş, çocukluğunda bir süre yaşadıkları Fransa dışında, tek başına bir Doğu seyahatine de çıkmış böylece ikinci eşi Max Mallowan ile tanşmış ve arkeoloji hakkında birçok bilgi edinmiş. Doğu Ekspresi ile gerçekleştirdiği ilk seyahatini, İstanbul'da geçirdiği süreyi de anlatan yazar, bir de trende tanıştığı bir kadından bahsediyor:
"Tek çocuklu hem de kız çocuklu olduğum için kendimi aşağılanmış gibi hissediyordum. Güleç yüzlü Türk hanım, anlayabildiğim kadarıyla tam on üç çocuk doğurmuştu, bunların beşi ölmüştü ve en az üç kez, belki de dört kez düşük yapmıştı."
Kitabın sonlarına doğru ise, kocası Max'in (İkinci Dünya Savaşı sırasında) Türk Yardım Heyeti'nde çalıştığını söylüyor. Irak'taki kazı alanlarında uzun süre yaşayan yazar, bu coğrafyayı çok sevmiş.

Bence Agatha Christie ile ilgili çok ilginç olan detaylardan biri de, yıllar boyunca (birkaç kitabı yayımlandıktan ve çok sattıktan sonra bile) kendisini bir yazar olarak görmemiş, polisiye romanlar yazmayı boş vakitlerinde yaptığı bir ek iş olarak nitelemiş. Zaten, çocukluğunda "ben büyüyünce yazar olacağım" dememiş hiç. Agatha Christie okuyup sevdiyseniz, otobiyografisini de keyifle okuyacağınızı düşünüyorum. Tabii, Altın Yayınlarının özensiz, bol yazım hatası (hatta anlatım bozukluğu) dolu basımını göz ardı edebilirseniz...

Bu arada, geçen ay Yazar Ayları için Agatha Christie okunacaktı, yetişemedim. Ayrıca, bu bloga başladığımdan beri hiç otobiyografi okumadığımı fark ettim, neyse.

* 2013 yaz okuma etkinliği için, türü kurgu olmayan bir kitap. 20 Puan!

8 Mart 2013

Hercule'ün On İki Görevi


Hercule'ün On İki Görevi - The Labours of Hercules
Agatha Christie
Çeviren: Çiğdem Öztekin
Altın Kitaplar Yayınevi
Ekim 2011 (3. basım)
336 sayfa

Ortalama bir Agatha Christie kitabını burada anlatmak pek anlamlı gelmiyor bana. Ne desem spoiler olacak ve söyleyecek pek bir şey bulamayacağım. Agatha Christie belirsiz ipuçları ile kafamızı karıştıracak; sonunda da elbette bütün gizem açığa çıkacak. O yüzden, arasıra Agatha Christie okuduğumda yazmadan geçiyorum. Fakat bu kitabı okumayı uzun zamandır istiyordum ve anlatmam gerektiğini düşünüyorum. En sevdiğim kurgu karakterlerden olan Hercule Poirot'nun mitolojiyle buluşmasını nasıl görmezden gelebilirim ki?

Hercule'ün On İki Görevi, Hercule Poirot'nun adını aldığı Herakles'e ve Yunan mitolojisine selamı. Herakles'i (Herkül'ü) anlatan kısa bir yazıyla başlıyor kitap, ardından önsöz ve on iki öykü geliyor.

Mitolojide, Herkül'ün üstlendiği görevler üvey annesi Hera'nın başının altından çıkar, Miken Kralı'nın hizmetindeyken görevlerini tamamlar. Bolca mitolojik yaratığı bize tanıtan görevler şunlar:
  • Nemea Aslanı'nı öldürüp derisini yüzmek
  • Hydra Ejderi'ni öldürmek
  • Arkadia Geyiği'ni yakalamak
  • Erymanthian Dağı'ndaki yabandomuzunu yakalamak
  • Augias'ın ahırlarını bir günde temizlemek
  • Stymphalia'da yaşayan kuşları kovmak
  • Girit Boğası'nı Atina'ya götürmek
  • Diomedes'in insan yiyen kısraklarını yakalamak
  • Hippolyta'nın kemerini almak
  • Geryoneus'un sığırlarını çalmak
  • Hesperidlerin altın elmalarını almak
  • Kerberos'u yeryüzüne çıkarmak
Hercule Poirot'yu mitolojiye yönlendirmek için bir önsöz yazmış Christie, Doktor Burton ile Poirot oturup sohbet ediyorlar, Poirot'nun adını nereden aldığını sorgulayan Doktor konuyu mitolojiye getiriyor ve sonuçta Hercule Poirot'nun mitolojiden pek anlamadığı ortaya çıkıyor. Konuya ilgisi uyanan Poirot (sekreteri Bayan Lemon'un da yardımıyla) Herkül hakkında bulduğu her şeyi okuyor, "on iki görev" hikayesi ilgisini çekiyor ve emekli olmadan önce yalnızca bu görevlerle ilişkilendirebileceği son on iki sorunu çözmeye karar veriyor.

Önsözün kurgusunu, kitabın temeli olsa da çok sevmedim. Öncelikle, kendini beğenmiş Poirot'nun adını aldığı karakteri araştırmamış olması mümkün değil. Ayrıca (ismini hatırlamadığım bir Christie kitabında) Hercule Poirot kendine hayalî bir ikiz kardeş yaratıyor ve adının Achilles olduğunu söylüyordu. Yani, Poirot'nun mitoloji hakkında hiçbir şey bilmediğini iddia eden bu önsöz çok gerçek gözükmedi bana.

Her öyküden önce, Herkül'ün görevinin ne olduğu kısaca anlatılmış. On iki kısa öyküde, Herkül'ün görevleri ile sembolik olarak örtüşen olayları çözüyor Poirot. Romanların aksine daha küçük sorunlar, çok daha hızlı çözülüyor. Yunan mitolojisi okuduysanız ve Agatha Christie seviyorsanız okumanız gereken bir kitap bence. =)

Kitabı okurken bayıldığım iki minik alıntı eklemek istiyorum son olarak. Birincisi, Hercule Poirot'nun kişiliğini çok güzel özetliyor; ikinci alıntıyı ise kulağıma küpe etmek istiyorum!
"Bu gidişle siz de kendi dininizi kuracaksınız. Bu dinin temeli de muhtemelen şöyle olacaktır: Hiç kimse Hercule Poirot'dan daha akıllı olamaz! Amin!"

"Yaşamda altın bir kural vardır, George, o da şudur: Hiçbir zaman başkalarının senin için yapabilecekleri bir şeyi yapma!"

24 Şubat 2012

Holmes vs Poirot


Uzuuuun yıllar önce can sıkıntısından patlamak üzere olduğum bir ara, oturup en sevilen iki dedektif hakkında bir şeyler karalamıştım. O yazıyı, önce Deviantart'ta, sonra da Ekşi Sözlük'te yayınlamıştım. Bugün fark ettim ki, tam da buraya eklenecek bir yazıymış. Ufak tefek düzenlemeler gerektirse de, ilk halini pek değiştirmeden yayınladığım söylenebilir. Buyrun:

Edebiyat dünyasının en tanınmış dedektiflerinden ikisi Hercule Poirot ve Sherlock Holmes, malum. Peki, bu dedektifleri karşılaştırırsak neler çıkar? Farkları nedir? Hangi yönleri benzer?

Karşılaştırmaya google fight ile başlıyoruz. Tahmin edileceği üzere Mr. Holmes ezici bir farkla kazanıyor:

Sherlock Holmes - Hercule Poirot
19.400.000 - 1.950.000 (ve Hercules Poirot olarak arayınca çıkan 1.910.000 arama)
Gelelim dedektiflerimizin hikayelerine...

Sherlock Holmes halis bir İngiliz'dir. Ev arkadaşı, kendisine büyük hayranlık duyan ve gerektiğinde Holmes'a yardım etmek için elinden geleni yapan Dr. Watson'dır; emekli bir ordu doktoru. Çözümlemesi gereken bir dava olmadığı zamanlarda Holmes'un sinirleri bozuktur ve -başta Dr. Watson ve ev sahipleri Bayan Hudson olmak üzere- çevresindekilerin de sinirlerini bozar. Böyle zamanlarda durmaksızın sanatında ilerlemesini sağlayacak kimyasal analizler yapar; ya da eski suç dosyalarını inceler. Hatta uzun süre boş kaldığında zihninin heyecanı unutmaması için kokain kullanır. Dostu Dr. Watson'ın tüm uyarılarını kulak ardı ederek "beynim aktif olmalı... Yapacak işim olmadığında, ara sıra, bunu yapay uyarıcılarla sağlıyorum" der.

Mr. Holmes yaptığı işin bir sanat olduğunu düşünür, üstelik döneminde bu işi ("danışman dedektiflik") yapan tek ustadır. Bu konuda kendisine denk, hata daha fazla yeteneğe sahip olduğunu kabul ettiği tek kişi kardeşi Mr. Mycroft Holmes'tur; ancak Mycroft Holmes, bu işi meslek edinen kardeşi kadar hevesli değildir ve yeteneklerini onun kadar sık kullanmaz. Sherlock Holmes genellikle kendini beğenmiş tavırlar içindedir ve bulgularını açıklarken şaşırtıcı sürprizler yapmayı sever. Maddi sıkıntısı yoktur, çünkü yardımcı olduğu kişiler cömert ödemeler yaparlar. Buna rağmen Holmes her zaman işinin kendisinin yeterince tatmin edici olduğunu düşünür ve şöyle der: "bu kadar keyif aldığım bir işi yapıyorum ve üstüne bana para ödüyorlar." (ya da tam olarak öyle demez, ama benim aklımda öyle kalmıştır.) Sherlock Holmes bir olayı çözümlemek için uğraşırken çok enerjiktir. Zihni ve bedeni simültane çalışır. Tüm duyuları kanıt toplamaya odaklanmışken bir yandan da kanıtları zihninde düzenler, sıraya koyar, teorisini oluşturur. Bedeni olduğu kadar zihni de canlı tutmak gerektiğine inanır. En önemli yeteneği tümdengelim teorileri oluşturabilmesidir. Önüne çıkan davaları bu yöntemle çözer. Sherlock Holmes uzun boyludur; çok zayıf olması boyunun daha da uzun gözükmesini sağlar. Kılık değiştirme konusunda da büyük yeteneği vardır ve çok kez Dr. Watson bile karşısındakinin Holmes olduğunu anlamaz.

Mösyö Hercule Poirot ise İngiltere'de yaşayan bir Belçikalıdır. Kendisini Fransız zannedenlere sinirlenir. Sherlock Holmes gibi kendini beğenmiş tavırlar içinde olan Poirot'nun dış görünüşü ise tamamen farklıdır. 1.60 metre boyunda ve tombul bir adam olan Poirot'nun en çok övündüğü özelliklerinden biri, gür ve simsiyah bıyıklarıdır. Bunun dışında Poirot "küçük gri hücreleri" ile övünür ve "tazı gibi etrafı koklayarak gezen" dedektifleri küçük görür. Poirot, insanları dinleyerek ve gerçekleri yalandan ayırarak çalışır. En zor cinayetleri bile rahat koltuğundan kalkmadan çözümleyebileceğini iddia ederek dostu Arthur Hastings'in sinirlenmesine yol açar. Tabii her ünlü dedektif gibi, başarıya ulaşır ve Hastings'i, affedersiniz, göt eder.

Evet; Holmes gibi, Poirot'nun da yakın dostu, kankası ve bir dönem ev arkadaşlığını yapmış bir ekürisi vardır. İsmi Arthur Hastings olan bu kişi de (hafızam beni yanıltmıyorsa) Dr. Watson gibi savaş gazisidir. Poirot, özellikle de keyifli zamanlarında, Hastings'e "mon ami Hastings" şeklinde hitap eder.

Poirot için en önemli şey "insan psikolojisi"dir. İnsanlarla ne kadar konuşursa o kadar çok bilgi toplayacağını düşünür. Gerektiği zaman ise sahaya inip kanıt toplamayı bilir. Daha sonra da "sistem" gelir; olay kurgusundaki bulgular sisteme uymuyorsa, bir yanlış var demektir! Poirot özel hayatında da sistem ve düzene özen gösterir; hastalık derecesinde titizdir, simetri hastalığı vardır.

Bu anlatımdan sonra, daha eğlencelisini yapalım; gelelim dedektiflerimizin ortak ve farklı yönlerinin sırayla karşılaştırılmasına. Bunların bir kısmından yukarda bahsettim, ancak tekrar etmekte sakınca görmüyorum.

1. Her ikisi de İngiltere’de yaşamaktadır.
2. İki dedektifin de ev arkadaşları her davada koşulsuz yanlarındadırlar.
3. İki dedektifin de dostları eski birer ordu doktorudur; yani kanlı olaylardan rahatsız olmayacaklardır ve tıp bilgileriyle dedektiflere yardımcı olurlar.
4. Sherlock Holmes ve Hercule Poirot, her ikisi de kendini beğenmişlikleriyle dikkat çekerler.
5. Zihnin ve düzenli düşünmenin önemini ikisi de sıklıkla belirtirler.
6. Ancak Poriot'nun aksine, Holmes özel yaşamında çok dağınıktır; evin içinde atış talimi yapacak kadar.
7. Dedektiflerimiz maddi sıkıntı yaşamazlar, çünkü müşterileri yeterince cömerttir.
8.Bunun yanında, ilgilerini çeken bir olayla sadece kişisel tatmin için ilgilenirler ve maddi kazancı düşünmezler.
9. Holmes kılık değiştirerek çalışmayı sever; Poirot ise bunu küçük düşürücü bulur.
10. Poirot saçları ağardıkça onları siyaha boyar; Holmes ise dış görünüşüyle ilgisizdir.
11. Holmes ve Poirot'nun gereksiz cesaretleri yoktur; nerede yavaşlamaları gerektiğini bilirler.
12. İkisi de, zeki bir suçluyla karşılaştıklarında ona saygı duyarlar ve dikkatli davranırlar.
13. Dr. Watson, Holmes'un hikayelerinde sıkça ön plana çıkan, ismi çok geçen bir kişi iken; Arthur Hastings, Mösyö Poirot'nun maceralarında daha silik bir rol üstlenmiştir. Kısacası insanlar tarafından bilinenler Holmes ve Watson hikayeleri iken, öbür tarafta sadece Poirot hikayeleridir. (teşekkürler karoks)
14. Holmes bütün dünyayı gezmesine rağmen, anlatılan öyküleri çoğunlukla İngiliz banliyölerinde geçer. Poirot ise nerde abuk sabuk yer varsa bulur; tren, Nil nehri dinlemez. (teşekkürler deepestwonder)
15. İki karakterin de yaratıcısının asalet unvanları vardır: Sir Arthur Conan Doyle ve Dame Agatha Christie.

Şimdilik aklıma gelenler bu kadar. Sırada dedektiflerimizin ölümü var...

(Dikkat!!! Sherlock Holmes ve Hercule Poirot okumayı seviyorsanız, bu yazı bundan sonra spoiler barındırabilir. Hatta barındıracaktır. Benden söylemesi...)

Sherlock Holmes, "Son Vaka" adlı öyküsünde o ana dek karşılaştığı suçluların en zeki ve en kurnaz olanıyla, Moriarty ile karşılaşır. Dr. Watson'un anılarına göre, bu karşılaşmanın sonunda Holmes ve Moriarty birlikte yüksek bir uçurumdan düşerek ölürler. Burada efsane bitti zannederiz. Ancak 3 sene sonra, Holmes eski dostu Watson'ın karşısına tekrar çıkar. Moriarty'nin, en az onun kadar tehlikeli olan, yandaşlarını atlatmak ve kurnazca yakalamak için bir oyun planladığı anlaşılır. Esasen bu geri dönüş, Sir Doyle’un okur baskısına daha fazla dayanamamasının sonucudur. Başka hikayeler yazmak için en tanınan karakterini öldürmüşken, epeyce kalabalık olan Holmes hayranlarının tepkisi nedeniyle karar değiştirmiştir.

Diğer yandan Poirot'nun ölümü bundan daha basittir, çünkü cesedi ortadadır. Olay "Ve Perde
İndi" isimli romanda geçer. Styles Köşkü'nde (burası aynı zamanda Poirot ve Hastings'in ilk kez karşılaştığı ve roman dizisinin başladığı yerdir) misafir olarak bulunan Norton sinsi yöntemiyle başkalarının cinayet işlemesini sağlayan bir katildir; ve kendisi cinayet işlemediği için yasaların yapabileceği bir şey yoktur. Bu noktada Poirot yapacak başka şey olmadığını düşünerek cellat rolünü oynar ve Norton'ı öldürür. Daha sonra ihtiyaç duyabileceği ilaçlarının uzağında yatarak kendisini "ilahi adalet"e bırakır; o gece geçirdiği kalp kriziyle edebiyat dünyasına veda eder.

Ve bir bakıma, Sherlock Holmes ne kadar CSI ise, Hercule Poirot o kadar Without a Trace'tir.

15 Eylül 2010

Agatha Christie'nin Gizli Defterleri


Agatha Christie'nin Gizli Defterleri - Agatha Christie's Secret Notebooks
John Curran
Çeviren: Füsun Doruker
Altın Kitaplar Yayınevi
Eylül 2010 (1. basım)
440 sayfa

Bugün Dame Agatha Christie'nin 120. doğum günü. Geçen hafta aldığım "Agatha Christie'nin Gizli Defterleri"ni biraz da aceleyle bitirdim ki, yazı bugüne yetişsin. Agatha Christie'nin doğum gününü, bu kitaptan bahsederek kutlayayım.

Agatha Christie polisiyenin kraliçesi, elbette. Yaşamına onlarca roman, öykü, hatta oyun sığdırmış. Romanlarından uyarladığı oyunları, İngiltere'deki tiyatrolarda yıllarca oynanmış, kitapları ise yıllar sonra bile çok sevilerek okunuyor ve asla eskimiyor. İşin kötüsü şu ki, Agatha Christie'nin herhangi bir kitabından bahsetmek çok zor. Final hakkında ipucu vermekten kaçınabilsek de, romandaki küçük bir sürprizin anlatılması bile sinir bozucu olabilir. O nedenle, ben de Agatha Christie’nin kitaplarından bahseden bir kitaptan bahsedeceğim! (Matruşka gibi oldu…)

Agatha Christie’nin gizli defterleri, yazarın kitapları ile ilgili notlarını tuttuğu defterlerden derlenmiş bir kitap. Beni en rahatsız eden yanı şu: Kitap Türkiye’de yayımlanırken, sanki biraz aceleye gelmiş; çok basit imla ve dizgi hataları var kitapta. Kitabın en düşünceli yanı ise, her bölümün başında bir spoiler uyarısı bulunması; “Bu bölümde sonu açıklanan kitaplar” açıklaması beni durdurmasa da, henüz okumadığınız kitaplarla ilgili bölümleri atlamanızı sağlayabilir. Bunları geçersek, bu kadar ünlü bir yazarın kitaplarını yazarken nasıl çalıştığını, kurguları nasıl oluşturduğunu görmek çok keyifli. El yazısını –siyah beyaz baskı ile olsa da- görmek güzel.

Yazar John Curran, Agatha Christie’nin büyük bir hayranı. Christie’nin –artık bir müze olan- evinde bulduğu yetmişten fazla defteri sıralayıp düzenlemiş, hepsini okumuş, okumuş, tekrar okumuş… Uzun bir süreç sonunda bu kitabı yazmış ve yayımlamış. Christie’nin en ünlü kitaplarını yazarken konuya nereden başladığı, karakterlerin nasıl şekillendiği, ipuçlarının nasıl paylaşıldığı adım adım anlatılıyor. Hangi öykülerin sahneye uyarlandığı, hangi romanların kısa öykülerin tekrar düzenlenmesiyle oluştuğu… Benim en çok ilgimi çeken, Agatha Christie’nin not aldığı fikirleri tekrar tekrar okuması, bir fikri yazdıktan yıllar sonra yepyeni bir romanda kullanması oldu.
“Ben asla konu bulmakta sıkıntı çekmem.” Briç Masasında Cinayet, 4. bölüm
Kitap, Christie’nin en yaratıcı yıllarını olduğu kadar, yaşlılık dönemini de ele almış; son dönem kitaplarının eskilerine oranla daha zayıf olduğuna dikkat çekmiş. Yani, John Curran kör bir Christie hayranı değil, romanları yorumlarken epeyce tarafsız davranmış. Ama, neredeyse 450 sayfalık olan kitap ilerledikçe sıkıcı hale geliyor sanki. İtiraf ediyorum, ben bazı bölümleri hızlıca taradım, okumadan geçtim. Amaaa… En sonunda iki kısa Hercule Poirot hikayesi var ve bunlar kitabın sıkıcılaşmaya başladığı kısımları hemen unutturuyor.

Öykülerden birincisi Kerberos’un Yakalanması adında. Bu öykü, Hercule’ün On İki Görevi isimli bir kitabın son öyküsüymüş. Yunan mitolojisindeki Herakles’in on iki görevi efsanesi ile (simgesel de olsa) paralel olaylar içeren bu kitabı epeyce merak ettim ben!

İkinci öykü ise, Köpeğin Topu Olayı başlığını taşıyor ve daha sonra Sessiz Tanık romanında da bu öyküdeki olay örgüsü kullanılmış. Yine de karakterler farklı ve okumak keyifli…

Evet, Agatha Christie’nin Gizli Defterleri, özellikle polisiye seviyorsanız kütüphanenizde bulunması gereken bir kitap.

Doğum günün kutlu olsun Dame Christie!