Ray Bradbury etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ray Bradbury etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Haziran 2015

Sonbahar Ülkesi


Sonbahar Ülkesi - The October Country
Ray Bradbury
Çeviren: Mehmet Moralı
İthaki Yayınları
Şubat 2015 (1. basım)
406 sayfa

Son okuduğum Bradbury kitabı olan Papa ile Papağan'dan nedense pek keyif almamıştım. Sonbahar Ülkesi sayesinde Bradbury okumayı ne kadar çok sevdiğimi hatırladım. Kitaptaki on dokuz öykünün her biri ölümle ilgili ve bence hepsi çok keyifli öyküler.

Bradbury'nin ölüm öykülerinin kendine has bir melodisi, akışı var. Korkunç değil ama rahatsız edici, gerilimli. Zaman zaman absürt. Fakat (benim çok sevdiğim) bir okuma keyfi veriyor. Yara kabuğunu kaşır gibi, ya da yorganın altına saklanıp gerilim filmi izler gibi; bayıldım!
"Anne? Mezarlıkta ne yaparlar, anne, toprağın altında? Öylece yatarlar mı?"
"Öylece yatarlar."
"Öylece yatarlar mı? Bütün yaptıkları bu mu? Pek eğlenceli gibi gözükmüyor."
"Tanrı aşkına, eğlenceli olsun diye olmuyor ki."
"Orada yatmaktan sıkılırlarsa, neden dışarı zıplayıp ara sıra etrafta koşmuyorlar? Tanrı çok saçma..."
Çeviriyi çok beğendim, gözüme çarpan büyük dizgi hataları da yok. Harika bir iş çıkarmış İthaki. Bir de, daha önce okuduğum resimli Eve Dönüş'ün kısaltılmış versiyon olmasına çok üzülmüştüm, bu derlemede öykünün tam metni var. Görür görmez çok mutlu oldum, sırıtarak okudum. Özetle, mutlaka okunması gereken bir öykü kitabı bu. Bradbury'ye birkaç kitaplık bir ara verdikten sonra Karahindiba Şarabı ile devam edeceğim, şimdiden sabırsızlanıyorum.

30 Nisan 2015

Papa ile Papağan


Papa ile Papağan - The Parrot Who Met Papa
Ray Bradbury
Çeviren: Kemal Bek
Yılmaz Yayınları
1992 (1. basım)
140 sayfa

Ray Bradbury'nin Sonbahar Ülkesi adlı derlemesi iki ay önce İthaki etiketi ile basıldı, ben de kitabı aldım, okunacaklar yığınıma ekledim. Sonra fark ettim ki, sahaflarda bulup henüz okumadığım iki Bradbury kitabım daha varmış benim! Hemen onları da okunacaklar yığınıma aktardım ve Papa ile Papağan'dan başlayayım dedim. Yine de, öykülerini çok sevdiğim Bradbury'nin bu incecik kitabını çok uzun zamanda okudum. Aklım dağınıkken okumaya ayırdığım süre çok azalıyor. Olsun, yavaş yavaş toparlıyorum.

Kitaba adını veren öykünün orijinali  ilk kez Playboy dergisinde yayımlanmış; daha sonra David Aronovitz imzalı  "The Parrot Who Met Papa (Concluded)" adlı kısa öykü ile birlikte sırt sırta (dos-à-dos) basılmış. Bu baskıyı Abebooks'ta buldum, fiyatına baktıktan sonra sayfayı hüzünle kapattım. Benim elimdeki derlemenin orijinali ise Long After Midnight adıyla yayımlanmış. Orijinal baskıdaki 22 öyküden 10 tanesini yayımlamış Yılmaz Yayınları. Diğer 12 öykü nereye kayboldu, onları niye okuyamıyoruz bilmem.

Başlıktaki Papa Vatikan'dan değil, Hemingway'den geliyor; Hemingway'in yazılmamış son romanını ezberleyen papağanın öyküsü. Thomas Wolfe'un konuk olduğu öyküde, Wolfe'un yazınından çok etkilenen Bradbury kahramanını geleceğe gönderiyor. Bir öyküde ise Bernard Shaw'la karşılaşıyoruz. Kitaptaki öyküler bildik, çarpıcı, karanlık Bradbury öyküleri olmasına rağmen, nedense ben çok fazla keyif alamadım okurken. Kısacık öyküleri uzun zamana bölüp okuduğum içindir belki, bilemedim. Yine de, Bradbury sevenlerin bir sahafta denk gelirlerse kaçırmamaları gereken bir kitap olduğunu söyleyebilirim.

27 Şubat 2014

Dünyalıların Gelişi


Dünyalıların Gelişi
Derleyen ve Çeviren: Doç. Dr. Yalçın İzbul
Cep Kitapları
Ocak 1984 (1. basım)
196 sayfa

Yalçın İzbul'un derlediği bu kitap, kendisinin belirttiği şekli ile: "Hacettepe Üniversitesinde verdiğim Dil Antropolojisi derslerinde, görelilik ve bildirişim olanakları konusunda öğrencinin ilgisini canlı tutmak ve yoğunlaştırmak amacıyla yardımcı okuma parçası olarak hazırladığım birkaç çeviri öykü çevresinde gelişti."

Görecelik ya da daha fenası görecelilik demeyen bu önsözle hemen kalbimi kazandı kitap. İzbul'un önsözü biraz uzun (25 sayfa kadar) olsa da,  önsözü okumayı azimle tamamladım. 1983 tarihli, yedi alt başlıktan oluşan önsözde bilim kurgudan, sağladığı olanaklardan ve geleceği görme yetisinden bahsediyor Yalçın İzbul. Ardından, altı bilim kurgu ustasından yedi güzel öykü var. Asimov ve Bradbury'nin öykülerini daha önce kendi kitaplarında okumuştum ama tekrar okumak da aynı keyfi veriyor. Öyküleri tek tek, kısaca anlatacağım fakat kitapta yazmadığı için orijinal isimlerini ekleyemiyorum.

Uzaydan Gelen Canavarlar (Robert Sheckley)
Yabancı bir uygarlığın, uzaydan gelen insanlarla ilk karşılaşması. Bu konu her zaman ilginç olsa da, Sheckley'in kurguladığı uygarlık (kısa bir öykü için bile) sağlam bir sosyal temele yerleştirilmemiş ve çok sevdiğimi söyleyemem.

Törenzede Tanrılar (Robert Sheckley)
Sheckley'nin ikinci öyküsü, ilk öyküye göre çok daha derli toplu ve eğlenceli. Uzay çağındaki bilimselliği kaybeden, dışarı kapalı yaşayan insanların; uzaydan gelen "Tanrılar"ı İniş Müsaadesi Ayini, Meydan Tasdik Ayini gibi çeşitli ritüellerle karşılamasını anlatıyor.

Harla (George O. Smith)
Heisenberg Belirsizlik İlkesi ile çalışan bir araç ile uzak noktalar arasında çok hızlı kütle aktarımı yapmayı sağlayan bir proje ile Venüs'e giden bir bilim insanı bilincini kaybediyor ve Dünya'daki ekip, bir Venüslü ile telepatik iletişim kurup arkadaşlarını kurtarmaya çalışıyor. "Bir Venüslüye sağ ve sol kavramlarını nasıl anlatırsın?" tartışması epey ilginç olsa da, finalinde "eeaaamaan öööf ama!" dedim ben.

Arabulucu (Murray Leinster)
Galaksiye yayılmış insan ırkına saldıran ve yarım milyon Dünyalıyı öldüren, fakat kim oldukları bilinmeyen bir düşmanı bulmak için uzaya açılan bir gemide başlayan bu öykü, kitaptaki en sevdiğim öykü oldu. Uzay gemisinde sahibiyle birlikte yolculuk yapan Buck adlı köpek bu maceranın gerçek kahramanı.

Robot Mantığı (Isaac Asimov)
Ben Robot'ta yer alan robot öykülerinden biri. QT-1 adlı çok sevdiğim ve çok güldüğüm; kendisini insanların değil, yüce bir yaratıcının var ettiğine inanan robotun hikayesi.

Milyonuncu Gün (Frederik Pohl)
Biraz şiirsel bir anlatıma sahip olan bu öykü, bizim ilkel dünyamızdan bin yıl sonraya ait bir aşk ve evlilik hikayesi. Denizkızı Dora ile sibernetik delikanlı Adon'un tanışmaları ve geleceğin romantizmi.

Dünyalıların Gelişi (Ray Bradbury)
Mars Yıllıkları'ndan alınan bu öykü, kitapta "Ağustos 1999: Dünyalılar" başlığını taşıyor ve yanlış hatırlamıyorsam, Mars'a giden ikinci ekibin hikayesi. Marslılarla karşılaşan ancak başka bir gezegenden geldiklerini bir türlü anlatamayan, deli oldukları ve psikopatik illüzyonlar yarattıkları zannedilen insanların başlarına gelenler anlatılıyor.

8 Şubat 2014

Eve Dönüş


Eve Dönüş - The Homecoming
Ray Bradbury
İllüstratör: Dave McKean
Çeviren: Elif Ersavcı
İthaki Yayınları
Şubat 2013 (1. basım)
56 sayfa

Ray Bradbury'nin ilk dönem eserlerinden biri olan Eve Dönüş Türkçe'ye çevrilip İthaki tarafından yayımlandıktan sonra bu kitabın adıyla karşılaştığım her web sitesinde, her blogda ne kadar masalsı bir dili olduğu, Bradbury'nin bu masalının klasik bir cadılar bayramı masalı olmayı ne kadar hak ettiği, ne kadar başarılı, ne kadar büyüleyici, ne kadar yürek burkan, ne kadar, ne kadar, ne kadar... böyle şeyler işte... olduğu yazılıydı. Hatta çok eğlenerek izlediğimiz Addams Ailesi'ne de ilham kaynağı olduğunu öğrenip* iyice meraklandım. Dolayısıyla, yıllardır okuduğum en iyi masalı okuyacağım beklentisiyle açtım kitabın kapağını.

Yani... Hmm... Evet. Masal güzel, konu güzel, Bradbury'nin anlatımı güzel, Dave McKean'in illüstrasyonları çok güzel. Üstelik, daha önce bahsettiğim Bradbury kitaplarından da anlaşılacağı üzere, kendisinin büyük bir hayranıyım. Fakat, itiraf ediyorum, bu kitabın yere göğe sığdırılamayışına hiç anlam veremedim. Yanlış anlaşılmak istemem, çok keyifli bir masal ve bu kitabı severek okudum. Ama yine de, hakkında düzülen methiyeler abartılmış gibi geldi bana. (Hani, araya İngilizce sözcük sıkıştırmamak için bu kadar debelenmesem "overrated" diyeceğim.)

Bu arada, kitap hakkında biraz araştırma yapayım dedim, şu sitede masalın orijinalini buldum (tam metin değil.) Rastgele göz atmaya başlayınca çeviri ile farklılıkları olduğunu fark ettim. İngilizcesinin tamamını okumadım, yine de gözüme çarpan bir diyalogu Türkçe/İngilizce aktarmak istiyorum:
Timothy şaşkınlık içinde baktı.
"Einar Amca bu kadar iri mi? Boyu iki metre mi?"
"İki buçuk metre!"
Timothy tabutu parlattı. "Peki yüz kilo mu?"
Horultulu bir kahkaha attı Baba. "Yüz elli kilo! Ya tabutun içi nasıl?"
"Kanatlar için yer mi var?"
"Evet," dedi Baba gülerek, "Kanatlar için yer var!"

While waxing it, Timothy looked inside.
"Uncle Einar's a big man, isn't he, papa?"
"Umm."
"How big?"
"The size of the box'll tell you."
"Seven feet tall?"
"You talk a lot."
Timothy made the box shine. "And he weighs two hundred and five."
Father blew, "Two hundred and fifteen."
"And space for wings!"
Father elbowed him. "You're doing that wrong. This way. Watch!"
İngilizce metne baktıkça, masalın Türkçe çevirisi orijinaline göre "sevimlileştirilmiş" gibi geldi. Karanlık bir cadı masalını, tatlı bir çocuk masalına çevirmişler ve bunu fark edince Eve Dönüş için yazılan bütün güzellemelerin eğreti durmasının nedenini anladım. Hatta elimdeki çeviride hiç yer almayan bölümler bile buldum! Sanırım, PDF'i hazırlarken masala yeni şeyler eklediklerini düşünmek pek mantıklı olmaz. Yayınevi neden böyle bir şey yapmış, hiç anlamadım. Çoğunlukla çeviri eserler okuduğum için de, "acaba orijinal eserlerde olup çevirilerde yer alamayan neleri kaçırıyoruz?" diye düşünüp çok üzüldüm. Bu arada, masalı orijinaliyle karşılaştırıp "Bir dakika ya, ne oluyor" desem de, çeviride hiçbir kusur bulamadığımı söylemeliyim. Elif Ersavcı; Bradbury'nin masalsı, şiirsel anlatımını kesinlikle çok başarılı aktarmış.

Eve Dönüş'ün konusuna gelince... Addams Ailesine ilham kaynağı olmasından da anlaşılacağı gibi her birinin farklı özellikleri olan, gündüzleri tabutlarda uyuyup gece yaşayan (kitapta hiç "vampir" lafı geçmese de öyle diyebileceğimiz) bir ailenin, tamamen normal olan çocuğunu anlatıyor masal. Çevresine (herhangi bir yönden) uyum sağlayamayan herkesin kolayca tanıyacağı diğerleri gibi olma özlemini anlatmış Bradbury. McKean'in birbirinden güzel illüstrasyonlarını çok sevdim. Hatta, kitabın sayfalarını çevirdikçe okumayı unutup desenleri incelerken buldum kendimi.

Kalın ciltli, çift kapaklı, çok kaliteli baskısı ile, okurken keyif veriyor. Masalın kendisi de bir çırpıda bitecek, çok keyifli bir çocuk masalı halinde sunulmuş bize. Kitabı okumanızı öneririm, fakat ben ilk fırsatta İngilizce tam metnini okumayı planlıyorum.


Ek:  Yazıyı bitirmeden önce başka sitelerde neler yazıldığına biraz daha bakayım dedim. Kayıp Rıhtım'daki başlıkta M. İhsan Tatari şöyle demiş: "Hikayenin orijinal versiyonunu okumuş biri olarak bu edisyonunu çok kırpılmış buldum. Timothy'nin kardeşleriyle olan diyalogları vs kitapta bulunmuyor maalesef. Tabii bu yayın eviyle ilgili bir durum değil, edisyonun aslı böyle. Ama dediğim gibi, öykü formatını okurken aldığım keyfi alamadım." Yani, İthaki'ye birazcık haksızlık yapmış olabilirim; yine de neden tam metinden çeviri yapmadıklarını hiç anlamadım.

11 Ekim 2013

Mars Yıllıkları


Mars Yıllıkları - The Martian Chronicles
Ray Bradbury
Çeviren: Barış E. Alkım
İthaki Yayınları
Nisan 2013 (1. basım)
376 sayfa
"Sadece üzüntü ve keder dışında hiçbir şey getirmeyeceği halde, Tom'u biraz da olsa tutmak belki de hataydı, ama sadece bir gün kalıp gitse bile, boşluğu bomboş, karanlık geceleri kapkara, yağmurlu geceleri sırılsıklam yapsa bile, nasıl vazgeçebiliriz istediğimiz şeylerin ta kendisinden?"
Mars Yıllıkları'nı anlatmaya, yukarıdaki alıntıyla başlamasam çok eksik kalırdı. Neyse... Ray Bradbury'nin kitabı, bir astronomi profesörü olan Fred Hoyle'un sunuş yazısıyla başlıyor. Bazı kitapların sunuş/giriş yazıları ne kadar sıkıcıysa, bu sunuş yazısı o kadar keyifli. Hoyle, en yüksek edebiyat potansiyelinin bilim kurguda olduğunu iddia ediyor ve çok da mantıklı açıklamaları var. Okumadan geçmemek lazım.

Mars Yıllıkları, kronolojik olarak ilerleyen bir dizi öyküden oluşuyor. Ocak 1999 tarihinde Mars'a giden ilk ekip ile başlayan kitap Mars'ta ve Dünya'da yaşanan olaylarla Ekim 2026'ya kadar uzanıyor. Bradbury'nin her zamanki ustalığı ile en basit insan arzularından, en karmaşık etik sorunlara kadar değiniyor; bilim kurgu maskesinin arkasında sağlı sollu girişiyor okuruna. (Bu kadar argo bir benzetme yapmak istemezdim aslında, fakat bu adamın kitapları hep dayak yemişim hissi bırakıyor bende, kusura bakmayın.) 

Bir iki öyküde kendine yer bulan mistik yaklaşımlar dışında, çok sevdim kitabı. En sevdiğim öyküler de, "Haziran 2003: Göğün Ortasındaki Yol" ile "Eylül 2005: Marslı" oldu. Ayrıca, daha önce başka bir derlemede okuduğum, Poe'nun öyküsünü okuduktan sonra bir kez daha okuyunca daha çok sevdiğim "Usher II" de var kitapta. Yani, kısaca, diyorum ki okuyun bu kitabı.

14 Ağustos 2013

Gölge Oyunu, Ray Bradbury Anısına Yepyeni Öyküler


Gölge Oyunu, Ray Bradbury Anısına Yepyeni Öyküler - Shadow Show
Derleyenler: Sam Weller, Mort Castle
Çeviren: M. İhsan Tatari
İthaki Yayınları
Haziran 2013 (1. basım) 
470 sayfa

İki ay önce yayımlanan Gölge Oyunu ile ilgili ilk haberi okuduğum gün, "hemen almam lazım!" demiştim; kitabı geçen ay aldım, yeni okudum. Neil Gaiman var, Harlan Ellison var... Üstelik, geçen yıl aramızdan ayrılan Bradbury kitabın İngilizce basımını görmüş ve bu güzel selam duruşuna minik bir giriş yazısı da yazmış. Çok sevdiğim ve zekasına, yazımına çok saygı duyduğum bir yazar olan Bradbury anısına yayımlanan bu derlemeyi de severek okudum. Öyküleri sevdiğim kadar, yazarların açıklamalarını ve Bradbury ile ilgili anılarını/izlenimlerini okumayı da sevdim.

Kitabın en dikkat çeken öyküsü Bonnie Jo Campbell'ın yazdığı ve Resimli Adam'a öykünen "Dövme" olsa da, ben en çok Gary A. Braunbeck imzalı "Şişman Adam ve Küçük Çocuk" adlı öyküyü sevdim.
"Bütün filmlerin, televizyon şovlarının, reklamların ve dergilerin sadece ve sadece neredeyse aptalca görünecek kadar kusursuz beyaz dişlere ve mükemmel vücut hatlarına sahip insanları göstermeleri yetmiyor mu? Haaayır efendim. İşi ilerletmeleri gerekiyordu ..."
Öyküleri tek tek yazmaya gerek yok, Ray Bradbury seviyorsanız bu kitabı da seversiniz. Ray Bradbury sevmiyorsanız, söyleyecek bir şey bulamıyorum... M. İhsan Tatari'nin çevirisi bence gayet başarılı olmakla birlikte, kitabın birkaç yerinde "ve" yerine & işareti kullanılmış ve Türkçe bir metin içinde bu kullanım rahatsız edici geldi bana. Kitapla ilgili esas eleştirim ise kapağı. Biz o kadar anlatmaya çalışalım, "bilim kurgu dediğimiz şey uçan daireden, roketten ibaret değil" diye; sonra Ray Bradbury gibi bir ustanın adı geçen kapakta ancak uçan daire olsun. Olmamış. Yine de, dolu dolu bir kitap!

* 2013 yaz okuma etkinliği için, 400 sayfadan uzun bir kitap. 25 puan!

18 Aralık 2013 Ek: Kitabın çevirisini yapan M. İhsan Tatari, çok keyifli bir yazı yazmış bu deneyimi ile ilgili. Burada.

17 Mart 2013

Resimli Adam


Resimli Adam - The Illustrated Man
Ray Bradbury
Çeviren: İlker Sönmez
İthaki Yayınları
Ağustos 2012 (1. basım)
337 sayfa

Ray Bradbury'nin Resimli Adam'ı uzun zamandır okunacaklar yığınımda bekliyordu. Geçtiğimiz haftalarda bilim kurgudan çok uzaklaştığımı hissettim, Yamuk Bakan Öyküler'le başlamışken Bradbury ile devam etmek istedim ve bu kitabı daha fazla bekletmediğim için çok mutlu oldum.

En sevdiğim El Greco tablosu bu.
"The Opening of the Fifth Seal of the Apocalypse"
Resimli Adam'ı neredeyse bir buçuk yıl önce, Uğursuz Bir Şey Geliyor Bu Yana'da tanımıştım. Orada Jim ve Will'in hayatlarını cehenneme çeviren Resimli Adam, bu kitapta kalıcı bir işe girmeyi başaramamış, panayırlarda vücudunu sergileyerek para kazanan (ama işinden çabucak kovulan), mutsuz bir adam olarak karşıma çıktı. Resimli Adam, vücuduna bu lanetli süsleri işleyen kadının bir zaman yolcusu olduğunu ve böylece geleceği gösteren dövmeler (aslında "deri resimleri") yaptığını söylüyor. Bradbury, Resimli Adam'ın dövmelerini El Greco'nun eserlerine benzetmiş, bunu okumak çok hoşuma gitti çünkü El Greco çok sevdiğim ressamlardan biri.

Gündüz saatlerinde sıradan dövmelerden farklı gözükmeyen bu deri resimleri, hava karardığında hareketleniyor ve izleyenlere birer hikaye anlatıyorlar. Hatta, Resimli Adam birinin yanında yeterince uzun süre durursa, o kişinin nasıl öleceği canlanıyor vücudunda. Doğal olarak, Resimli Adam istenmeyen, korkulan bir insan ve bu lanetten kurtulamadığı için, kendisine dövmeleri yapan kadını arıyor yıllarca.

Kitap boyunca, Resimli Adam'ın vücudunda canlanan hikayeleri (yanlış saymadı isem 18 hikaye) okuyoruz; kimi çok kısa, kimi daha uzun ve hepsi birbirinden güzel hikayeler. Hikayelerin ikisi, konu ve içerikleri dolayısıyla, Yakma Zevki'nde de yer alan, daha önce okuduğum hikayelerdi. Diğerleri benim için yeniydi ve her birini çok severek okudum. Yapay zekanın getireceği olası sorunlar, ırkçılık, inanç sistemleri... Bilim kurgunun (ve sosyal-bilim kurgunun) değindiği neredeyse bütün konulara yer vermiş öyküler. İthaki'nin küçük boy kitaplarından olduğu için, çantada taşıyıp her boşlukta bir öykü okumaya çok uygun; ya da benim gibi doyamadan peş peşe birçok öykü de okuyabilirsiniz. Fakat bilim kurguya yeni başlayacaksanız (ya da başlamış ama bu kitabı atlamışsanız) mutlaka okunacaklar listesine almalısınız.

31 Ekim 2012

Yakma Zevki


Yakma Zevki - A Pleasure to Burn: Fahrenheit 451 Stories
Ray Bradbury
Çeviren: Murat Özbank
İthaki Yayınları
Şubat 2012 (1. basım)
479 sayfa

"Bradbury ne karamsar adammış," dedim, "ve, ne haklıymış," dedi Ayberk. Ray Bradbury'nin okuduğum bütün kitapları karanlık. Gotik bir karanlıktan bahsetmiyorum, kendine özgü bir biçimde; çok doğal, sıradan bir gelecekten bahsederken her şeyin daha kötüye gideceğini düşünüyor ve düşündürüyor. Yakma Zevki'nde de beni ürküten bir karamsarlık ve daha kötüsü, gerçekleşen kehanetler var.

Yakma Zevki, Fahrenheit 451'den önce yazdığı öykülerden oluşuyor, romanın taslağını oluşturan iki uzun öykü de var içinde. Öykülerin tamamı 1950'lerde yazılmış ve Bradbury'nin gelecekten ne kadar umutsuz olduğu açıkça görülüyor.

Bir de, gotik edebiyata ve karanlık hayalgücüne o kadar çok gönderme yapmış, Edgar Allan Poe'dan (ve başka yazarlardan) o kadar çok bahsetmiş ki Bradbury, başta Poe olmak üzere hepsini okumam gerektiğine karar verdim çoktan.

Fahrenheit 451'in ana çerçevesini biliyoruz, kitapların yok edildiği, kitap barındırmanın yasadışı olduğu bir gelecek var. Yakma Zevki'ndeki öyküler bu geleceğin öncesinde -ki bugün yaşadığımız çevre ile paralel olduğunu rahatlıkla iddia edebilirim- ya da yakın zamanında geçiyor. İnsanlar kitap okumayı bıraktı, dergiler fotoğraflarla dolu birkaç satırlık yazılara dönüştü, televizyon kısa, içi boş programlarla doldu, okullar düşünen insan yetiştirmeyi bıraktı. Devlet arkadan gelip kitapları tümüyle yasaklayana kadar böyle devam etti diyor Bradbury. Kehanetinin ilk kısmını çoktan hallettik, devamı henüz tamamlanmadı.
"Kitapları ele al mesela. Eskiden sadece orada burada birkaç çeşit insanın ilgisin çekerlerdi. Birkaç kişi farklı olmuş, çok da önemli değildi. Dünya genişti, farklılıklar için bol bol yer vardı. Ama sonra dünya kitleselleşti ve kalabalıklaştı. Milyonlarca insan için her şeyin basit olması gerekiyordu."
Fahrenheit 451'i okuduysanız, bu kitabı da mutlaka okumalısınız. Yok, henüz okumadıysanız, önce Fahrenheit 451'i, sonra bu kitabı mutlaka okumalısınız.

Son olarak, Ray Bradbury diyor ki: "Cehalet, Bay Garrett, ölüm getirir."

1 Ağustos 2012

Gelsin kitaplar!

Aslında şu günlerde Ankara'ya gitmeyi umuyor ve orada keyifli keyifli para harcarım diye, kitapçılara pek yaklaşmamaya çalışıyordum. Çünkü bir kitapçıya girersem boş çıkmayacağımı çok iyi biliyorum. Ankara planını ileri bir tarihe atmak zorunda kaldım; işin kötüsü, bu arada bütün iradem eridi gitti!

Dün, kuzenimi beklerken sevdiğim kitapçılardan biri olan Adımlar Kitabevi'ne girdim. Küçücük dükkanda dakikalar harcadım ve çok tuhaf bir biçimde, gerçekten almak istediğim hiçbir kitap bulamadım! Oradan çıkıp, aslında hiç sevmediğim ama daha büyük bir kitapçıya girdim; sanki sahipleri ve çalışanları da artık sevmiyorlar mekanı, yalnızca çoksatan kitaplar en ortalık yerdeki raflara düzenli yerleştirilmiş, geri kalan kitaplar bir kargaşa içinde rastgele dizilmiş. Tam hatırlamıyorum ama galiba "müzik" olarak etiketlenmiş bir bölümde, yoksa "tarih" miydi, emin değilim. Her neyse... Alakasız bir rafta İthaki Yayınları'nın kitapları gözüme çarptı, belki bir daha bulamam diye iki tane kitap aldım: Arthur C. Clarke'tan İmparator Dünya ve Robert Silverberg'den Gece Kanatları. Clarke'ı zaten çok severim, Silverberg de daha önce okuduğum yazarlardan. (Bkz: Dünyalı İstilacılar)

"Bu iki kitap beni bir süre idare eder, fazla kitap almam" derken... Bugün Aşiyan Sahaf'a gitmem gerektiğini düşündüm ve tabii ki, gittim! Faruk Bey bu sefer beni Asimov kitaplarıyla karşılamadı ama "hah, Setenay Hanım, on dakika sonra kargo gelecek, çok güzel iki bilim kurgu kitabı geliyor!" dedi. Bugün ben uğramasam, telefonla haber verecekmiş zaten. Böylece çay ve güzel sohbet eşliğinde orada bolca oturdum, Faruk Bey'in müjdelediği iki kitabı aldım: Aleksandr Bogdanov'un Kızıl Yıldız ve Mühendis Menni isimli kitapları. Bu arada tam karşımdaki raftan bana bakan Deliler Mezarlığı'nı (Ray Bradbury) görmezden gelemedim, onu da aldım! Faruk Bey'in daha önce de bahsettiği polisiye yazarı Georges Simenon'un Kaçak'ını da listeye ekleyince, toplamda dört kitabı ve kitapçımın hediyesi SabitFikir dergisini yüklendim geldim.

Kitapçılardan bir şey almadan çıkacak irade istiyorum. Lütfen, çok şey mi istiyorum?

Bu arada, okuma günceme gelirsek... Tess Gerritsen maratonum devam ediyor. Şimdilik The Surgeon, The Apprentice ve The Sinner'ı bitirdim; aynı karakterleri işleyen dördüncü kitaba, Body Double'a başladım. En azından, akademik makalelerde zorlanan İngilizcemin, polisiye kurgu için gayet yeterli olduğunu anladım; keyifle okumaya devam ediyorum.

8 Kasım 2011

Uğursuz Bir Şey Geliyor Bu Yana


Uğursuz Bir Şey Geliyor Bu Yana - Something Wicked This Way Comes
Ray Bradbury
Çeviren: Ayşe Gorbun
İthaki Yayınları
Haziran 2000 (1. basım)
327 sayfa

On üç yaşında iki çocuğun, Will Halloway ve Jim Nightshade'in öyküsünü anlatıyor bu kitap. Zamanı, yaşlanmayı, karanlığı, ölümü anlatıyor. Fahrenheit 451 gibi harika bir bilimkurgu beklentimi,  henüz kitabın ismini ve öndeyiş'i okurken yok eden Ray Bradbury sembolik, fantastik, biraz mistik ve çok karanlık bir roman yazmış.

Fırtınanın hemen önünde hareket eden bir yıldırımsavar satıcısıyla başlıyor roman. Satıcı, Jim ve Will'i görüyor, çocukları, evlerini tanımaya çalışıyor. O evlerden birine yıldırım düşeceğini öngören adam, hangi ev olacağını anlamaya çalışıp o evde yaşayan çocuğa bir yıldırımsavar hediye ediyor.

Will ve Jim'in yaşadığı kasabaya gelen tuhaf bir karnavalla birlikte işler karışıyor, meraklı ve maceracı (on üç yaşındaki bütün oğlan çocukları gibi) kahramanlarımız kendilerini korkutucu olayların ortasında buluyorlar! Zamana müdahale edebilen adam, Resimli adam, bir ucube. Karnavalda olanlarla baş edebilmek için çok genç olan Jim ve Will. İhtiyar, sıradan, hayallerini gerçekleştirememiş bir adam, Charles Halloway. Birbirinden güzel işlenmiş karakterler var romanda. Fakat sorun şu ki, bu kitabın güzelliğini, hissettirdiği gerilimi, kapkaranlık atmosferini anlatmayı başaramıyorum ben!

Bazı kavramları öyle güzel anlatmış ki Bradbury, buraya alıntı yapmazsam çatlarım. Koca bir paragrafı buraya alamam ama, "iyi adam" olmayı daha güzel anlatan hiçbir metne rastlamadım:
"Ve insanlar gerçekten günahı severler ... bütün şekilleri, büyüklükleri, renkleri ve kokularıyla. ... Bir adamın başkalarını fazlasıyla yüksek sesle övdüğünü duyarsan, bir domuz ağılından yeni çıkıp çıkmadığını merak et. Öte yandan, yanından geçen o mutsuz, soluk yüzlü, rahatsız, baştan aşağı suç ve günahtan oluşan adamı ele al, eh, genellikle bu senin iyi adamındır. ... Çünkü iyi olmak korkutucu bir iştir."
'Cehalet mutluluktur' diyor bazıları, Bradbury ise tam tersini söylüyor bu kitapta:
"Bilmemek veya bilmeyi reddetmek kötüdür, ya da ahlak dışıdır en azından. Bilmezsen harekete geçemezsin."
Ve, ölüm:
"Ölüm var olan bir şey değil. Hiçbir zaman var olmadı, hiçbir zaman var olmayacak. Ama onu belirlemek, anlamak için o kadar uzun yıllar o kadar resmini çizdik ki, onu bir varlık, tuhaf bir şekilde canlı ve hırslı olarak algılamaya alıştık."
Eveet... Bu kitabı anlatmaktaki beceriksizliğimi bolca alıntı yaparak saklamaya çalıştım. Kitabın anlattıklarını; çocukların büyüme sancılarını ve ihtiyarların gençlik özlemini, zaman ve yaş kavramlarını, karanlığı uzaklaştırma yolunu çok sevdim. Fakat, itiraf ediyorum, kitabı neredeyse iki ayda bitirebildim! Ve evet, yine de, "Uğursuz Bir Şey Geliyor Bu Yana"yı okumanızı şiddetle öneriyorum.

5 Ağustos 2011

Korkunun Bütün Sesleri


Korkunun Bütün Sesleri
Hazırlayan ve çevirenler: Sedef Öztürk, Levent Mollamustafaoğlu
Metis Yayınları
Mayıs 2011 (3. basım)
128 sayfa

Bir buçuk aydır elimde sürünen bir kitapla karşınızdayım! Yedi tane bilimkurgu öyküsünden oluşan bir derleme yayınlamış Metis Yayınları. Asimov'un, Lem'in, Bradbury'nin, Vonnegut'un da öyküleri var kitapta, ki bu dört ismi bir arada gördüğümde (bilimkurgusal betimleme geliyor!) kitabın çekim gücüne kapılmışcasına önce kitaba, ardından kasaya sürüklenmem -ya da daha şık olacaksa- yerden birkaç santimetre yukarda süzülerek ilerlemem şaşırtıcı değildi! Öhöm... Kitap okumadığım, pek bir şey yazmadığım ve internetten uzak kaldığım süre içinde yazı üslubum da değişmiş sanki.

Korkunun Bütün Sesleri'nde, adı üzerinde, korkutan hikayeler var. Fiziksel korku değil, iyi ki de değil... Hayvan Mezarlığı'nı okuduktan sonra oyuncak kedisine bile yaklaşamamış biri için fazla gelebilirdi! (Ortaokuldaydım, yargılamayın!) Öykülerden tek tek bahsetmem anlamsız olacaktır, hiçbirinin bir diğerine benzemediğini ve herbirinin çok güzel olduğunu söylemeliyim! Benim en beğendiğim öykü, Kurt Vonnegut'un Harrison Bergeron'u oldu. Daha önce bahsettiğim Bir Yerlerde Bir Müzik Çalıyor'da olduğu gibi "huzursuz bir rüya" hissi veren öyküler de var kitapta, daha somut öyküler de; her beğeniye uyacak bir öyküye yer verilmiş yani. Ve öykülerden bağımsız olarak, kitabın 'sunuş'una bayıldım. Bilimkurgunun tarihini, ilerlemesini 4,5 sayfaya sığdırmış editorler, ellerine sağlık!

25 Nisan 2011

Şimdi ve Daima


Şimdi ve Daima - Now and Forever
Ray Bradbury
Çeviren: Kemal Baran Özbek
İthaki Yayınları
Aralık 2010 (1. basım)
312 sayfa

Başka hiçbir kitabı ile olmasa bile Fahrenheit 451 ile hatırlayacağınız Ray Bradbury'nin iki kısa romanını bir araya getiren bir kitap Şimdi ve Daima.

İlk romanın ismi Leviathan '99; uzayın derinliklerinde geçen bir Moby Dick uyarlaması. Dev bir kuyruklu yıldızın peşinden koşan bir gemi dolusu insan; gözleri görmeyen, inatçı, huzursuz bir kaptan. Romanda, fikirlerini delice savunan kaptanı, mantığını kullanmaya çalışan yardımcısını, telepatik Quell'i ve oda arkadaşı, kararsız Ishmael'i izlerken, -arka kapakta söylendiği üzere- insanoğlunun tutkularının sınır tanımazlığını görüyoruz.

İkinci roman Bir Yerlerde Bir Müzik Çalıyor ise, çok daha keyifle okunuyor bence. Huzursuz edici bir rüyanın içinde gibi hissettiriyor roman, okurunu. İstasyonunda trenlerin durmadığı, çok sakin, unutulmuş, gizemli bir kasabaya giden gazeteci Cardiff; karşılaştığı tuhaflıklara anlam vermeye çalışıyor fakat çözdüğü her gizemle birlikte daha da anlaşılmaz oluyor her şey! Bu romanın anlattıklarını, her an kabusa dönüşebilecek bir rüyayı hatırlatan atmosferini, yaratılan karakterlerini çok sevdim ben.

Toparlayamadım ben bu yazının sonunu. Özet geçiyorum: Leviathan '99 iyi bir roman, Bir Yerlerde Bir Müzik Çalıyor ise çok iyi bir roman bence. Genel toplamda, ikisini bir arada sunan Şimdi ve Daima alınmalı, okunmalı.

10 Şubat 2011

Bir zamanlar haftada 3-4 kitap okurken, artık iki haftada bir kitap bile bitiremiyor olmak bazen çok üzüyor beni. Bilgisayarın başından kalkıp kitap okumaya vakit ayırmıyorum, ya da daha önce defalarca okuduğum kitapları tekrar okumaya başlıyorum. Yeni kitaplara başlamak çok zor geliyor. Fakat şu aralar Kurt Vonnegut Jr.'ın Şampiyonların Kahvaltısı'nı okuyorum, hatta film uyarlamasını da izlenecek filmler arasına ekledim

Bu arada, iki yeni kitap da aldım. Şimdi ve Daima, Ray Bradbury'nin romanı. Bir de Nötralizör, Dost Körpe'nin kitabı. Özellikle Nötralizör'ü merak ediyorum, Türk edebiyatından bilimkurgu okumadım hiç. Bakalım...