Bas-Lag etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bas-Lag etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Kasım 2018

Demir Konsey (Yeni Crobuzon 3)


Demir Konsey - The Iron Council
China Miéville
Çeviren: Güler Siper
Yordam Kitap
Şubat 2015 (1. basım)
544 sayfa

Yeni Crobuzon üçlemesini yıllardır bitirmedim diye içime dert olmuştu. Miéville okumayı da özledim. Dedim ki, artık Demir Konsey'i okuyayım.

Okuyamadım.

28 Eylül'de kitabı okumaya başlamışım, 4 Kasım'a kadar ancak 114 sayfa okuyabildim, onu da kendimi zorlaya zorlaya okudum. Kitaba neden ısınamadığımı hiç bilmiyorum, serinin ilk iki kitabını çok sevmiştim aslında. Şu yüz küsur sayfada hiçbir karaktere karşı bir şey hissedemedim, hiçbir sahnenin sonunda ne olacağını merak etmedim. Bugün artık pes ediyorum, bu kitabı bir kenara bırakmazsam başka bir romana geçemeyeceğim ve omuzlarımda sürekli bir yük hissediyorum.

Bu da "Pes ediyorum," güncellemesi. Belki bir süre sonra tekrar denerim.

31 Ekim 2015

Yara (Yeni Crobuzon 2)


Yara - The Scar
China Miéville
Çeviren: Güler Siper
Yordam Kitap
Ağustos 2013 (1. basım)
671 sayfa

Perdido Sokağı İstasyonu'nu okumamın üzerinden neredeyse iki yıl geçmiş, sonunda Yeni Crobuzon'a dönebildim ve serinin ikinci kitabı olan Yara'yı da çok sevdim. Kitabın Türkçe'ye çevrilmesi için epey beklemişiz, çünkü Yara 2003 yılı Arthur C. Clarke ödülü adayı ve aynı yıl The British Fantasy ödülünü kazanmış. Geç de olsa alıp Türkçe okuyabildiğim için çok mutluyum bu kitabı. İngilizce okumak muhtemelen epey zor olurdu, çünkü Miéville'in kurguladığı çeşit çeşit canlının tuhaf isimleri var. Güler Siper, bu isimleri Türkçeleştirirken çok iyi bir iş çıkarmış. Örneğin, "scabmettler" diye bir tür var, çok güçlüler, çok iyi birer dövüşçüler ve kendi kanlarını akıtıp kuşandıkları birer zırhları var. Bu yaratıkları "yüreklikabuk" olarak çevirmiş. Benzer bir sürü örnek var ve bence çeviri genel olarak çok başarılı. Ama (her kitapta bu "ama" geliyor biliyorum...) çeşitli yazım hatalarının yanında, anlam karmaşası yaratan cümleler de bulunuyor kitapta.

"Derken, sonunda, görkemli bir gök gürültüsü şimşeklerin sonuncusunu haber verdi." cümlesini okuduğumda, Miéville'in Bas-Lag dünyasında ışığın sesten daha yavaş olduğu şüphesine kapılıyorum. Fakat aslında değil... Tüm roman boyunca adı doğru yazılan Silas Fennec, aniden karşıma Silac Fennes olarak çıkınca irkiliyorum. Özellikle de, bir cümlenin birazını çevirmeyi unuttuklarını görünce çok fena irkiliyorum. Bakınız, yeşil etiketin ortasındaki cümle:


Fakat yine de, özel isimlerin Türkçeleştirilmesi başta olmak üzere, çok güzel bir çeviri olduğunu tekrar etmek isterim. Dalgınlıkla yapılan hatalar var, onlar da sonraki baskılarda düzelmiştir/düzelecektir mutlaka.

Jules Verne'in Yüzen Şehir adlı bir kitabı var, devasa bir yolcu gemisini anlatır. Hah, işte o devasa gemiyi alın, etrafına birkaç tane daha devasa gemi ve büyüklü küçüklü onlarca gemi daha bağlayın. Gemilerin arasından halatlar, zincirler, asma köprüler, ip merdivenler sarksın. Bir de petrol sondaj kulesi ekleyin. Oldu mu? Armada'yı zihninizde canlandırdınız, tebrik ederim! Şimdi bu kocaman gemi karmaşasına insanlar, kepriler (bir tür insansı böcek), kaktüs insanlar, tekraryapımlar, yüreklikabuklar, vampirler, kerevitler yerleştirin; orada yaşasınlar. Armada'nın yerleşik halkını da böylece hallettik. İşte, romanın büyük bir kısmı burada geçiyor.

Bellis Coldwine, bir nedenle Yeni Crobuzon'dan ayrılmak zorunda kalan bir dilbilimci. Önce Salkrikaltor'a, oradan da Nova Esperium kolonisine doğru yola çıkan Terpsikor adlı geminin ekibine katılıyor; Salkrikaltor kerevitleri hakkındaki -var olduğunu iddia ettiği- derin bilgisi sayesinde bu işe kabul edilmiş ve olanca suratsızlığı, huysuzluğu, içe dönüklüğü ile, yolculuğun büyük kısmını kamarasında oturup mektup yazarak geçiriyor. Salkrikaltor'a ulaşıyorlar, su altında yaşayan kerevitlerle görüşüp yola devam edeceklerken Silas Fennec ortaya çıkıyor, Yeni Crobuzon hükümetinden aldığı yetki ile, geminin yola çıktığı limana geri dönmesini emrediyor.

Bütün bu yolculuk boyunca, romanın devamında yakından tanıyacağımız karakterlerle de karşılaşmaya başlıyoruz. Su altı biyoloğu Johannes Tearfly, tutuklu tekraryapım Tanner Sack, genç miço Şekel... Geri dönüş yolculuğu yüzünden huzursuzluğun arttığı gemide, Kaptan Myzovic yolcuları sakinleştirmeye çalışıyor fakat ani bir korsan saldırısı ile her şey birbirine giriyor. Saldıran korsanlar, Armada adlı yüzen, gizli şehrin sakinleri. Gemideki insanları Armada'ya götürüyorlar, fazla sorun çıkaranları ayırdıktan sonra herkese birer daire veriyor, uygun işler buluyor ve burada yaşamaya alışmalarını söylüyorlar. Sonrası sürekli artan bir gerilim, entrika içinde entrika, politik oyunlar... (Bu detayların bir kısmı arka kapakta yazsa da, ben anlatmak istemiyorum.)

Armada bir yönüyle gerçek bir sosyal devlet. Yeni Crobuzon'da toplumdan dışlanan tekraryapımlar burada diğer herkesle eşit haklara sahip. Herkesin küçük de olsa bir evi var. Her mahallenin kendi yönetimi ve bir de büyük konsey var. Fakat bunların hepsinin üstünde, Sevgililer olarak adlandırılan tuhaf bir çift var. Bir de Sevgililer'in koruması, Armada'nın büyük savaşçısı Uther Doul. Armada'da günlük hayat dengeli ve neredeyse demokratik olsa da, Sevgililer'in büyük planları var ve yüzen şehrin sakinlerine ancak işlerine geldiği kadarını açıklıyorlar.
"Terpsikor'daki Tekraryapımlar artık evlerine dönemeyeceklerini çoktan anlamışlardı. Yirmi yılmış -hadi canım sen de, bunun müebbet hapis cezası, ölüm cezası anlamına geldiğini biliyorlar. Şimdi buradalar, işleri, paraları ve saygınlıkları var. Bu durumu kabullenmeleri şaşırtıcı mı sence?"
Yara, tıpkı Perdido Sokağı İstasyonu gibi görkemli, şaşırtıcı ve çok katmanlı bir kitap. Çok büyük keyifle okudum, çok sevdim ve serinin devamı olan Demir Konsey'i okumak için iki yıl beklemeyeceğime eminim.

5 Ekim 2013

Perdido Sokağı İstasyonu (Yeni Crobuzon 1)


Perdido Sokağı İstasyonu - Perdido Street Station
China Miéville
Çeviren: Güler Siper
Yordam Kitap
Ağustos 2011 (1. Basım)
736 sayfa

China Miéville'in Perdido Sokağı İstasyonu'nu çok kısaca anlatmam gerekseydi, "görkemli bir kitap" derdim. Neyse ki, çok kısaca anlatmak zorunda değilim, biraz detay eklemeyi düşünüyorum.

Bilim kurguyla fantastik kurgunun karıştığı, steampunk bir atmosfere kurulmuş kocaman bir roman Perdido Sokağı İstasyonu. Detaylı kurgusuyla, olayların devamında ne olacağını sürekli merak ederken; uzun betimlemeleriyle okumayı zorlaştırıyor kitap. Konuyu çok sevdiğim halde 736 sayfalık bu kitabı ancak 22 günde bitirebildim. (Ama, Necronomicon'un yolculuk için çok sıkıcı olacağını düşünüp, tuğla ebatındaki bu kitabı altı günlük İstanbul turum boyunca yanımda taşımamın ve Eskişehir'e dönünce önce Necronomicon'u bitirmek üzere kitaba ara vermemin de etkisi var bunda.) (Daha kısa cümleler kurmalıyım. Di mi?)

Yeni Crobuzon şehrinde geçen romanda İnsanlar, Kepriler, Vodyanoiler, Garudalar, Kaktüsler, hatta tekraryapımlar... birçok farklı ve insansı tür bir arada yaşıyor. Üniversiteyle arası bozulmuş, asi bir bilimadamı olan Isaac Dan der Grimnebulin, sevgilisi (Kepri ırkından) heykeltraş Lin, muhalif gazeteci Derkhan Blueday, suçlu Garuda Yagharek, tekraryapım Bay Alaca, robot konseyi, Dokuyucu, hatta cehennemden gelen bir iblis... Kitapta çok fazla karakter, çok fazla detay var; zaman zaman okumayı zorlaştırsa da Yeni Crobuzon'u tüm görkemiyle, karanlığıyla canlandırıyor bu detaylar.

Herhangi bir büyükşehrin tüm hiyerarşisi, zenginleri, kenar mahalleleri, gecekonduları ile yer bulmuş kitapta; romanın geneline hakim olan karanlık hava içinde bilim, büyü, buhar gücü bir araya geliyor; birçok farklı tür ve ırk aynı yerde yaşıyor ve "farklı olanın, bütünün bir parçası" olduğu çok katmanlı bir roman çıkıyor ortaya.

Kitabın konusundan çok fazla bahsetmek istemiyorum aslında, ama hiç anlatmadan geçmek de olmaz sanırım. Isaac ve Lin, alışılmadık ilişkilerini yürütürken Isaac kanatlarını kaybetmiş bir Garuda'ya yardım etmek için bir dönüşüm makinesi yapmaya çalışır; Lin ise şehrin en ulaşılmaz kötü adamının heykelini yapmak üzere bir anlaşma yapar. Isaac'ın eline geçen, ne olduğunu bilmediği bir tırtılın kozadan çıkmasıyla ise bütün şehir korkutucu bir olaylar zincirine kapılır.

Steampunk türünü, görsel sanatlarda (ve yıllar önce oynadığım Syberia adlı oyunda) çok sevsem de edebiyat alanında çok yakın değildim. Perdido Sokağı İstasyonu iyi bir başlangıç oldu sanırım. Bu kitabın ardından, Yeni Crobuzon serisinin devamı olan Yara'yı ve (henüz Türkçe çevirisi yayımlanmasa da) Iron Council'i de mutlaka okumak lazım.

Not: Bu kitabı, okuma şenliğimizdeki "herhangi bir kitap" kategorisine ekleyeceğim. Okuma şenliğinin sonuna geliyoruz, birkaç gün içinde durum raporumu yazacağım.

Not 2: Yazının başındaki fotoğraf, Eskişehir'e aniden kış gelmeden hemen önce yakalayıp keyfini çıkardığım "yazın sonu" park oturmasından. Yaz hemen geri gelirse çok sevineceğim!