şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Nisan 2014

Balkar Şiiri Antolojisi


Balkar Şiiri Antolojisi - Малкъар Поэеияньı Антологиясьı (Malkar Poeyeiyanı Antologiyası)
Kanşaubiy Miziev
Çevirenler: Zühtü Bayar, Ataol Behramoğlu, Anıl Meriçelli, Kanşaubiy Miziev, Ahmet Necdet, Seyyir Nezir, Mehmet Özgül, Hasan Hüseyin Yalvaç
Broy Yayınevi
Mart 2011 (1. basım)
155 sayfa

* Okuma Şenliği için bir şiir kitabı.

Yaz 2013 Okuma Şenliğimizde, içinde adımın geçtiği bir kitap bulmak için (bulduğum zaman hemen alıp genellikle okumadığım) Kafkasya ile ilgili kitaplarıma yönelmiştim. Bu sefer, bir şiir kitabı okumam gerekiyordu ve yine bu kitaplar yardımıma yetişti. İçinde 43 şairin kısa hayat hikayeleri ve şiirlerinden örnekler bulunan bu antolojiyi seçtim.

Kitaptan biraz bahsetmeden önce, bu yazıyı okuyacak birkaç kişinin aklından geçebileceğini düşündüğüm "Balkar ne yahu?" sorusunu cevaplayacağım. Balkarlar, Kuzey Kafkasya'da yaşayan, Karaçaylarla hem etnisite, hem dil olarak yakın olan, kökenlerinin Bulgarlar, İskitler, Sümerler ya da Hazarlara dayandığı şeklinde farklı görüşler olan bir halk. Yerleşik oldukları Kabardey-Balkar Özerk Cumhuriyeti, Elbrus Dağının hemen yanında; Karaçay-Çerkes Özerk Cumhuriyetine, Gürcistan'a, Osetya'ya komşu. Ana dilleri olan Balkarca, Karaçayca ile birkaç ses ve telaffuz farkı dışında neredeyse aynı; kimi kaynaklarda Karaçay-Balkarca olarak tek isim altında görülebiliyor. Bu dil de, Azerice ya da Tatarca gibi, dinlediğinizde çok tanıdık gelecek kadar Türkçeye yakın; Kiril alfabesi kullandıkları için, okumada biraz zorluk çıkarabiliyor.

Kuzey Kafkasya'da yerleşik diğer halklar gibi savaşlar ve sürgünlerle dolu bir geçmişi olan Balkarların edebiyatı, elbette bu olaylardan çok etkilenmiş. Kitabın girişindeki Balkar Şiiri adlı değerlendirme yazısı bundan da bahsediyor ve Balkar şiirini savaş dönemi, sürgün dönemi, yeni dönem gibi başlıklara ayırıyor. Antolojide yer alan şairlerin pek çoğu sürgüne gönderilmiş, yurtlarına geri dönmüş (ya da dönemeden hayatını kaybetmiş), kimileri Sovyet ordusunda Nazi Almanyasına karşı savaşmış, kimileri Kuzey Kafkasya'da Stalin'e karşı savaşmış ve bütün bunlar şiirlerde yer bulmuş. Kitapta aşk şiirleri, pastoral şiirler gibi sevimlilikler yerine bolca sürgün şiiri, vatan özlemi, savaş şiirleri var.

Balkar şairleri arasında Rusya'da tanınan, edebiyat gruplarına dahil olup ödüller alan birçok isim var. Çok kalabalık bir halk olmayan Balkarlar 1944 yılında, Stalin döneminde Sibirya ve Orta Asya'ya sürgüne gönderilmişler. Sürgünün yanı sıra dillerinin de yasaklanması ile beraber, Balkar edebiyatı bir duraklama dönemine girmiş, yine de şairlerin çoğu gizlice şiir yazmaya devam etmiş. Kanşaubiy Miziev, bu durumu anlattıktan sonra, Şeyh Şamil'in ilginç bir anekdotunu paylaşıyor yazısında:
Şiiri yasaklayan Şamil, bunun nedenini soran yakınlarına şu cevabı verir: "Bunu halkımı ve kendimi berbat şairlerden kurtarmak için yaptım. Şair ruhu olmayanlar korkar ve şiir yazmaktan vazgeçer. Gerçek şairler zaten yazma yasağına dayanamaz ve şiir yazmaya devam ederler, onları hiçbir yasak durduramaz."
Şiirden pek anlamıyorum ve en son ne zaman sadece canım istediği için oturup şiir okuduğumu hatırlamıyorum. Dolayısıyla, kitaptaki şiirleri değerlendirebilecek durumda değilim. Fakat, ne kadar Türkçeye yakın bir dilden çevrilmiş olursa olsun, çeviri şiir okumak iyi bir fikir değilmiş. Kitapta, şiire özgü o akıcı dili yakalamak mümkün değil; çeviriler Balkar dilinin kendine özgü tınısını ve nüanslarını yansıtmayı başaramıyor. (Şiirleri değil ama çeviriyi değerlendirebiliyorum, çünkü ailemde hâlâ ana dil Karaçayca ve ev içinde sürekli Karaçayca konuşuluyor; ben konuşamasam da dinleme ve okumada gayet iyiyim.)

Şiirler dışında, kitapta ilgimi çeken iki şey oldu. 1916 doğumlu şair Maksim Gettuev'in Kosmonartla (yani, Uzay Nartları) adlı bir kitabı varmış; bir de 1939 doğumlu Ali Bayzullaev için "Balkar edebiyatının ilk bilim kurgu kitabı" Julduz Muhajirle (Yıldız Muhacirleri)'nin yazarı diyor. Yine Bayzullaev'in Yıldız Sürüleri, Yanan Yıldızlar, Zamanların Çarkı adlı kitapları da listelenmiş. Bu kitapları bulup okuma olasılığım pek yüksek değil, yine de Balkarca yazılmış bilim kurgu kitapları olmasına, nedense çok şaşırdım. Sonra, "Neden şaşırdım ki?" diye tekrar şaşırdım. Sovyet edebiyatı birçok bilim kurgu yazarı çıkarmışken, Zamyatin 1921'de Biz'i yayımlamışken, Balkar edebiyatçılarının bilim kurguyla ilgilenmesi beklenmedik bir şey değil.

Şiir kitabı okuma görevimi tamamlayıp rahatladım, şenlik kitaplarıma huzur içinde devam edebilirim.

1 Şubat 2014

Kılıç Artığı (Gizlenen Bir Şairin Portresi)


Kılıç Artığı (Gizlenen Bir Şairin Portresi)
İlhan Şevket Aykut
Hazırlayan: Zeki Coşkun
Yapı Kredi Yayınları
Nisan 2000 (1. basım)
202 sayfa

Edebiyatta en uzak olduğum tür şiir sanırım; yıllar önce okuduğum ve çok sevdiğim Orhan Veli dışında çok fazla şair tanıdığımı ve okuduğumu söyleyemem. Özellikle, kendi kitabını kendi bastırıp dağıtan ve çoğunlukla düşündükleri kadar yetenekli olmayan amatör şairler dolayısıyla şiir kitabı sözünü duyduğum yerlerden koşarak uzaklaşmak istiyorum. Zorla imza gününe götürüldüğüm, tanıdık bir amatör şair ile ilgili travmatik anılarım var! O zaman, bu şiir kitabı nereden çıktı? Şöyle oldu: çok sevdiğim kitapçım Faruk Bey, bu gördüğünüz kitabı okumam için bana ödünç verdi. İlhan Şevket Aykut'un çok ilginç bir hayatı olduğunu ve okumamı istediğini söyledi, ben de kendisinin kitap önerilerine olan sonsuz güvenimle "Peki madem, hayat hikayesini okurum ama şiirlerini okumam, bak şimdiden söylüyorum." dedim.

Kitap üç bölümden oluşuyor. İlk bölüm Zeki Coşkun'un kaleminden çıkmış; İlhan Şevket'in hayatını ve bu kitabın ortaya çıkışını anlatıyor. İkinci bölümde, Şair'in ölümünün ardından dostlarının yazdığı yazılar ve anıları var. Son bölüm ise şiirlerine ayrılmış.

İlhan Şevket Aykut 1907 yılında Bingazi'de doğmuş, hayatının büyük kısmını İstanbul'da geçirmiş. İstanbul Üniversitesi'nde hukuk eğitimini tamamlamış fakat iki yıl hakimlik stajı yaptıktan sonra hukuk alanından tamamen uzaklaşmış. Bir yandan üniversitede felsefe derslerine devam ederken, bir yandan da Galatasaray Lisesinde öğretmenlik yapmaya başlamış. Açıklamaktan çekinmediği fikirleri ve boyun eğmeyen tavrı ile dikkat çekip okuldan okula sürülmeye başlayınca öğretmenlikten istifa etmiş ve devlet tarafından sürekli izlendiği korkusuyla gizli bir hayat yaşamaya başlamış. 1991 yılında, 85 yaşına girmek üzereyken aramızdan ayrılmış.

"Gizli bir hayat" derken, gerçekten gizli yaşamış 50 yıl boyunca; yakın dostları bile ev adresini, nerede yaşadığını bilmezlermiş; önceden belirlenmiş zamanlarda dışarıda ya da dostlarının evlerinde buluşurmuş ve hayatına giren kadınlar bile evini hiç bilmezlermiş. Her zaman çok şık giyinen, sanat çevresi ile samimi olan İlhan Şevket memurluktan istifa ettikten sonra bir süre çeviriler yapmış ya da başkaları için tez yazmış fakat bu pek uzun sürmemiş; hayatının büyük kısmını işsiz geçirmiş. Bunu okuyunca, acaba insanın bir münzevi hayatı yaşaması için de aileden zengin olması mı gerekiyor diye düşündüm. Ne de olsa, masrafları ne kadar az olursa olsun, parasız yaşamak pek kolay değil. Bunu düşündükten sadece birkaç sayfa sonra şu cümleleri okudum:
"Örneğin emekli subay olan babası, daha öğrencilik yıllarında, 'Senin görüşlerin yüzünden maaşımdan olacağım' serzenişinde bulunuyor. O da, 'Merak etme, olmazsın' yanıtını verip aileyle tüm bağlarını kopartıyor. O tarihten itibaren annesi, babası, kız kardeşiyle bir daha asla görüşmüyor."
Hayat hikayesinin ilerleyen sayfalarında, yıllar sonra babasından kalan mirası da reddettiğini yazmış Zeki Coşkun. Şair, birkaç yakın dostunun oluşturduğu fon ile, çok kısıtlı bir bütçe ile yaşamış yıllar boyunca. Keskin zekası, çeşitli konulardaki görüşleri ile pek çok insanı etkilemiş olan İlhan Şevket, yaşamı boyunca hiçbir şiirini yayımlamadığı gibi, gençliğinde yazdığı şiirleri de yok etmiş. Yaşamının sonlarına doğru şiirlerini yayımlamaya ikna etmişler fakat son anda yine vazgeçmiş ve "Ben öldükten sonra ne yaparsanız yapın." demiş. Hayatı boyunca başının dikine giden bu ilginç adam, ölümü konusunda da kararı başkasına bırakmamış, 84 yaşının son gününde içtiği iki kutu kalp ilacıyla hayatına son vermiş.

Okumam diye düşündüğüm halde, İlhan Şevket Aykut'un şiirlerini de okudum, daha doğrusu biraz göz attım diyelim. Şiirden hiç anlamadığım için, anlatmaya ya da değerlendirmeye kalkışmıyorum. Fakat böyle ilginç bir hayatı okumak çok hoşuma gitti. Kitapta anlatılan birçok ilginç anıyı, Şair'in kişiliğini anlatamadım burada, hakkında çeşitli bilgiler içeren bloglar ve web siteleri var. Bir de, İlhan Şevket, sık sık "...bu İnsan'la ne yapacağız, ama ne yapalım ki başka İnsan yok." diye söylenirmiş, yazmadan geçemedim.

Ek: Nefertiti'nin çok yerinde sorusunun cevabını yazıya ekleme gereği duydum. Kitapta geçtiği şekli ile:
Yazdıklarına Bir Kılıç Artığının Notları adı verilebilir çok rahatlıkla. Yakışır da.
Sonuçta bir kılıç artığı İlhan Şevket. Zora baş eğmiş, teslim olmuş, geri çekilmiş ama değişmemiş.
Belki de asıl dramatik olan, bu toplumda sayısız örneği bulunan "yaralılar"dan değil o. Kılıç hiç değmemiş tenine. Kılıcı uzaktan görmek, sallandığını bilmek, şakırtısını duymak yetiyor her şeye. Ve kılıç benliğinin üstünde hükmünü icra ediyor, korku krallığını ilan ediyor. Sonrası bunlarla ve dolayısıyla kendisiyle, dolayısıyla her şeyle amansız bir mücadele.