Hercule Poirot etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hercule Poirot etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Haziran 2015

Poirot Araştırıyor


Poirot Araştırıyor - Poirot Investigates
Agatha Christie
Çeviren: Çiğdem Öztekin
Altın Kitaplar Yayınevi
Mart 2015 (1. basım)
208 sayfa

Yaz gelmişken ve yapılması gereken birdolu şeyin yoğunluğu azalmışken uzun zamandır beklettiğim serilerden birine başlamaya karar verdim. Yerdeniz, Yüzüklerin Efendisi ya da Dune okumaya girişeceğim ve bu arada uzun süre sessiz kalabilirim. O yüzden, araya hafif bir kitap sıkıştırmak istedim, bir süre önce aldığım Poirot Araştırıyor'u okudum; biraz da bahsedeyim dedim.

Poirot Araştırıyor, çoğu Poirot kitabının aksine on bir kısa öyküden oluşuyor. Her bir öykü Poirot'nun maceralarını anlatan sadık dostu Hastings'in kaleminden anlatılıyor ve Poirot'nun hızla çözümlediği olayları konu alıyor. Çözümler hızlı olsa da, bazı olaylar -İngiltere başbakanının kaçırılması ya da uluslararası casusluk gibi- epeyce önemli ve büyük sonuçlar doğurabilir. Elbette yüce dedektif Poirot, küçük gri hücrelerini kullanarak her şeyi ortaya çıkarıyor, polislerin zekasıyla alay ediyor. Tüm Agatha Christie kitapları gibi, bu da bir çırpıda okunabilecek, keyifli bir kitap.
"Ne düşündüğünüzü anlıyorum, baylar. İyi bir dedektifin harekete geçmesi gerekirdi, değil mi? Enerjik olmalı, sağa sola koşmalı, tozlu yollara yatmalı, elinde büyüteç lastik izlerini incelemeli. Sigara izmaritlerini ve yanmış kibritleri toplamalı. Kafanızdaki iyi dedektif profili bu değil mi? Bunu bekliyorsunuz?"

8 Mart 2013

Hercule'ün On İki Görevi


Hercule'ün On İki Görevi - The Labours of Hercules
Agatha Christie
Çeviren: Çiğdem Öztekin
Altın Kitaplar Yayınevi
Ekim 2011 (3. basım)
336 sayfa

Ortalama bir Agatha Christie kitabını burada anlatmak pek anlamlı gelmiyor bana. Ne desem spoiler olacak ve söyleyecek pek bir şey bulamayacağım. Agatha Christie belirsiz ipuçları ile kafamızı karıştıracak; sonunda da elbette bütün gizem açığa çıkacak. O yüzden, arasıra Agatha Christie okuduğumda yazmadan geçiyorum. Fakat bu kitabı okumayı uzun zamandır istiyordum ve anlatmam gerektiğini düşünüyorum. En sevdiğim kurgu karakterlerden olan Hercule Poirot'nun mitolojiyle buluşmasını nasıl görmezden gelebilirim ki?

Hercule'ün On İki Görevi, Hercule Poirot'nun adını aldığı Herakles'e ve Yunan mitolojisine selamı. Herakles'i (Herkül'ü) anlatan kısa bir yazıyla başlıyor kitap, ardından önsöz ve on iki öykü geliyor.

Mitolojide, Herkül'ün üstlendiği görevler üvey annesi Hera'nın başının altından çıkar, Miken Kralı'nın hizmetindeyken görevlerini tamamlar. Bolca mitolojik yaratığı bize tanıtan görevler şunlar:
  • Nemea Aslanı'nı öldürüp derisini yüzmek
  • Hydra Ejderi'ni öldürmek
  • Arkadia Geyiği'ni yakalamak
  • Erymanthian Dağı'ndaki yabandomuzunu yakalamak
  • Augias'ın ahırlarını bir günde temizlemek
  • Stymphalia'da yaşayan kuşları kovmak
  • Girit Boğası'nı Atina'ya götürmek
  • Diomedes'in insan yiyen kısraklarını yakalamak
  • Hippolyta'nın kemerini almak
  • Geryoneus'un sığırlarını çalmak
  • Hesperidlerin altın elmalarını almak
  • Kerberos'u yeryüzüne çıkarmak
Hercule Poirot'yu mitolojiye yönlendirmek için bir önsöz yazmış Christie, Doktor Burton ile Poirot oturup sohbet ediyorlar, Poirot'nun adını nereden aldığını sorgulayan Doktor konuyu mitolojiye getiriyor ve sonuçta Hercule Poirot'nun mitolojiden pek anlamadığı ortaya çıkıyor. Konuya ilgisi uyanan Poirot (sekreteri Bayan Lemon'un da yardımıyla) Herkül hakkında bulduğu her şeyi okuyor, "on iki görev" hikayesi ilgisini çekiyor ve emekli olmadan önce yalnızca bu görevlerle ilişkilendirebileceği son on iki sorunu çözmeye karar veriyor.

Önsözün kurgusunu, kitabın temeli olsa da çok sevmedim. Öncelikle, kendini beğenmiş Poirot'nun adını aldığı karakteri araştırmamış olması mümkün değil. Ayrıca (ismini hatırlamadığım bir Christie kitabında) Hercule Poirot kendine hayalî bir ikiz kardeş yaratıyor ve adının Achilles olduğunu söylüyordu. Yani, Poirot'nun mitoloji hakkında hiçbir şey bilmediğini iddia eden bu önsöz çok gerçek gözükmedi bana.

Her öyküden önce, Herkül'ün görevinin ne olduğu kısaca anlatılmış. On iki kısa öyküde, Herkül'ün görevleri ile sembolik olarak örtüşen olayları çözüyor Poirot. Romanların aksine daha küçük sorunlar, çok daha hızlı çözülüyor. Yunan mitolojisi okuduysanız ve Agatha Christie seviyorsanız okumanız gereken bir kitap bence. =)

Kitabı okurken bayıldığım iki minik alıntı eklemek istiyorum son olarak. Birincisi, Hercule Poirot'nun kişiliğini çok güzel özetliyor; ikinci alıntıyı ise kulağıma küpe etmek istiyorum!
"Bu gidişle siz de kendi dininizi kuracaksınız. Bu dinin temeli de muhtemelen şöyle olacaktır: Hiç kimse Hercule Poirot'dan daha akıllı olamaz! Amin!"

"Yaşamda altın bir kural vardır, George, o da şudur: Hiçbir zaman başkalarının senin için yapabilecekleri bir şeyi yapma!"

24 Şubat 2012

Holmes vs Poirot


Uzuuuun yıllar önce can sıkıntısından patlamak üzere olduğum bir ara, oturup en sevilen iki dedektif hakkında bir şeyler karalamıştım. O yazıyı, önce Deviantart'ta, sonra da Ekşi Sözlük'te yayınlamıştım. Bugün fark ettim ki, tam da buraya eklenecek bir yazıymış. Ufak tefek düzenlemeler gerektirse de, ilk halini pek değiştirmeden yayınladığım söylenebilir. Buyrun:

Edebiyat dünyasının en tanınmış dedektiflerinden ikisi Hercule Poirot ve Sherlock Holmes, malum. Peki, bu dedektifleri karşılaştırırsak neler çıkar? Farkları nedir? Hangi yönleri benzer?

Karşılaştırmaya google fight ile başlıyoruz. Tahmin edileceği üzere Mr. Holmes ezici bir farkla kazanıyor:

Sherlock Holmes - Hercule Poirot
19.400.000 - 1.950.000 (ve Hercules Poirot olarak arayınca çıkan 1.910.000 arama)
Gelelim dedektiflerimizin hikayelerine...

Sherlock Holmes halis bir İngiliz'dir. Ev arkadaşı, kendisine büyük hayranlık duyan ve gerektiğinde Holmes'a yardım etmek için elinden geleni yapan Dr. Watson'dır; emekli bir ordu doktoru. Çözümlemesi gereken bir dava olmadığı zamanlarda Holmes'un sinirleri bozuktur ve -başta Dr. Watson ve ev sahipleri Bayan Hudson olmak üzere- çevresindekilerin de sinirlerini bozar. Böyle zamanlarda durmaksızın sanatında ilerlemesini sağlayacak kimyasal analizler yapar; ya da eski suç dosyalarını inceler. Hatta uzun süre boş kaldığında zihninin heyecanı unutmaması için kokain kullanır. Dostu Dr. Watson'ın tüm uyarılarını kulak ardı ederek "beynim aktif olmalı... Yapacak işim olmadığında, ara sıra, bunu yapay uyarıcılarla sağlıyorum" der.

Mr. Holmes yaptığı işin bir sanat olduğunu düşünür, üstelik döneminde bu işi ("danışman dedektiflik") yapan tek ustadır. Bu konuda kendisine denk, hata daha fazla yeteneğe sahip olduğunu kabul ettiği tek kişi kardeşi Mr. Mycroft Holmes'tur; ancak Mycroft Holmes, bu işi meslek edinen kardeşi kadar hevesli değildir ve yeteneklerini onun kadar sık kullanmaz. Sherlock Holmes genellikle kendini beğenmiş tavırlar içindedir ve bulgularını açıklarken şaşırtıcı sürprizler yapmayı sever. Maddi sıkıntısı yoktur, çünkü yardımcı olduğu kişiler cömert ödemeler yaparlar. Buna rağmen Holmes her zaman işinin kendisinin yeterince tatmin edici olduğunu düşünür ve şöyle der: "bu kadar keyif aldığım bir işi yapıyorum ve üstüne bana para ödüyorlar." (ya da tam olarak öyle demez, ama benim aklımda öyle kalmıştır.) Sherlock Holmes bir olayı çözümlemek için uğraşırken çok enerjiktir. Zihni ve bedeni simültane çalışır. Tüm duyuları kanıt toplamaya odaklanmışken bir yandan da kanıtları zihninde düzenler, sıraya koyar, teorisini oluşturur. Bedeni olduğu kadar zihni de canlı tutmak gerektiğine inanır. En önemli yeteneği tümdengelim teorileri oluşturabilmesidir. Önüne çıkan davaları bu yöntemle çözer. Sherlock Holmes uzun boyludur; çok zayıf olması boyunun daha da uzun gözükmesini sağlar. Kılık değiştirme konusunda da büyük yeteneği vardır ve çok kez Dr. Watson bile karşısındakinin Holmes olduğunu anlamaz.

Mösyö Hercule Poirot ise İngiltere'de yaşayan bir Belçikalıdır. Kendisini Fransız zannedenlere sinirlenir. Sherlock Holmes gibi kendini beğenmiş tavırlar içinde olan Poirot'nun dış görünüşü ise tamamen farklıdır. 1.60 metre boyunda ve tombul bir adam olan Poirot'nun en çok övündüğü özelliklerinden biri, gür ve simsiyah bıyıklarıdır. Bunun dışında Poirot "küçük gri hücreleri" ile övünür ve "tazı gibi etrafı koklayarak gezen" dedektifleri küçük görür. Poirot, insanları dinleyerek ve gerçekleri yalandan ayırarak çalışır. En zor cinayetleri bile rahat koltuğundan kalkmadan çözümleyebileceğini iddia ederek dostu Arthur Hastings'in sinirlenmesine yol açar. Tabii her ünlü dedektif gibi, başarıya ulaşır ve Hastings'i, affedersiniz, göt eder.

Evet; Holmes gibi, Poirot'nun da yakın dostu, kankası ve bir dönem ev arkadaşlığını yapmış bir ekürisi vardır. İsmi Arthur Hastings olan bu kişi de (hafızam beni yanıltmıyorsa) Dr. Watson gibi savaş gazisidir. Poirot, özellikle de keyifli zamanlarında, Hastings'e "mon ami Hastings" şeklinde hitap eder.

Poirot için en önemli şey "insan psikolojisi"dir. İnsanlarla ne kadar konuşursa o kadar çok bilgi toplayacağını düşünür. Gerektiği zaman ise sahaya inip kanıt toplamayı bilir. Daha sonra da "sistem" gelir; olay kurgusundaki bulgular sisteme uymuyorsa, bir yanlış var demektir! Poirot özel hayatında da sistem ve düzene özen gösterir; hastalık derecesinde titizdir, simetri hastalığı vardır.

Bu anlatımdan sonra, daha eğlencelisini yapalım; gelelim dedektiflerimizin ortak ve farklı yönlerinin sırayla karşılaştırılmasına. Bunların bir kısmından yukarda bahsettim, ancak tekrar etmekte sakınca görmüyorum.

1. Her ikisi de İngiltere’de yaşamaktadır.
2. İki dedektifin de ev arkadaşları her davada koşulsuz yanlarındadırlar.
3. İki dedektifin de dostları eski birer ordu doktorudur; yani kanlı olaylardan rahatsız olmayacaklardır ve tıp bilgileriyle dedektiflere yardımcı olurlar.
4. Sherlock Holmes ve Hercule Poirot, her ikisi de kendini beğenmişlikleriyle dikkat çekerler.
5. Zihnin ve düzenli düşünmenin önemini ikisi de sıklıkla belirtirler.
6. Ancak Poriot'nun aksine, Holmes özel yaşamında çok dağınıktır; evin içinde atış talimi yapacak kadar.
7. Dedektiflerimiz maddi sıkıntı yaşamazlar, çünkü müşterileri yeterince cömerttir.
8.Bunun yanında, ilgilerini çeken bir olayla sadece kişisel tatmin için ilgilenirler ve maddi kazancı düşünmezler.
9. Holmes kılık değiştirerek çalışmayı sever; Poirot ise bunu küçük düşürücü bulur.
10. Poirot saçları ağardıkça onları siyaha boyar; Holmes ise dış görünüşüyle ilgisizdir.
11. Holmes ve Poirot'nun gereksiz cesaretleri yoktur; nerede yavaşlamaları gerektiğini bilirler.
12. İkisi de, zeki bir suçluyla karşılaştıklarında ona saygı duyarlar ve dikkatli davranırlar.
13. Dr. Watson, Holmes'un hikayelerinde sıkça ön plana çıkan, ismi çok geçen bir kişi iken; Arthur Hastings, Mösyö Poirot'nun maceralarında daha silik bir rol üstlenmiştir. Kısacası insanlar tarafından bilinenler Holmes ve Watson hikayeleri iken, öbür tarafta sadece Poirot hikayeleridir. (teşekkürler karoks)
14. Holmes bütün dünyayı gezmesine rağmen, anlatılan öyküleri çoğunlukla İngiliz banliyölerinde geçer. Poirot ise nerde abuk sabuk yer varsa bulur; tren, Nil nehri dinlemez. (teşekkürler deepestwonder)
15. İki karakterin de yaratıcısının asalet unvanları vardır: Sir Arthur Conan Doyle ve Dame Agatha Christie.

Şimdilik aklıma gelenler bu kadar. Sırada dedektiflerimizin ölümü var...

(Dikkat!!! Sherlock Holmes ve Hercule Poirot okumayı seviyorsanız, bu yazı bundan sonra spoiler barındırabilir. Hatta barındıracaktır. Benden söylemesi...)

Sherlock Holmes, "Son Vaka" adlı öyküsünde o ana dek karşılaştığı suçluların en zeki ve en kurnaz olanıyla, Moriarty ile karşılaşır. Dr. Watson'un anılarına göre, bu karşılaşmanın sonunda Holmes ve Moriarty birlikte yüksek bir uçurumdan düşerek ölürler. Burada efsane bitti zannederiz. Ancak 3 sene sonra, Holmes eski dostu Watson'ın karşısına tekrar çıkar. Moriarty'nin, en az onun kadar tehlikeli olan, yandaşlarını atlatmak ve kurnazca yakalamak için bir oyun planladığı anlaşılır. Esasen bu geri dönüş, Sir Doyle’un okur baskısına daha fazla dayanamamasının sonucudur. Başka hikayeler yazmak için en tanınan karakterini öldürmüşken, epeyce kalabalık olan Holmes hayranlarının tepkisi nedeniyle karar değiştirmiştir.

Diğer yandan Poirot'nun ölümü bundan daha basittir, çünkü cesedi ortadadır. Olay "Ve Perde
İndi" isimli romanda geçer. Styles Köşkü'nde (burası aynı zamanda Poirot ve Hastings'in ilk kez karşılaştığı ve roman dizisinin başladığı yerdir) misafir olarak bulunan Norton sinsi yöntemiyle başkalarının cinayet işlemesini sağlayan bir katildir; ve kendisi cinayet işlemediği için yasaların yapabileceği bir şey yoktur. Bu noktada Poirot yapacak başka şey olmadığını düşünerek cellat rolünü oynar ve Norton'ı öldürür. Daha sonra ihtiyaç duyabileceği ilaçlarının uzağında yatarak kendisini "ilahi adalet"e bırakır; o gece geçirdiği kalp kriziyle edebiyat dünyasına veda eder.

Ve bir bakıma, Sherlock Holmes ne kadar CSI ise, Hercule Poirot o kadar Without a Trace'tir.