30 Temmuz 2013

Soğukkanlılıkla


Soğukkanlılıkla - In Cold Blood
Truman Capote
Çeviren: Ayşe Ece
Sel Yayıncılık
Mayıs 2011 (3. basım) 
419 sayfa

Okuduğum ilk Truman Capote kitabı oldu Soğukkanlılıkla. 419 sayfalık bu hacimli romanın, kurgudan çok gerçeğe dayandığını söylüyor yazar; kısa bir internet taramasıyla bunu doğrulamak mümkün. 1959 yılında, Kansas'ın küçük bir kasabasında yaşanan olayları öğrendiğinde bu kasabaya giden yazar, katil zanlıları yakalanmadan önce birçok kişiyle konuşmuş, sayfalarca notlar almış ve zanlılar yakalandıktan sonra da altı yıl boyunca bu kitap üzerinde çalışmış. Kitap, yazarın emeğinin hakkını veriyor.

Kansas'ın küçük ve sakin Holcomb kasabasında başlayan Soğukkanlılıkla, bir "katil kim" romanı değil; roman boyunca kurbanları, suçluları ve olaylardan etkilenen diğer insanları bir arada okuyoruz. Holcomb'un önde gelen sakinlerinden biri olan Herbert Clutter ve ailesi; herkes tarafından sevilen, dindar ve yardımsever insanlar. Bu ailenin dört üyesinin birden öldürülmesi sadece yakınlarını değil, tüm kasabayı etkileyen bir trajedi. Bir yandan Clutter ailesinin ve kasabada yaşayan diğer insanların bu olaydan nasıl etkilendiğini anlatırken, bir yandan da suçluları bu noktaya getiren olayları ve sonrasını anlatıyor kitap. Emniyet güçlerinin olayı çözümleme süreci de romanda epey yer kaplıyor.

Katilleri cinayet işlemeye yönlendiren güdülerinin incelendiği bölümler özellikle ilgimi çekti; "suç işleme ehliyeti" ve bu psikolojik incelemelerin dayandırıldığı sosyolojik ve ahlakî değerler, katillerin geçmişleri  ve suçlarını itiraf ettikten sonra yaşadıkları süreçler bence çok başarılı anlatılmış. Kitaptaki detaylı anlatım zaman zaman sıkıcı olsa da bütününde başarılı bir değerlendirme olmuş. Yazarın tüm karakterlere mesafeli, taraf tutmayan yaklaşımı ise, suç ve sonuçları konusundaki kararı okuruna bırakıyor. Üzerinde en çok düşündüğüm cümle de şu oldu:
"Asılan ben olmadığım sürece idam cezasının gerekliliğine sonuna kadar inanıyorum."
* 2013 yaz okuma etkinliği için, kendi doğum yılında doğan veya ölen bir yazar tarafından yazılmış bir kitap. 30 puan!

25 Temmuz 2013

Berlinli Apartmanı


Berlinli Apartmanı
Yaprak Öz
Yitik Ülke Yayınları
Nisan 2013 (1. basım) 
239 sayfa

Yitik Ülke Yayınları'nın birkaç ay önce gönderdiği Berlinli Apartmanı'nı ancak bugün okuyabildim. Kitaba öğleden sonra başladım, yaklaşık dört saat içinde bitirdim! Uzun zamandır bir oturuşta roman bitirmemiştim, çok iyi geldi. Yaprak Öz'ün kitabı, daha ilk sayfalarında kendine bağladı beni, yazarın kullandığı sade ve akıcı dili çok sevdim! Kitabın başında iki tane sarman kediden bahsediyor diye özel bir ayraç bile seçtim kitaba. Meğer, ayraca hiç gerek yokmuş ama kitapta kedilerin özel bir yeri olduğundan, çok uygun bir ayraç seçmişim.

Berlinli Apartmanı, 1970'lerde Kadıköy'de inşa edilmiş ve yedi dairesinde yaşayan sakinleri ile tam bir İstanbul özeti. Genç çevirmen Oya'nın bu apartmana taşınmasıyla başlayan romanda, ilk 60-70 sayfa boyunca karakterleri tek tek tanıyoruz ve bizi bekleyen gerilimin ipuçlarını görmeye başlıyoruz. Olayın tırmandığı sayfalardan itibaren gerilimin dozu yüksek, hatta metafizik kavramların varlığını hiçbir zaman kabul etmeyen beni bile ürpertti; eğlenceli cin hikayeleriyle çok korkuttuğumuz bazı arkadaşlarım bu kitabı okusaydı benden çok daha fazla etkilenirlerdi mutlaka. Bir de, kitabı hava kararmadan bitirmeye karar verip bu kararı gerçekleştirmem iyi oldu sanırım. ^.^

Arka kapağında "Türk usulü bir Agatha Christie hikâyesi" yazıyor olsa da, Berlinli Apartmanı -Agatha Christie romanlarının çoğundan farklı olarak- karakterlerin her birini detaylandırmış ve kurgunun oluşturulduğu mekan sayesinde hemen okuyucunun etrafını sarıyor; esas sahne olan apartmandaki insanlar ve ilişkiler herhangi birimizin yaşadığı 30-40 yıllık bir apartmana o kadar benziyor ki, hiç yabancılık yaşatmıyor. Ayrıca; yazarın aralara serpiştirdiği Grease, Georges Simenon, Agatha Christie, Harry Potter, CSI gibi referanslar çok tanıdık ve çok sevdiğim ögeler olarak beni çok keyiflendirdi.

Sonuç olarak, tanıdık bir çevrede anlatılan bu hikayeyi çok sevdim. Kitabın ortalarında "Bu karakterden kesin bir sürpriz çıkacak, bir terslik var bunda" dediğim karakter beni yanıltmasaydı daha da çok sevecektim! Bir de, Oya'nın yeni maceraları yazılmaz mı acaba diye merak ediyorum.

* 2013 yaz okuma etkinliği için, esas mesleği yazarlık olmayan bir kişinin yazdığı bir kitap. 20 puan!

23 Temmuz 2013

Öteki Dünya - Ay Devletleri ve İmparatorlukları


Öteki Dünya Ay Devletleri ve İmparatorlukları - L'Autre Monde ou les États et Empires de la Lune
Savinien Cyrano de Bergerac
Çeviren: Mustafa Demirkan
Yapı Kredi Yayınları
Nisan 2012 (1. basım) 
106 sayfa


Cyrano de Bergerac'ın kitabı Öteki Dünya Ay Devletleri ve İmparatorlukları 1600'lerin ortalarında yazılmış, ancak yazarın ölümünden sonra yayımlanmış. Takip eden yüzyıllarda yazılan birçok bilimkurgu kitabı gibi, bu kitap da döneminin eleştirisini yaparken daha özgür olmak için kendine mekan olarak uzak diyarları seçmiş. Öteki Dünya, kendisinden yüz yıl kadar sonra yazılan Mikromegas'ı anımsattı bana. Bugün sahip olduğumuz bilimsel bilgiden o kadar uzak zamanlarda yazılmışlar ki, neredeyse masal gibi geliyor yarattıkları bilim kurgu.

Öteki Dünya, Cyrano'yu ve kitabı anlatan, Mustafa Demirkan'ın kaleme aldığı bir giriş yazısıyla başlıyor; biraz uzunca ama mutlaka okunması gereken bir yazı bu, kitabın yazıldığı dönemi ve kitabın öngörülerini özetleyen iyi bir başlangıç. Fakat, bu yazının başlarında bir matematik problemi var, ya da ben bir şeyleri yanlış anladım. #direnmatematik (Bkz: yandaki fotoğraf)

Kitap, astronomi hakkında konuşan bir grup insanın tartışması ile başlıyor; içlerinden biri kendi savını kanıtlamak için Ay'a ulaşmaya karar veriyor ve "güneşin çiyleri çeken ısısı"ndan faydalanarak yükselmeye çalışıyor. Bu işe yaramayınca, tesadüflerin de yardımı ile "hayvanların iliklerini emen dolunay" sayesinde Ay'a ulaşıyor; orada bambaşka bir medeniyetle karşılaşıyor.

Ay'da adeta cenneti tanımlayan Cyrano, Prometheus'un aslında Adem olduğuna varan mitolojik benzetmeler ve tanımlardan bol bol yararlanmış. Ay'da yarattığı hayalî devletler ve insanlar aracılığıyla siyaset, sosyoloji, teoloji eleştirileri yapan Cyrano, kitabı tanrının varlığı üzerine bir tartışmayla bitirmiş. Dönemin bilim felsefesine güzel bir özet olmuş, keyifli bir kitap! (Okurken not aldığım birkaç cümleyi paylaşmadan gidemeyeceğim.)

Savaş üzerine:
"Eğer her iki taraf da aynı haklara sahip iseler oldukları gibi dursunlar veya sahip olmak istedikleri kent ya da eyalet için bir el papaz kaçtı oynasınlar. Bununla birlikte dört milyon adamın kafasını patlatırken onlar makamlarında bu zavallıların katliamı hakkında dalga geçebiliyorlar."
Düşünce özgürlüğü:
"Bu adamı, bu maymunu ya da bu papağanı, geldiği Ay'ın dünya olduğunu söylediği için mahkûm edemezsiniz; zira ister insan olsun, isterse Ay'dan da gelmesin, her insan özgür olduğuna göre, dilediğini hayal etmek hakkı da yok mudur?"
Kutsal yaratılış kavramı:
"Bizi durduran ilk engel, dünyanın ebediyetidir; insan zekâsı bunu kavrayacak kadar güçlü ve o kadar güzel, o kadar düzenli bu büyük evrenin kendi kendine oluştuğunu hayal edebilecek yetenekte olmadığı için, insanlar 'Yaratılış'a başvurmuşlardır."
 * 2013 yaz okuma etkinliği için, 150 sayfadan kısa bir kitap. 5 puan!

19 Temmuz 2013

Arsen Lüpen İki Çehreli Kadın


Arsen Lüpen İki Çehreli Kadın - La Femme Aux Deux Sourires
Maurice Leblanc
Çeviren: Aydın Bakanoğlu
İtimat Kitabevi
1972
246 sayfa

Kibar ve çok zeki hırsız Arsen Lüpen'in (daha önce okuduğum) öykülerinin aksine, bu kitap tek bir macerasını anlatıyor. 1972 yılında yayımlanan kitabın çevirisi, kendi dönemine özgü biçimde çok sevimli. 30-50 yıl önce çevirisi yapılan kitaplardaki Türkçeyi çok seviyorum ben. Bolca dizgi hatası var ama teknoloji dolayısıyla görmezden geliyorum onları da...

İki Çehreli Kadın; anlaşılmaz bir şekilde ölen ünlü bir opera şarkıcısı ile başlıyor, Arsen Lüpen'in olaya karışıp bu şarkıcının kayıp mücevherlerini araması ve bu arada polisle çekişmesi ile devam ediyor. Olaya karışan gizemli ve güzel bir kadın (kapakta görünenin aksine, sarışın bir kadın) var tabii ve Arsen Lüpen, kitabın en zeki ve becerikli karakteri olarak kalbimizde yer ediniyor.

Maurice Leblanc'ın kitabı, Arsen Lüpen'e özel bir ilginiz yoksa çok keyif vermez diye düşünüyorum; bence çok başarılı bir kitap değil. Hatta Arsen Lüpen'in diğer öyküleri kadar da iyi değil bence.

* 2013 yaz okuma etkinliği için, hiç görmediğim bir ülkede olayların geçtiği bir kitap. 20 puan!

15 Temmuz 2013

En Son Kale


En Son Kale - The Last Castle
Jack Vance
Çeviren: Ferhan Ertürk
Metis Yayınları
Ağustos 1997 (1. basım)
94 sayfa

En Son Kale, Metis Bilimkurgu dizisinden minicik bir kitap. Yazarı Jack Vance, roman değil de novellalar yazmayı tercih etmiş, En Son Kale de bu romancıklardan biri. 94 sayfalık bu kitabı dört günde bitirmekse benim ayıbım! Kitaba hemen ısınamadım, ama okudukça daha çok sevdim.

İnsanların farklı gezegenlere dağıldığı bir gelecekte, dünyaya geri dönen ve kapalı kalelerde yaşayan insanlar ile beraberlerinde getirdikleri Mek, Feyn gibi yabancı türler var kitapta. Kalelerde yaşayan klanlar, kendi aralarında klan şeflerini seçiyor ve tüm klanlar bir araya gelip "kalenin bir numaralı bayı"nı, resmî otoritesi olmayan bu unvanı taşıyacak adamı seçiyorlar. Kalelerin içinde yaşayan insanlar, kendilerini eğlendiren Feynler, taşıma işlerini yapan Kuşlar ve tüm ayak işlerini yapan Mekler sayesinde yalnızca zihinsel uğraşlarla vakit geçiriyorlar. Erkeklerin her biri, bir bilim alanında teori uzmanı, fakat pratik işlerin kendilerini küçük düşürdüğünü, özsaygılarını yitirmelerine neden olacağını düşünüyorlar. Doğruluğuna ve sonsuza kadar süreceğine inandıkları bu burjuvazinin içinde mutlu yaşarlarken Meklerin başkaldırısı karşısında ezberleri bozuluyor.

Altmetninde sınıf eleştirisi olan ve toplum düzenine dair dikkat çekici sözler söyleyen kitabı, bugün ülkemizde yaşananlarla paralel bir düzlemde değerlendirmek de mümkün; ya da ben herhangi bir şeyi Gezi olaylarından ayrı tutmayı beceremiyorum, emin değilim...

Kitabın tek (ve büyük) eksiği bence finali. Burjuva yaşam tarzını ince ince eleştirirken, çok yumuşak ve sıradan bir final oluşturmuş yazar. Yine de, okumaya değer bir kitap olduğunu düşünüyorum.

* Bu kitap 2013 yaz okuma etkinliğimiz için okuduğum ilk kitap oldu. Bana 5 puan!