24 Temmuz 2012

Uzayın Bekçileri - Melezler Venüste

Uzayın Bekçileri
Isaac Asimov
Çeviren: Gönül Suveren
Altın Kitaplar Yayınevi
Ağustos 1995 (1. basım)
175 sayfa

Melezler Venüste - Half-Breeds on Venus and Other Stories
Isaac Asimov
Çeviren: Gönül Suveren
Altın Kitaplar Yayınevi
Aralık 1993 (1. basım)
221 sayfa

Isaac Asimov'un iki öykü kitabını daha bitirdim! Hatta bu arada Tembellik Hakkı'nı (Paul Lafargue), bir Agatha Christie romanını, Aziz Nesin'in Damda Deli Var'ını da bitirdim. Yüzüklerin Efendisi'ne başladım, fakat devam etmeyi belirsiz bir tarihe erteledim. Babaannemin evinde geçirdiğim birkaç günü durmaksızın kitap okumaya ayırdım, bunun üzerinden de neredeyse iki hafta geçti fakat kitaplar hakkında yazmaya çok üşendim. Hatta, fark ettiğiniz gibi kitapların kapaklarını fotoğraflamaya da üşendim!

Uzayın Bekçileri ve Melezler Venüste isimli iki öykü derlemesi okudum Asimov'dan. Normal koşullarda romanı öyküden daha çok severim, fakat Asimov'un öyküleri bilimkurgunun üstüne ince bir mizah da eklediği, çok kısa/uzun olmayıp kıvamında bittiği için iyi gidiyor.

Daha önce bahsettiğim Asimov öykülerinin üzerine, bu kitaplar hakkında yazacak bir şey bulamıyorum. Okuma durumumu güncellemiş olayım. Son olarak, cnbc-e'de arasıra izlediğim Rizzoli & Isles adlı dizinin Tess Gerritsen romanlarından uyarlandığını öğrendim, The Surgeon'ı bitirip, The Apprentice'i okumaya başladım. Pek keyifli gidiyor.

8 Temmuz 2012

Asi Gezegen Tyrran ((Baskan #8) - Sonsuzun Tohumları


Asi Gezegen Tyrran - The Stars, Like Dust
Isaac Asimov
Çeviren: Orhan Yüksel
Baskan Yayınları
Kurgu Bilim Dizisi 8
1983
240 sayfa

Sonsuzun Tohumları - The Stars, Like Dust
Isaac Asimov
Çeviren: Alev Yemenici
Altın Kitaplar Yayınevi
Ağustos 1984 (1. basım)
319 sayfa

Size komik bir şey söyleyeceğim. Yukarıda kapaklarını gördüğünüz iki kitap, aynı kitap aslında! Ve ben bunu, ikinci kitabın yarısına gelene kadar fark etmedim. (Bu arada, kapak fotoğraflarındaki flaş patlamaları için üzgünüm. Bugün burada hava kapalı, güneşten yararlanamayınca -en acelesinden- böyle oldu fotoğraflar)

Asi Gezegen Tyrran'ı, Baskan Kurgu-Bilim Serisi basmış, 1983 yılında. Bendeki kopyasını birkaç yıl önce, yanılmıyorsam Antalya'da bir sahafta bulmuştum. Kitap benden önce inşaat mühendisi Turgay Turhan'a aitmiş; kendisini tanıyorsanız selamlar... Sonsuzun Tohumları'nı ise birkaç gün önce Aşiyan Sahaf'tan aldım; Altın Yayınları, 1984 baskısı.

Asimov görünce gözüm döndüğü için, ayrıca Sonsuzun Tohumları adını daha önce duymadığıma emin olduğum için (her zaman yaptığım gibi) konusu neymiş diye bakmadan aldım kitabı. Fakat okudukça, zaman zaman dejavu dediğimiz hisse kapılmaya başladım, ben bu konuyu sanki daha önce okumuştum! Kitaplığımdaki diğer Asimov kitaplarına göz atmak, ancak kitabı yarıladıktan sonra aklıma geldi. "Bir dakika yaa!" nidası eşliğinde, Asi Gezegen Tyrran'ı raftan çıkardım, şöyle bir karıştırdım. Ve sonuç: aynı kitap, farklı yayınevi, farklı çeviri. Orhan Yüksel çevirisini okumamın üzerinden epey zaman geçti, o yüzden karşılaştırma yapamıyorum; hangi çevirinin daha iyi olduğu hakkında hiçbir fikrim yok.
Daha komiği, aynı olay (yine bir Asimov kitabında) daha önce de başıma gelmişti. Vakıf serisini İthaki'den aldım ben, yeni baskılarından. Aylar sonra bir sahafta bulduğum Altın Galaksi adlı, 1983'te Altın Yayınları tarafından basılmış olan Asimov kitabını aldım. Eve gelip kitaba baktığımda fark ettim, aldığım kitap aslında Vakıf ve İmparatorluk'muş. Olsun, çeşit oluyor işte... Sanırım Altın Yayınları'nın bilimkurgularını almadan önce, kitaplara daha dikkatli bakmam gerekiyor.

Gelelim Asi Gezegen Tyrran'a, ya da Sonsuzun Tohumları'na; hangisini tercih ederseniz...

Gerçi yazım tarihlerini karşılaştırmadım ama, bu kitap Vakıf serisinin provası olarak yazılmış sanki. İnsan ırkı galaksiye yayılmış; güneş sistemleri içinde yerel yönetimler, hakimiyet alanını genişletmeye çalışan saldırgan yöneticiler, ihanet, komplo teorileri... Neler neler!

Kitap, Windsor Efendisi'nin oğlu Biron Farrill'la başlıyor. Arz'da bir üniversite yurdunda kalan Biron, bir suikaste kurban olmaktan son anda kurtuluyor; babasının bir asi birliği ile birlikte çalıştığını ve öldürüleceğini öğreniyor. Babasının yerine yeni efendi olacağı için, daha önce pek bilmediği bir politika, entrika, isyan dünyasında buluyor kendini. Sonrası hem macera, hem eleştiri. İsyan edenler başa geçtiğinde, kendi monarşilerini kurarsa değişen bir şey olmaz diyor Asimov, kısaca. Macera için ise, gereken her şey var. Üst-uzay sıçramaları da var. Bir an önce hayata geçirilmesi gereken, ışık yılları dolusu mesafeyi birkaç saniyede aşmayı sağlayan süper yöntem! Çeşitli uzay gemileri içinde, uzay boşluğunda oradan oraya sıçrarken farklı gezegenlerde geziyoruz, Atbaşı Nebulası'nın içinde yıldız arıyoruz; uzay çağı öncesinden kalan, bir söylentiye göre baskıcı rejimin yıkılmasını sağlayacak olan bir belgenin peşinden koşuyoruz. Sonunda Asimov yine okurunu şaşırtıyor, düğüm olmuş konuyu çözüyor. Okunmalı.

6 Temmuz 2012

Üç Robot Yasası


Üç Robot Yasası
Isaac Asimov
Çeviren: Gönül Suveren
Altın Kitaplar Yayınevi
Kasım 1996 (1. basım)
222 sayfa


"Ben, Robot"un arkasından nasıl da güzel oldu bu kitap! Aniden bulduğum üç Asimov kitabını peş peşe bitirmeye niyetlendim, tam sırasıdır diyerek Üç Robot Yasası'yla başladım.

Bu kitap da, Ben, Robot gibi, üç yasa ile başlıyor; Susan Calvin döneminin yüz yıl sonrasında geçen yeni bir robot öyküsü okuyoruz. Uzman Keith Harriman ve JG modeli iki robotun ahlakî bir sorunu çözümleme çabası ve ABD Robotlar ve Makine Adamlar Şirketi'nin iflastan kurtulma yöntemini ve yine "fazla gelişmiş" robotların yarattığı tehdidi pek güzel anlatıyor Asimov.

Kitabın devamında robot öyküleri yok, Asimov'un diğer öyküleriyle devam ediyor. "Ay bilimkurgu neymiş" diyenlere, "ben okuyamıyorum öyle uzuuun uzun romanları" diyenlere, daha önemlisi bilimkurguyu "uzay, ışın kılıcı, savaş" sığlığında yorumlayanlara okutulası kitaplardan biri olmuş, 220 sayfalık kitap birkaç saatte bitebiliyor.

4 Temmuz 2012

Asimov / Ben, Robot


Kapısından içeri girdiğimde "Hoş geldiniz Setenay Hanım, bakın bunlar geldi" diyerek, baskısı tükenmiş üç Asimov kitabını ortaya çıkaran bir kitapçım var. Bütçe düşmanı, cüzdan zararlısı, mutluluk sebebi! Kitapları elime alıp, bulduğum ilk kalemle kapaklarına adımı yazdım ki, tam da o sırada başka bir Asimov hayranı gelirse, hak iddia edebileyim: "Benim oldu bu kitaplar, bak, adım yazıyor üzerinde!"

Evet efendim, dün yine Aşiyan Sahaf'a gittim, on dakikadan fazla kalmak niyetinde değildim ama sanırım iki saatimi orada çay içip sohbet ederek geçirdim. Faruk Bey ve edebiyat öğrencisi iki müşterisiyle Faust'tan girdik, ideolojiden çıktık, oradan Nazım'a uğradık, son anda "bayan değil, kadın" dedik; Üç Robot Yasası'nı, Sonsuzun Tohumları'nı ve Uzayın Bekçileri'ni aldım, çıktım. Tam da, Ben, Robot'u okumuştum, hemen arkasından Üç Robot Yasası'na başladım, süper oldu. Buradan da konuyu bağladığımıza göre, gelelim kitaba:

Üç Robot Yasası

1. Bir robot, bir insana zarar veremez. Ya da hareketsiz kalarak bir insanın zarar görmesine neden olamaz.
2. Bir robot, insanların verdikleri emirlere uymak zorundadır. Ancak bu tür emirler Birinci Yasayla çeliştiği zaman durum değişir.
3. Bir robot, Birinci ve İkinci yasalarla çelişmediği sürece varlığını korumak zorundadır.

Robotik El Kitabı
56. Baskı. M.S. 2158

Ben Robot - I, Robot
Isaac Asimov
Çeviren: Gönül Suveren
Altın Kitaplar Yayınevi
Ocak 1992 (1. basım)
224 sayfa

Klişelerle dolu Hollywood filmi ile hiç ilgisi olmayan Ben Robot; üç robot yasasıyla başlıyor. Kitaptaki kısa robot öyküleri, bir gazeteci ile robopsikolog Susan Calvin'in diyalogları arasına dağıtılmış. Susan Calvin, ABD Robot ve Makine Adamlar Şirketi'nin uzmanlarından biri, "pozitronik beyin" icadının patentini elinde tutan şirketin psikoloji konusunda tek yetkilisi ve robotları insanlardan daha çok seviyor, robot psikolojisini rahatlıkla anlayıp yönlendirebiliyor.

İlk hikaye, 2096 yılında üretilen ilk pozitronik robotla, Robbie'yle başlıyor. Robbie, küçük bir kızın dadısı olarak satılıyor; çocuk robotu çok sevse de, insan gibi gözüken robotlar toplumun çoğunluğunu korkutuyor. İnsanların robot korkusu, tüm robotların pozitronik beynine işlenen Üç Robot Yasası ile önlenmeye çalışılsa da, robotların ancak dünya dışında çalışmasına izin veriliyor. Uzay istasyonlarında, diğer gezegenlerde; özellikle insanlar için tehlikeli olan ortamlarda çalışan robotların hikayelerini okuyoruz.

Yapay zekanın, özellikle insansı bir biçime bürünürse ne kadar korkutucu olabileceği; hala tartışılan "robotların egemenliği" konusu Asimov'un güzel kurgusuyla anlatılıyor. Bu adamı ne kadar sevdiğimi daha önce de yazdığıma göre, Ben, Robot'u ve ardından Üç Robot Yasası'nı mutlaka okumanızı önermem tuhaf karşılanmayacaktır.

1 Temmuz 2012

İktidar Mahkumları


İktidar Mahkumları - Обитаемый Остров (Obitayemyy Ostrov)
Arkadi Strugatski, Boris Strugatski
Çeviren: Utku Gürsoy
Sarmal Yayınevi
Eylül 1999 (1. basım)
439 sayfa

Efendim... "Hakkında yazsam mı, yazmasam mı, ne yazsam?" diye kıvrandığım bir kitapla karşınızdayım. Strugatski Kardeşler'in İktidar Mahkumları romanını, ortalamadan uzun bir zamanda (vikitap kaydımı düzgün tutmuşsam, 18 günde) okuyabildim. Bir oturuşta 100 sayfa okuduğum da oldu, birkaç gün kitabı elime almadığım zamanlar da oldu.

Öncelikle, bir sorum var: İki kişi satranç oynayabilir, vals yapabilir, yemek yapabilir ama niye birlikte kitap yazarlar acaba? Makale olsa, araştırma kitabı olsa, yine de mantıklı bir zemin bulabilirim fakat kurgu? Kabul, Sovyet edebiyatında yer edinmişler, Solaris'i filme uyarlayan Tarkovski, bu adamların bir kitabını da Stalker adıyla film yapmış. Demek ki, iki kişi bir araya gelip kurgu yazabilirlermiş, ama nedense çok sevmedim bu işi ben. Yazarlardan mı kaynaklanıyor, çeviriden mi, ya da bolca yapılmış dizgi hatalarından mı bilmiyorum; fakat kitabın anlatımında beni huzursuz eden bir sevimsizlik var. Bu kitabı niye sevmediğimi gerçekten bilmiyorum; şimdi sözlükte yazılanlara da baktım, sürükleyici, akıcı, başarılı gibi sıfatlar uygun görülmüş. Yine de, çok sevdiğim kitaplar listesinin yanına yaklaşamaz bir noktada duruyor benim için.

Yirmi yaşındaki, gelecek planı ya da amacı olmayan Maxim Kammerer, amatör bir uzay gezgini, yeni gezegen avcısı olarak; Bağımsız Keşif Ünitesi kataloglarından rastgele seçtiği gezegenlere giderek maceralar yaşamayı seven bir adam. Roman, Maxim'in iniş yaptığı, bilinmeyen bir gezegende başlıyor. Arızalanan ve tamir etme umudu bırakmadan patlayan gemisini bırakıyor, gezegeni tanımaya çalışıyor. Anlamlandıramadığı birdolu olayın ortasında kalıyor Maxim, yeni gezegendeki insanların dilini öğrenmeye başlıyor, kendine bir geçmiş uyduruyor ve toplum kurallarını, yasaları, iktidarın kimin elinde olup nasıl işlediğini öğreniyor. Lejyona katılıp asker oluyor, oradan kaçıp yeraltı örgütüne karışıyor;  bu sırada insanların iradesini etkileyen bir yöntemle salaklaştıklarını, mantıklı düşünüp neden-sonuç ilişkisi bile kuramayacak hale geldiklerini öğreniyor ve içindeki kahraman ortaya çıkıyor; Maxim, bu işleyişi değiştirmek için yeraltından politikanın üst basamaklarına kadar uzanan bir plana girişiyor.

Kitap, birçok şey açıklanmadan, "sonunda bu oldu" demeden, hikayenin sonunu açık bırakarak bitiyor. Çok kötü bir kitap olduğu söylenemez ama iyi demeye de elim varmıyor.