22 Şubat 2013

Güneşin Tanrıları

Yazar Ayları iftiharla sunar: Güneşin Tanrıları

Bu güzel etkinliğe ilk kez bu ay katıldım, çünkü Isaac Asimov okumaya karar verdiler. Ben de henüz okumadığım Asimov kitaplarından birini bu ay okunacaklar listesine aldım; hatta bir önceki yazıda belirttiğim üzere "İnsanlar Neden Saçma Şeylere İnanır"ı yarım bırakıp Asimov'a geçtim. O kitabı da tamamlayacağım, ama hemen değil.

Yazar Ayları için seçtiğim kitabımı, Ankara-İstanbul-Ankara yolunda, Pamukkale Turizm otobüsünde okudum. (Burada belirtmek istediğim bir şey var, otobüs yola çıkmadan önce, mola yerlerine yaklaşırken vs... hem gidiş, hem dönüş yolunda Nothing Else Matters'ın enstrümantal versiyonunu yayımladılar, rahatsızlık vermeyecek kadar az bir sesle yaptılar bunu; bayıldım, pek mutlu oldum.) İstanbul'a giderken kitaba başladım, yarısına yaklaştığımı fark edince durdum, kalanını Ankara'ya dönerken tamamladım. Bir de, Pamukkale'nin Kadıköy'deki yazıhanesine kadar servisle gidip, servisten indiğim an karşımda Kabalcı Kitabevi'ni bulmam pek güzel oldu. Kuzenimi beklerken "bir bakayım" diye içeri girdim, kendi yayınlarında çok güzel indirimleri olduğunu fark ettim; kendime C.S. Lewis'in Kozmik Üçleme'sini, Erasmus'un Deliliğe Övgü'sünü ve bir arkadaşıma Kadında ve Erkekte Eşcinsellik adlı, yazarını hatırlamadığım kitabı aldım. Bir de kahve değirmenli, sevimli ayraç alıp huzur buldum. Neyse... Konuyu oradan oraya dağıtıyorum, kitaba geleyim.


Güneşin Tanrıları - The Naked Sun
Isaac Asimov
Çeviren: Hikmet Niven
Altın Kitaplar Yayınevi
Mart 1984 (1. basım)
332 sayfa

Benim öykü derlemesi zannettiğim Güneşin Tanrıları meğer romanmış. Çelik Mağaralar'dan sonra yazılan kitapta yine R. Daneel Olivaw ve detektif Elijah Baley var. Vakıf Serisi ile birlikte okumam gereken bu kitabı apayrı bir zamanda okudum, uygun bir boşlukta -Vakıf'la bağlı tüm kitapları toparlayıp- bir kez daha okumayı planlıyorum.

Güneşin Tanrıları, insanların birçok gezegende kolonileştiği bir dönemde, Dünya'da, ana gezegende başlıyor. Kolonilerin güçlü ekonomisi ve teknolojisi karşısında zayıf kalan dünya halkı, açık alanları ve tarımı robotlara bırakarak yer altına çekilmiş. Kapalı bir ekosistemde, duvarların arasında, gökyüzünü görmeden yaşamaya başlamışlar ve agorafobik bir nesil ortaya çıkmış. Elijah Baley de, diğer insanlar gibi açık alanlardan korkan, duvarların güvenliğine sığınan bir adam; 6. seviyede sivil memur olduğu için, seviyesinin getirdiği ayrıcalıklardan yararlanabilen ve başkente uçakla gitmesi gerektiğinde korkudan ne yapacağını şaşıran bir detektif.

Elijah Baley'nin Washington'a çağırılması, korkutucu bir uçak yolculuğu ve kendisine görevinin açıklanmasıyla başlıyor roman. Geri kalmış ve politik/ekonomik olarak bastırılmış Dünya sakinlerinin koloni gezegenlerine (kendi deyişleriyle Uzaycılar'ın gezegenlerine) gitmeleri olağan değil; hem diğer gezegenlerin baskıları, hem de açık alan korkuları bunu engelliyor. Fakat Solaria gezegeninden gelen yardım talebi üzerine Elijah Baley'nin Solaria'ya gitmesi gerekiyor.

Baley, Solaria'da bir cinayeti (Solaria tarihinin ilk cinayetini) çözmek üzere görevlendiriliyor, aynı zamanda Dünya'daki amiri tarafından Solaria'yı incelemesi ve sosyolojileri hakkında mümkün olduğunca çok bilgi edinmesi isteniyor. Korkutucu bir yolculuğun ardından Solaria'ya ulaşan Baley, orada R. Daneel Olivaw'la ikinci kez buluşuyor ve cinayet üzerinde birlikte çalışıyorlar.

Kitabın hemen başında, bir zamanlar filmlerde çok görülen, gerçekleşmesi beklenen sanal gerçeklik gözlüklerini tarif ediyor Asimov; yine beni hayrete düşürüyor.

Kitapta en çok ilgimi çeken Solaria gezegenindeki sosyal yapı oldu. Büyük gezegende sadece yirmi bin insan yaşıyor. Kalabalık ve sıkışık Dünya'nın aksine, Solaria'da nüfus kontrol altında tutuluyor, insanlar kendilerine ait geniş arazilerin ortasındaki malikanelerde yalnız yaşıyorlar ve gelişmiş üç boyutlu görüntüleme teknolojileri ile iletişim kuruyorlar. Dünyalıların açık alan korkusunun yerini insanlarla bir arada olma korkusu almış, hiç kimse (doktorlar bile) zorunlu olmadıkça eşleri dışında kimseyle görüşmüyorlar, eşleri ile görüşmelerini ise mümkün olduğunca kısa tutuyorlar. Kalabalık yerlerden mümkün olduğunca kaçan, çok fazla sosyalleşirsem şarj olmak için yalnız kalmaya ihtiyaç duyan biri olarak, bu fikir bana çekici gelmedi değil. Biraz abartılmış olduğunu kabul ediyorum ama yine de hoşuma giden bir tarafı var.

Neyse... Güneşin Tanrıları'nı Vakıf Serisi ile birlikte okumalısınız bence. Önerilen okuma sırası için şuraya göz atabilirsiniz.

Diğer katılımcılar ve onların Asimov yorumları için Pınar'ın yazısına ve yorumlarda bırakılan linklere bakmak lazım...

15 Şubat 2013

İnsanlar Neden Saçma Şeylere İnanır


İnsanlar Neden Saçma Şeylere İnanır - Why People Believe Weird Things
Michael Shermer
Çeviren: Zeynep Reyhan Koç
Altın Bilek Yayınları
Haziran 2007 (1. basım)
542 sayfa (Bibliyografya ve dizin ile birlikte 615 sayfa)
 
"İnsanlar Neden Saçma Şeylere İnanır" yaklaşık 20 gündür benimle geziyor. Büyükçe de bir kitap olduğundan, epey zorladı beni, toplu taşımada okunmaya pek uygun değil. 615 sayfalık kitabın ancak üçte birini okuyabildim henüz. Ama yakın zamanda "eeaah" deyip yarım bırakacakmışım gibi gelmeye başladığı için, şimdiden kitapla ilgili bir şeyler yazayım istedim.

Michael Shermer bir "kuşkucu." Bu kitapta da, bilim ve sahte bilim, inanışlar, batıl inançlar hakkında yazıları var. İyi bilgiler veren ve 'peki sizin anlattıklarınıza neden inanalım?' sorusuna "inanmayın. araştırın!" diye cevap veren yazarı çok sevdim aslında. Fakat okumakta zorlanmaya başladım artık.

Kitabın okuduğum kadarında, önce bilimden ve kuşkuculuktan bahsediyor yazar, bilimi sahte bilimden ayıran değerleri anlatıyor. Medyumlardan, gelecekten haber vermekten, batıl inançlardan, bedendışı bilinç deneyimlerinden ve bütün bunların nasıl sahte kanıtlara sahip olduğundan bahsediyor. İflah olmaz bir doğaüstüne inanmayan olarak, severek okudum bu bölümleri. Cin hikayeleriyle dalga geçip, 'alien abduction' hikayelerine "uzaylıların işi yok, sizi mi kaçıracak" derken; beni bilimle destekleyen bu kitabı bulmak hoşuma gitti.

İnançların adalet, sonsuz ödül vaadine; dolayısıyla sunduğu ümide karşılık şöyle diyor yazar:
"Böylece ümit, sadece tinselciler, dinciler, Yeni Çağcılar ve medyumlar için değil aynı zamanda materyalistler, ateistler, bilim adamları ve hatta kuşkucular için de sonsuza kadar sürer. Farklılık, ümidi bulduğumuz yerdedir. İlk grup, bilimi ve uygun olduğunda mantıklılığı kullanır ve uygun olmadıklarında onları atar."
Ayrıca, Asimov'un makalelerinde bahsettiği, Yer Açın! Yer Açın!'da distopik biçimde ele alınan nüfus artışına değiniyor:
"Tıptaki ilerlemeler bizim, atalarımızın sadece 150 yıl önce yaşadığından iki misli daha fazla yaşamamızı sağlar ve şimdi bizim buna uygun bir üretim fazlası çözümümüz olmaksızın, potansiyel bir yok edici nüfus fazlası sorunumuz var. (...) Bilimsel ve teknolojik gelişmemiz tarihte ilk defa bize, kendi türümüzün yok edilmesine neden olan birçok yöntem vermiştir."
Yazarın anlattıklarını ne kadar sevsem de, okumakta zorlanıyorum bu kitabı. Yarım bırakmamak için çabalıyorum, çeviri kötü değil ama arada gözüme çarpan dizgi hatalarına takılıp kalıyorum. (Örneğin, yukarıdaki alıntıda geçen "birçok" ayrı yazıyor kitapta ve ben buna sinirleniyorum.)

Son olarak okuduğum bölümler, geçen aylarda haberlerde yer bulan "evlerinde yüzlerce yangın çıkan aile" haberini de hatırlattı bana. Haber sitelerinde görmüş olmalısınız, içlerinde bir ilahiyatçının da bulunduğu bir akademisyen grubu olayı araştırıp metafizik bir durum olmadığını açıkladılar birkaç gün önce. Bu olayla ilgili okuduklarımdan, Kaan Öztürk'ün yazısı paylaşmaya ve tekrar okunmaya değer olduğu için buraya ekliyorum: İn misin cin misin?

Ve yine burada okuduğum Yaşar Nuri Öztürk alıntısıyla bu yazıyı bitirmek istiyorum.
"Cin min nerede? Herkes bulmuş ucuzu, sıkıştı mı, cin. Bilim adamlarını dinlemek lâzım."

6 Şubat 2013

Yazar Ayları, Isaac Asimov

Asimov okuyoruz.

Yazar Ayları adında bir etkinliğimiz var. Pınar'ın öncülüğünde her ay için bir yazar seçiliyor, katılımcılar o yazardan bir kitap okuyup bloglarında tanıtıyorlar. Etkinliğin benim için en güzel yanı şu, ilgilendiğim/sevdiğim bir yazar seçilirse katılıyorum, değilse etkinliği görmezden geliyorum. ;)

Bu ayın en çok oy alan yazarı Isaac Asimov olunca, katılmama ihtimalim kalmadı. Kitaplığımda bulunan ve henüz okumadığım Asimov kitaplarından Güneşin Tanrıları'nı seçtim, bu ay içinde okuyup tanıtacağım. Diğer katılımcılar, kitaplar, öneriler için Pınar'ın bloguna bakmanızı öneririm.

Blog yazarı olmayan ve katılmak isteyen varsa, misafir yazar almaya hazırım. Siz yazın, ben yayınlarım.

Katılımcılar:
  1. Kitaplarım ve Ben / Dünya Hepimize Yeter
  2. Moriçe / Vakıf
  3. Kitaplarla Beslenmek / Karadul Bulmacaları
  4. Sinem Topsakal / Asi Gezegen Tyrran
  5. Pinuccia'nın Kitapları / İşte Tanrılar
  6. Bahar Öztekin / Vakıf
  7. Idyllic / Vakıf
  8. Gül Özdemir / Galaksi Şeytanları
  9. Yasemin Yılman / Ben Robot 
  10. Yasemin Yılman / Erişilmez İmparatorluk
  11. Bi Dolu Kitap / Altın Galaksi
  12. Settie / Güneşin Tanrıları
  13. Murat / Vakıf Kurulurken
  14. Antivenom / Marslılar
  15. Antivenom / Sonsuzun Tohumları
  16. Antivenom / Dünyadışı Uygarlıklar
  17. Antivenom / Yeryüzünün Ve Uzayın Keşfi

3 Şubat 2013

Bu Ölümsüz


Bu Ölümsüz - This Immortal
Roger Zelazny
Çeviren: Sönmez Güven
Metis Yayınları
Eylül 2000 (1. basım)
183 sayfa

Pek sevgili arkadaşım Ayberk'le, bulamadığımız kitapları (karşılıklı) farklı şehirlerde arayıp bulduğumuz, birbirimize gönderdiğimiz olur. Hatta benim acıklı mızıldanmalarıma dayanamayan Ayberk, kendi kütüphanesinden bilimkurgu kitapları da gönderdi bana. Bu Ölümsüz de Ayberk'in gönderdiği kitaplardan biri. Ayrıca, şöyle bir diyalog dolayısıyla Ayberk'in benimle bolca dalga geçmesine neden oldu:
A: Sende Bu Ölümsüz var mıydı?
S: Hangi ölümsüz??!
Bu Ölümsüz'ün yazarı Roger Zelazny, Polonya asıllı bir ailenin çocuğu olarak, 1937 yılında, ABD'de doğmuş. Henüz başka bir kitabını okumadım ama, biyografilerinde yazdığına göre, çeşitli mitolojilerden bol bol yararlanmış kitaplarında. Mitoloji ile bilimkurgunun birleşmesi, mükemmel romanlar beklentisi yaratıyor bende!

Bu Ölümsüz (orijinal dilinde "...And Call Me Conrad" ve "This Immortal" adları ile) ilk kez 1965 yılında yayımlanmış. Kitap, tarihi belirsiz bir geleceği anlatıyor. Post-apokaliptik türü seviyorsanız, bu kitabı mutlaka okumanızı öneririm. Tabii, bol aksiyonlu Hollwood kurgusu beklemezseniz...

Radyoaktif felaket sonrası bir dönemde, henüz toparlanamamış Dünya'da geçen bir roman, Bu Ölümsüz. Conrad, Konstantin, Kallikanzaros ya da Karagozis olarak hitap edebileceğimiz (hangisi hoşumuza giderse) bir kahramanımız var. Ve evet, Karagozis, Karagöz'ün Yunancası, kitapta şöyle tarif ediliyor:
- "Karagozis eski Yunan gölge oyunundaki bir karakterin adıdır. (...) Kılıksızın ve soytarının tekiydi."
- "Aynı zamanda da bir yarı-kahramandı. Cin Fikirli. Biraz kaba. Derin bir mizah anlayışı."
Genç karısı Cassandra ile mutlu bir hayat yaşayan Conrad, özel bir göreve atandığında rahatı bozulduğu için sinirleniyor ve neden özellikle kendisinin atandığını bilmese de görevini reddedemiyor. Böylece, Vega gezegeninden gelen mavi derili, tuhaf uzaylının, Myshtigo'nun Dünya turuna rehberlik etmek üzere evinden ayrılıyor. Dünya hakkında yazacağı kitap için araştırma yapmak isteyen Myshtigo ve çeşitli nedenlerle ekibe katılan insanların oluşturduğu kalabalık gruba önderlik ve rehberlik yapan Conrad, uzun bir yolculuğa başlıyor. Mısır Piramitleri, Eski Dünya derken (Sıcak Toprak ya da Sıcak Yer olarak adlandırılan radyoaktif bölgeden uzak durarak) Yunanistan'a ulaşıyorlar.

Memleketini çok seven Yunan asıllı kahramanımız Conrad ve gezi ekibi, elbette çeşit çeşit tehlikelerle karşılaşıyorlar, Yunan mitolojisinden hikayeler dinliyorlar, hatta radyoaktivite mutasyonları sonucu ortaya çıkan satyrlerle bile karşılaşıyorlar. Conrad, ekibinin güvenliğini sağlamaya çalışırken, bir yandan da hiç güvenmediği Vegalı'nın gerçek amacını keşfetmek istiyor.

Bu kitabı okumaya başladığımda çok sevmedim, ilerledikçe "iyiymiş aslında..." demeye başlayıp, bitirirken "bayıldım!" dedim. Her sayfada daha çok sevdim kitabı, aralara serpilmiş minik esprileri, karakterleri, tam kıvamındaki abartılı ögeleri sevdim. Öneririm.

30 Ocak 2013

Liebster Blog Awards


Liebster Blog Awards diye bir şey varmış, kimseye ödül vermiyorlarmış ama saadet zinciri gibi blog zinciri oluşturup, blogların tanıtımına katkı sağlıyormuş. Sevgili Elçin ve sLn de bana paslamışlar bu yapılacaklar listesini. Mimlemek deniyormuş buna bloggerda. Eskiden deviantArt journallarında yapardık böyle şeyler, hatırladım, keyiflendim. (Teşekkürler hanımlar!) =)

Şimdi efendim, olay şu: Mimleyenlerin sorduğu 11 soruyu cevaplayacağım, kendimle ilgili 11 bilgi vereceğim, 11 soru hazırlayıp 11 şanssız blogger'a pas atacağım. Tabii bir de, tepede gördüğünüz logoyu mutlaka kullanacağım. 11 adayım da, isterlerse, aynısını yapacaklar. (Neden 11 olduğu hakkında hiçbir fikrim yok.)

Elçin'in sorularına cevaplarım:

- Çok heveslenerek aldığın ama yarım bıraktığın kitap oldu mu?
▪ Oldu, oluyor, olacak. "Erkek acı çeker, kadının ruhu duymaz"ı yarım bıraktım. Bir Aldous Huxley ve bir Philip K. Dick kitabını da daha sonra okumak üzere yarım bıraktım.

- Arkadaşından ya da kütüphaneden okuduğun kitapları sende de bulunsun diye alır mısın?
▪ Kitabı beğendiysem mutlaka alırım. Ödünç verdiğim ve geri gelmeyen kitapları da bulabilirsem tekrar alırım.

- Okumayı en çok sevdiğim kitap türü nedir?
Bilimkurgu

- Seri okumayı mı seversin yoksa tek kitap daha mı iyi? En sevdiğin seri nedir?
Kafamı toparlayıp odaklanabiliyorsam seri okumayı severim, tek kitap okumak daha rahat tabi. Vakıf ve Otostopçu serileri favorim şimdilik.

- Kitaplarını paylaşmayı sever misin?
Paylaşmak derken? Ödünç vermeyi çok sevmesem de arasıra yapıyorum, öneri paylaşmayı tercih ediyorum.

- Bir blog açmak nereden aklına geldi?
Okuduğum, okuyacağım bilimkurgu kitapları ile ilgili "taraflı" bilgi bulamıyordum. Ben yapayım dedim.

- Sinemayı sever misin? En son ne zaman hangi filme gittin?
Sinema sevilmez mi? En son Life of Pi'ı izledim.

- Harry Potter sever misin? Hogwarts'da en sevdiğin bölüm hangisi? (Gryffindor, Slytherin gibi..)
Harry Potter'ı erken keşfedenlerdenim, bayılırım. Hogwarts'ta okusam Ravenclaw olurdum gibi geliyor bana.

- Şu sıralar en çok dinlediğin müzik hangisi?
Müzik değil, direkt şarkı adı vereyim. Son zamanlarda her gün en az bir kez Valerie, bir kez Don't Speak dinliyorum.

- İstek listende hangi kitaplar var?
Vikitap'taki listemde 135 kitap birikmiş, oraya eklemediklerim de var. Sayamadım şimdi hepsini.

- Dünyada en çok gitmek istediğin yer neresidir?
Musée D'orsay

sLn'in sorularına cevaplarım:

- Kitaplara eş değerde sevdiğin bir şey var mıdır? Varsa nedir?
Nesne olarak çok bağlı olduğum bir kitaplarım, bir de fotoğraf makinelerim var.

- Takma adın var mı? Varsa o adı neye göre seçtin ya da sana nasıl hitap edilmeye başlandı? Yani hikayesi nedir?
Adım Setenay, dolayısıyla çeşit çeşit kısaltılabiliyor. Settie de Almanya'da yaşayan bir arkadaşımın hitabından kaldı.

- Kitap okurken aynı anda şarkı dinleyenlerden misin? Belirli kitaplarla özdeşleştirdiğin şarkılar var mı? Varsa bunlar nelerdir?
Kitap okurken müzik dinleyebilirim ama dinlediğim şeyin farkında olmam genellikle.

- Seri kitapları mı daha çok seversin yoksa tek kitapta her şeyin olup bitmesinden hoşlananlardan mısındır?
Kafamı toparlayıp odaklanabiliyorsam seri okumayı severim, tek kitap okumak daha rahat tabi.

- Hayatta en çok gerçek olmasını / senin olmasını istediğin şey nedir?
Tamamını kütüphane yapabileceğim büyük bir odası olan ev. Dev kütüphane.

- E-book mu yoksa eski usul, ellerinde hissedebileceğin kitapları mı okumayı tercih edersin?
Bir Kindle'ım var ve yolculuklarda çok işe yarıyor ama basılı kitapları tercih ediyorum.

- En sevdiğin şarkıcı / grup ve onun / onların en sevdiğin şarkısı nedir?
Çok var. Dream Theater'ın Finally Free'si, Bon Jovi'nin Livin' on a Prayer'ı, Sonata Arctica'nın Shy'ı, Barış Manço'nun Rüya'sı...

- Kendin hiç ayraç yaptın mı? Yaptıysan eğer kendi yaptıklarını mı yoksa kitapların orjinal ayraçlarını mı tercih edersin?
Yaptım, kullanıyorum, kitapevi ve kitap ayraçlarını da seviyorum.

- En sevdiğin,bir anlamda hayatını etkileyen ünlü bir alıntı / alıntılar var mıdır?
Galiba yok.

- En sevdiğin mevsim hangisidir?
Bahar sonu, yaz başı.

- Dürüstçe cevap vereceğini varsayarak soruyorum. Elinde bir şeyleri değiştirecek güçte tek kullanımlık bir güç olduğunu düşünelim. Bu kadar büyük bir şans avuçlarındayken bencillik edip kendi isteklerin doğrultusunda mı kullanırdın yoksa daha geniş düşünüp herkesin yararına olan bir değişiklik yapmak için mi kullanırdın? Ve bu değişiklik (bencillik edip de yaptığın ya da herkesin yararına olan) ne olurdu?
Bu sorunun cevabını bilemedim, bu kadar farazî hallerde ne desem olmuyor.

Ben:
  • Çok fazla yemek seçerim.
  • Evrendeki tek akıllı yaratıklar olduğumuz düşüncesi beni çok üzüyor. Başkaları da olmalı.
  • Sevdiğim mesleğin eğitimini alacağım diye inat ettiğimden, 11 yıl boyunca üniversite öğrencisiydim.
  • Rap ve hip hop'a katlanamıyorum. Bir de dubstep'e.
  • Günün bir kısmında damarlarımda saf kafeinle dolaşıyor olabilirim. Aşırı miktarda kahve tüketiyorum.
  • Sevdiğim kitapları defalarca okuyorum. Okunmaktan parçalanmış kitaplarıma gönülden bağlıyım.
  • Çocukken evde annemin Gırgır ve Fırt arşivi vardı, hepsini okurdum. Onları iyi saklamadığı için hâlâ anneme kızıyorum.
  • Harry Potter serisinin her kitabını bir gecede okudum, ertesi gün vizem olduğunda bile aynı şeyi yaptım. Otostopçu serisini beş günde bitirdim. Bir kitaba çok takılırsam başka her işimi bırakacak kadar sorumsuzum.
  • "Komik video" salgınından nefret ediyorum, izlemiyorum.
  • Tek başıma film izleyemiyorum, o kadar sıkılıyorum ki, filmi yarım bırakıyorum. (Çok sevdiğim ve defalarca izlediğim filmler hariç.)
  • Okuma yazmayı TRT'den öğrendim.
Sorularım:
  • Tekrar tekrar okuduğun bir kitap var mı?
  • Okuduğun kitaplar ve izlediğin filmler aynı tür mü? Hangisinde neyi tercih ediyorsun?
  • Bir kitabı okumadan fikir sahibi olup, negatif yorum yapıyor musun?
  • (Çalışanlara soru) Okumaya nasıl, ne kadar vakit ayırabiliyorsun?
  • Özellikle sevdiğin, takip ettiğin bir yayınevi var mı?
  • Diyelim ki bir Tardis buldun, uzayda ve zamanda her yere gidebiliyorsun? Nereye, ne zamana gidiyorsun?
  • İçine/arka kapağına bakmadan yalnızca adını, kapağını vs. beğenip aldığın kitaplar var mı?
  • Astrolojiyi ciddiye alıyor musun? Batıl inançların var mı?
  • Oturup sohbet etmek istediğin yazar/yazarlar var mı?
  • Kitap okumak için başka işlerini iptal ettiğin, arkadaşlarına "gelemem, çok işim var" dediğin oluyor mu?
  • Hayal ettiğin ya da sevdiğin işi yapabiliyor musun? (Öğrenciysen, istediğin bölümde mi okuyorsun?)
Kurbanlarım:
Ekleme:
Rekürsif Düşünce'nin yazanı Mshn'den de sorular geldi, teşekkürler! Cevaplıyorum:

- En sevdiğiniz sanat dalı nedir?
Bir GSF mezununa bu soru sorulursa cevap veremez ki. Kendi alanım olan fotoğrafı ayrı, resim, heykel, müziği ayrı, edebiyatı apayrı seviyorum.

- Bir evde olmazsa olmaz diyeceğiniz eşya nedir?
Kitaplık tabii ki =)
 
- Çikolata sever misiniz? Hayır diyorsanız inanmadığımı belirterek devam ediyorum; bitter mi yoksa ne(li)?
Bol sütlü çikolata seviyorum. Fındık/fıstıklı olmamasını tercih ediyorum.

- Bir enstrüman çalabiliyor musunuz? Çalabiliyorsanız hangisi? Çalamıyorsanız boşverin, ben de çalamıyorum. :)
3/10 derecesinde davul, 2/10 derecesinde piyano, 5/10 derecesinde akordeon çalabiliyorum. Hevesli ama sabırsız ve yeteneksizim.

- Misafirliğe gitmekten ya da size misafir gelmesinden hoşlanır mısınız?
Misafirine bağlı, gittiğim yere bağlı. =)
 
- Daha önce hayatta yapmam dediğiniz bir şeyi yaptığınız oldu mu?
Olmadı sanırım. Hiç macerasever değilim, sakin sakin yaşayıp gidiyorum.

- Issız bir adaya düşseniz yanınıza kesinlikle almayacağınız tek şey ne olurdu?
Hımm...  Ajanda?

- Hayatınız film olarak çekilecek olsa başrolü kim oynasın istersiniz? Ünlü biri olmak zorunda değil, demek istediğim siz hariç tanıdığınız herhangi birisi; ama kim?
Hayatımı kim, neden film yapsın? Henüz senaryolaşmaya değer bir şey yapmadım. =)

- On yıl sonra tahminen bugünün ya da bugünlerin en çok neyini özleyeceksiniz?
On yıl sonrasının şartlarında ne eksiğim varsa onu özlerim. Ne olacaksa artık...

- Gördüğünüz, duyduğunuz ya da bir şekilde şahit olduğunuz ama ben bunu birine anlatacak olsam kimse inanmaz dediğiniz bir şey oldu mu?
Olmadı, hep anlattım, hiç kimse inanmasa en yakın arkadaşlarım inandı. =)

- Pazartesi sabahı erken kalkacak olmak mı daha kötü, hafta sonunu bomboş geçirmiş olmak mı?
Pazartesi kötü. Bomboş haftasonu arasıra olursa iyi.