4 Ocak 2019

Stephen Hawking Herkül'ü Döver


Stephen Hawking Herkül'ü Döver
Yalvaç Ural
Yapı Kredi Yayınları
Temmuz 2017 (5. baskı)
113 sayfa

Demir Konsey'i okumayı beceremeyince çocuk kitaplarına sığındım. Geçen yıl TÜYAP Kitap Fuarı'nda alıp imzalattığım Stephen Hawking Herkül'ü Döver'i okudum. Böylece, 2018'de keyfim için okuduğum son kitap bu oldu. Bence güzel oldu, daha fazla okuyabilsem iyiydi tabii.

Kitap iki üç sayfalık bölümlerden oluşuyor, Yalvaç Ural anılarını fıkralarla, öğütlerle, hikâyelerle harmanlamış, birkaç şiirini de ekleyip o sevimli diliyle anlatmış. YKY'deki sayfasına göre 9-12 yaş için bir kitap bu. Bence otuzundan sonra okumak da gayet keyifli, orası ayrı, fakat bu yaş grubundaki çocuklar için Yalvaç Ural kitaplarının şahane bir hediye olacağına eminim.

2 Ocak 2019

(Yılbaşı ile ilgili komikli şakalı başlık)


2014'ten beri sektirmeden yazdığım yıl sonu yazısını da ihmal ettim bu yıl. Çünkü üşendim, çünkü kitaplar konusunda kendimden memnun değilim, çünkü yazacak pek bir şeyim yok. Bir yılın bitip diğerinin başlamasına karşı tavrımı da yukarıdaki fotoğrafta görüyorsunuz. Yine de, geç de olsa, bir yıl sonu/başı yazısı yazmadan olmaz, değil mi?

2018'de kendime otuz kitaplık, gayet mütevazı bir hedef koymuştum. Peki ne oldu: On beş kitap okudum, iki kitabı da yarım bıraktım ve bloga sadece dokuz yazı yazabildim. Ama yine okuyamayacağım kadar çok kitap aldım.

Demir Konsey'i yarım bıraktığımı anlatmıştım, arkasından "Beni Bradbury paklar," diyerek Karahindiba Şarabı'nı okumaya başladım ama onu da bitiremedim. Bir buçuk aydır bir kenarda duruyor ama "bunu da okuyamadım" diye yeni bir yazı yazmaya utandım. Bir de çocuk kitabı okudum, onunla ilgili yazı yazdım ama kitabın fotoğrafını bir türlü çekemediğim için yazıyı paylaşamıyorum. Halledeceğim onu da.

2018'de az okudum ama okuduğum kitapların hepsini sevdim. Özellikle de Flowers for Algernon'u. Dune'a devam ettim, geriye bir tane kitap kaldı ama seri bitmesin istediğim için okuyamıyorum. (Sonradan yazılan kitapları seriye dahil saymıyorum.) Knausgaard okudum, Kavgam serisini yarıladım böylece. Yüzyılın En İyi Bilimkurgu Öyküleri'ni iyi ki aldım, geç kalmadım diye sevindim.

Her yıl, istediğim kadar okuyamadım diye üzülüyorum ve bir sonraki yıl daha çok okumaya karar veriyorum. Sonra daha da az okuyorum. Bu yıl da kararım aynı, daha fazla okuyacağım! Telefonumun "Günde kaç saatini bana harcıyorsun" konulu raporlarına baktıkça kendime kızıyorum. Telefonla ilişkimi mesafeli bir hâle getirip o zamanı kitaplara geri vermem lazım. Kısfmet.

Bol okumalı, telefonda daha az oyalanmalı ve çok güzel kitaplı bir 2019 olsun!

4 Kasım 2018

Demir Konsey (Yeni Crobuzon 3)


Demir Konsey - The Iron Council
China Miéville
Çeviren: Güler Siper
Yordam Kitap
Şubat 2015 (1. basım)
544 sayfa

Yeni Crobuzon üçlemesini yıllardır bitirmedim diye içime dert olmuştu. Miéville okumayı da özledim. Dedim ki, artık Demir Konsey'i okuyayım.

Okuyamadım.

28 Eylül'de kitabı okumaya başlamışım, 4 Kasım'a kadar ancak 114 sayfa okuyabildim, onu da kendimi zorlaya zorlaya okudum. Kitaba neden ısınamadığımı hiç bilmiyorum, serinin ilk iki kitabını çok sevmiştim aslında. Şu yüz küsur sayfada hiçbir karaktere karşı bir şey hissedemedim, hiçbir sahnenin sonunda ne olacağını merak etmedim. Bugün artık pes ediyorum, bu kitabı bir kenara bırakmazsam başka bir romana geçemeyeceğim ve omuzlarımda sürekli bir yük hissediyorum.

Bu da "Pes ediyorum," güncellemesi. Belki bir süre sonra tekrar denerim.

26 Eylül 2018

Kibrit Ev


Kibrit Ev
Murat S. Dural
İthaki Yayınları
Kasım 2016 (1. basım)
233 sayfa

Neredeyse iki yıl boyunca kitaplığımda bekleyen Kibrit Ev'i ancak okuyabildim. Üstelik neredeyse yaz boyunca, yavaş yavaş okudum. Bitirir bitirmez de yorum yazmak için buraya koştum.

Öncelikle, çağdaş Türk yazarlara karşı çoğunlukla önyargılıyım, aslında okumam gerektiğini düşünürken okumuyorum. Murat Dural'ın kitabı bu tavrımı kırdı çünkü her türlü sosyal medya ortamında birbirimizi takip edip Kayıp Rıhtım'ın doğum gününde güzel güzel sohbet etmişken kitabını hâlâ okumamam bence çok ayıptı. Nihayet okudum ve pişman değilim! (Önereceğiniz çağdaş yazarlarımız varsa, özellikle bilimkurgu ve fantastikte, bir bakmak isterim.)

Murat'ın öykülerinde fantastik ögeler bol bol bulunuyor ama bu kitabı bir janra yerleştireceksek, bence "büyülü gerçekçilik" en uygunu. Tuhaf kurguya da göz kırpıyor, korkuya da. Öykülerinde tanıdığımız yazarlara, kitaplara göndermeler var. Kitaplara gönderme yapan kitapları çok seviyorum. <3 Özellikle Arthur C. Clarke'ı görünce sebepsizce mutlu oldum.

En sevdiğim hikâye, bir televizyon gurmesini konu alan Şikemperver oldu sanırım. İstanbul'un ortasında, aksiyon dolu bir fantastik öykü! Bir de kitabın açılış öyküsü Kâbus Kapan'ı epey sevdim, buram buram Anadolulu, Türk korku geleneğini takip eden, genç kuzenlere karanlıkta anlatılacak tatta, bence çok güzel bir öykü. öyküsünde kendine yer bulan, Doctor Who'ya koysak sırıtmayacak kötülerini sevdim. Bir de Arka Bahçe var ki, yıllar önce okuduğum Wilbur Smith romanlarını anımsattı; tekrar düzenlenip, geliştirip leziz bir kısa romana dönüşmeye çok müsait bir öykü.

Okumakta zorlandığım iki öykü kitapta peş peşeydi: Göze Göz Düşe Düş ve Ben Senden Gittim. Bu öykülere ben ısınamadım, ilginçtir, Kayıp Rıhtım'dan Türker Beşe iki öyküyü de çok sevmiş. Başka okurlar da benim sevdiğim öyküleri sevmeyip bambaşka öyküleri beğenmişlerdir eminim.

İşte böyle. Bütün öykülerden tek tek bahsetmedim ama olumlu ve olumsuz yönde gözüme çarpanları andım. Öykülerin hepsi birbirinden farklı ama aynı yazarın kaleminden çıktığı açıkça gözüküyor. İlk kitap olan bir öykü derlemesi için bence bu çok büyük bir başarı. Kitabın editörlüğü, düzeltisi tertemiz. Kapak adeta bir fanzin, adeta fotokopi. İthaki'den görmeye alıştığım kapaklardan farklı ama güzel.

Ufukta yeni bir Murat Dural kitabı var gibi gözüküyor ve bu seferki kitabın benim ilgi alanıma hiç girmeyeceği yönünde şüphelerim var. Murat'ın paylaşımlarını doğru değerlendiriyorsam eğer, futbol ve Fenerbahçe sevenler tetikte olsun! Fakat bu yeni kitabı çıkmadan önce, Türk fantastik yazınına bir şans vermek isterseniz Kibrit Ev'i gönül rahatlığıyla önerebilirim.

16 Ağustos 2018

Flowers for Algernon


Flowers for Algernon
Daniel Keyes
SF Masterworks
March 1966

Şu kitabı okumayı çook uzun zamandır istiyordum. Ağustos'ta tatil yapacak zamanı bulunca yanımda basılı kitap taşımak yerine Kindle'a bir şeyler yükledim. Aslında sevgili Murat Dural'ın Kibrit Ev'ini okuyordum, denize kuma rüzgâra maruz kalmasın diye kitabı evde bıraktım. Önce "Tatil dediğinde Agatha Christie okunur," diye ufacık bir Miss Marple kitabı (Miss Marple'ın Son Maceraları) okudum, baktım ki kesmiyor, Flowers for Algernon'la devam ettim. Bendeki e-kitapta künye olmadığı için de yukarıya ilk basım tarihini eklemeyi uygun gördüm.

Nebula ödüllü romanı Charlie Gordon'un kaleminden okuyoruz. Charlie bir fırında çalışıyor, otuz iki yaşında, arkadaş edinmeyi ve yeni şeyler öğrenmeyi çok seviyor ve (kitapta kendini tanımladığı şekliyle) bir "moron." Özel eğitim sayesinde okuma yazma öğrenmiş, daha fazla şey öğrenmeyi ve öğrendiklerini unutmamayı çok istiyor. Daha akıllı olursa insanların onu daha çok seveceğini düşünüyor ve herkesi memnun etmeye çabalıyor. Deneysel bir çalışmaya katıldığı için, günlük tadında "progress report"lar yazmaya başlıyor ve kitabın tamamı bu raporlardan oluşuyor.
"I tolld him because all my life I wantid to be smart and not dumb and my mom always tolld me to try and lern just like Miss Kinnian tells me but its very hard to be smart and even when I lern something in Miss Kinnians class at the school I ferget alot."
Kitap bu yukarıdaki alıntıdaki gibi bol bol yazım hatasıyla başlıyor çünkü Charlie ancak bu kadar yazabiliyor. İnternetteki yorumlara biraz baktım da, Türkçe çeviride de aynı üslubu korumuşlar anladığım kadarıyla. Fakat deneyle beraber Charlie'nin raporları da ilerledikçe önce imlası düzeliyor, sonra uzun ve karmaşık cümleler geliyor. Çünkü Charlie'nin denek olduğu çalışma, beyin cerrahisiyle zekâyı ilerletmek üzerine. Elbette operasyon önce hayvanlar üzerinde denenmiş ve en başarılı sonucu Algernon adlı farede yakalamışlar. Charlie ve Algernon'un labirent çözme testlerinde kazanan hep Algernon oluyor. Mevzu bu işte, 68 IQ'lu, şans için yanında hep tavşan ayağı taşıyan Charlie'nin yavaş yavaş bir dahiye dönüşmesi...
"He wished me luk. I hope I have luk. I got my rabits foot and my luky penny and my horshoe. Dr Strauss said dont be so superstishus Charlie. This is sience. I dont no what sience is but they all keep saying it so mabye its something that helps you have good luk."
Charlie zekâsı geliştikçe daha karmaşık cümleler kurabiliyor, bilimin ne olduğunu çok iyi anlıyor ve hatta zihninin derinliklerine gömülü çocukluk anıları bile yüzeye çıkıyor ve Charlie artık akıllı olmasının daha iyi arkadaşlıklar için yeterli olmadığını görüyor.
"Strauss again brought up my need to speak and write simply and directly so that people will understand me. He reminds me that language is sometimes a barrier instead of a pathway. Ironic to find myself on the other side of the intellectual fence."
Konuyu daha fazla anlatmayacağım. Kitabı çok sevdim, Charlie'yi çok sevdim, olmadık yerlerde Charlie için gözlerim doldu. Charlie gerçekten yaşıyormuş gibi, başından geçenlere dertlendim. Ve kitap şahane bir bilimkurgu. Ortam tam da kitabın yazıldığı dönemin içinde kurgulanmış. Gece yarısı biten televizyon yayınları, tebeşir ve kara tahtalar, kumaş mendiller gibi küçük detaylar her şeyin sıradan, bildiğimiz dünyada yaşandığını gösteriyor. Lazerler, yüksek teknoloji ürünü bilgisayarlar, yapay zekâ falan yok; kitabın tüm odağı insan zekâsı ve duyguları. Şahane!

Charly adında 1968 yapımı bir film uyarlaması ve Charlie and Algernon adında bir de sahne müzikali varmış. Ayrıca birkaç televizyon filmi ve dizi uyarlaması da var ama ben en çok müzikali merak ettim. Galiba bulup izlemem mümkün değil. Neyse. Kitabın Türkçesi Koridor Yayıncılıktan çıkmış, çevirisi nasıldır hiç bilmiyorum. Okuduysanız Türkçe çeviriyle ilgili yorumunuzu bekliyorum, okumadıysanız mutlaka okuyun!