19 Haziran 2013

Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları



Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları - Miss Peregrine's Home for Peculiar Children
Ransom Riggs
Çeviren: Fethi Aytuna
Sayfa6 Yayınları
2013 (1. basım) 
358 sayfa

Ransom Riggs'in yazdığı Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları, Türkçe baskısında "En İyi Genç Yetişkin Romanı, amazon.com" şeklinde etiketlenmiş, ilgi çekici bir kitap.

Ankara'da tanıdığım en harika insanlardan biri olan Pınar'ın hediye ettiği bu kitabı, daha önce önerdiği tüm kitaplarda olduğu gibi, hevesle okudum. Tam da kitabı okumaya başlayacağım gün, kuzenlerimden biri (benim sanırım 700 kadar kuzenim var) bu kitabın fotoğrafını çekip Facebook'a eklemiş, "Johnnyciğim beğendiyse ben bu kitabı okurum" diye de not düşmüş. Sandım ki, çok meşhur bir kitap ve ben bir şekilde kaçırmışım; hemen kuzenime sordum. Meğer, Tim Burton kitabı çok sevmiş ve film yapalım diye Johnny Depp'e götürmüş, o da çok beğenmiş. "Hımm" dedim, çünkü Tim Burton ne yapsa severek izliyoruz! Pınar da kitabın ve kitaptaki fotoğrafların hikayesini anlatmıştı, bütün bunlar bir araya gelince kitabı büyük bir merakla açtım ve daha ilk bölümünde, çok keyifli şeyler okuyacağımı fark ettim.

Zengin bir ailenin ergenlik sorunları ile boğuşan oğlu Jacob, baş karakterimiz. Küçük Jacob'a dedesinin anlattığı hikayeler, çocukluğunda gerçek ve korkutucu gelirken; büyüdükçe bu hikayelere inanmamaya başlar ve dedesinin zorlu bir hayata ancak bu hikayeleri yaratan hayalgücü ile katlanabildiğini düşünür. İkinci Dünya Savaşı'ndan sağ kurtulan dedesi ise, bir dolap dolusu silah ile yaşadığı evinde "canavarlar"dan korkmaktadır ve bütün aile dedenin yaşlandıkça paranoyaya teslim olduğuna, gerçekdışı hayallerle yaşadığına inanır.

Dedesinin ani ölümü ile yıkılan; son sözlerini anlamlandırmaya çalışırken tamamen kafası karışan Jacob ailesini ikna eder ve babası ile birlikte, dedesinin yıllar önce yaşadığı yetiştirme yurdunu bulmak üzere Birleşik Krallık'taki küçük bir adaya giderler. (Olayların hareketlendiği, gerilim dozunun arttığı bu noktadan sonra Tim Burton'ın bu kitabı film yapma isteğini heyecanla karşıladım. Olası bir film ile ilgili beklentim çok yüksek!)

Dedesinin geçmişini araştıran Jacob, küçük ada kasabasında aradığından fazlasını bulur. Dedesinden dinlediği hikayeleri, gördüğü gerçeklerle birleştirir ve kendini heyecanlı, gerçek dışı bir maceranın içinde bulur.

İyi ile kötünün bilindik savaşını, eğlenceli ve aynı zamanda gerilimli bir kurgu içinde anlatan kitabı severek okudum. İyiler ve savaştıkları kötü varlıklar net bir çizgi ile ayrılsa da, Jacob'ın babası gibi yan karakterlerin varlığı ve bu karakterlerin olağan sorunları güzel detaylar oluşturmuş; türünün güzel bir örneği olmuş.

Burada da, yazarın The Huffington Post sitesinde yer alan, kitaptaki fotoğraflarla ilgili yazısı var.

16 Haziran 2013

Bilimkurgu Öyküleri


Bilimkurgu Öyküleri
Editör: Koray Özer
Remzi Kitabevi
Şubat 2005 (1. basım) 
270 sayfa

Remzi Kitabevi tarafından, 2005 yılında yayımlanan bu öykü derlemesi Türkiye Bilişim Derneği (TBD) Bilişim Dergisi tarafından düzenlenen Bilimkurgu Öykü Yarışması'nda 1998-2004 yılları arasında derece alan eserlerden oluşuyor. Benim için bu kitabın en önemli yanı, Türk bilim kurgu yazarlarını tanıma fırsatı vermesi idi. Gerçi, öykü yazarları hakkında yüzeysel bir araştırma yaptım (yani, isimleri Facebook'ta aradım) ve Müfit Özdeş dışında yalnızca bir öykü sahibinin kariyerine yazar olarak devam ettiğini öğrenip üzüldüm.

Onlarca bilim kurgu kitabı okuyunca, kitaptaki birçok öyküdeki temayı ya da kullanılan ögeleri daha önce okuduğum kitaplara benzetmekten kendimi alamadım, fikirlerin tamamı özgün olmasa da Türkiye'de bilim kurgu yazan insanların var olduğunu bilmek çok güzel.

Gelelim kitaba... Seçkide yer alan on beş öyküden iki tanesini çok sevdim, dokuzunu sevdim, bir tanesi hakkında kararsızım ve yalnızca üçünü sevmedim. Her öyküyü, bir cümleyle de olsa anlatmak istiyorum.

İlk öykünün adı Kontrol, Serdar Hamdi Semiz tarafından yazılmış ve yarışmanın 1998 yılı birincisi. Tüm dünyanın tek bir ülke olarak birleştiği ve birçok rutin işin yönetiminin merkezî bir bilgisayar ile idare edildiği gelecekte, bu sistemin arızalanmasını anlatıyor. Yapay zeka kavramına ve ilerlemesine olan bakışını sevdim.

1998 yılı ikincisi olan Mithradates adlı öykü, H. Mükremin Barut tarafından yazılmış. 2043 yılında geçen öyküde, bundan tam da 30 yıl önce (bugün!) ortak dünya devletinin kurulduğunu varsaymış yazar. Zaman yolculuğunun mümkün olduğu bu geleceğin öyküsü benim için fazla romantik, sevemedim.

Lami Tiryaki'nin yazdığı (1998 yılı beşincisi) Sıfır Noktası ise "Konya çıkışından Pozantı istikametine..." şeklinde başlayan (bilim kurgu edebiyatında görmeyi hiç beklemeyeceğim) bir cümle ile beni şaşırtsa da, devamını severek okudum. Post-apokaliptik öykünün kurgusu bence çok başarılı.
"Büyüyen sanayi kuruluşları hızla birleşiyor, kartelleşiyor ve küçük grupları yutuyorlardı. Oluşan karteller yönetici sathında kendi egemen sınıflarını oluşturuyor, karşı tarafta ise tamamiyle bu sınıfa muhtaç, onların kendilerine tanıdığı iş olanakları kadar yaşama hakkına sahip, çalışan kesimler çoğalıyordu."
Şükran Tunç'un yazdığı Döngü, 2000 yılında üçüncülük almış. 'Grotesk' diye nitelendirebileceğim anlatımını pek sevmedim.

2001 yılında birinci olan Firar, Müfit Özdeş imzalı. Homo Mechanicus türünün domine ettiği gelecekte, bir hayvanat bahçesinde geçen öykü, Asimov'u ve Üç Robot Yasası'nı refere etmesi ile kalbimi kazandı! Tutarlı bir gelecek kurgusu ve üzerinde düşünülmüş karakterleri ile, bence, çok başarılı bir öykü.

Ziusudra'nın Gemisi ise Levent H. Şenyürek tarafından yazılmış, 2001 yılı ikincisi olmuş. Bir araştırma gemisinde geçen öyküde, çok uluslu mürettebatın keşfettiği birtakım kutuların sırrı araştırılıyor. Çok güzel çözümlenmiş olan bu öyküyü de severek okudum.

Uzun bir öykü olan 13. Gökdelen, Ömer Serhan Turan tarafından yazılmış ve 2001 yılında dördüncü olmuş. Detaylı bir komplo teorisi anlatan öykünün ilerleyişi hoş olsa da, konunun sonlandırılması bence başarılı değil ve pek sevemedim.

Yine 2001 yılında yarışıp beşinci olan Derin Uyku'nun yazarı Rafet Arslan. Bu öyküde yer alan Marilyn isimli bilgisayar ve öykünün geneli bana 2001 A Space Odyssey'i ve HAL'i çok hatırlattı ve genel olarak sevmedim.

2002 birincisi olan ve Beyazıt H. Akman tarafından yazılan Gelecekten Gelen Notlar, çok basit anlatımına rağmen çok başarılı bir fikir üzerine inşa edilmiş ve çok beğendim.

Arıza, 2002 yılı ikincisi ve Ümit Yaşar Özkan imzalı. Çok kısa olan bu öykü, yapay zekaya yaklaşımı ile çok güzel.

Akın Başal'ın öyküsü İçerdekiler ve Dışardakiler, 2002 yılında üçüncü olmuş. Roman ya da kısa romana (Novella? Novelette?) dönüştürülse keyifle okunacak, güzel bir öykü. Doğaya verilen geri dönülemez hasarın ardından, su altındaki yapay ortamlara çekilen insanları anlatıyor ve kitaptaki en sevdiğim öykülerden biri oldu.

Bul Beni Bebek, 2003 birincisi ve Mehmet Emin Arı imzalı. Kendi kendini geliştiren bir bilgisayar virüsünü anlatan öyküyü çok beğendim.

2003 yılında ikinci olan Yeni Başlıyor, Hüseyin Tuğrul Atasoy tarafından yazılmış. Dış uzayda kolonileşme hakkındaki öykü bana birazcık Rama'yı anımsatsa da başarılı bir kurguya sahip.

Özcan Güler imzalı Hasta, Kırık Boynuzlar 2003 yılı üçüncüsü. Yazılımlar, şifreler, şifre çözücülerden bahseden öykü bence başarılı.

Kitaptaki son öykü Aşkın Güngör'ün yazdığı ve 2004 yılı birincisi olan Sevgilim Dans Edelim mi? Uzak bir gezegende geçen öykü, simgesel ve sert anlatımı ile, seçkinin çok çok beğendiğim ikinci öyküsü oldu.

Bu güzel seçkinin baskısı yoktur ve ancak sahaflarda bulunabilir diye düşünüyorum. Bulursanız mutlaka alın ve on beş güzel bilim kurgu öyküsünü kitaplığınıza ekleyin.

13 Haziran 2013


Birçoğumuz gibi; günlerdir yaşananları kaygıyla, umutla, korkuyla ve (ne zaman "büyükler" bir açıklama yapsa) hayretle izliyorum. 31 Mayıs gecesinin geç saatlerinde Tunalı'da (şimdiki adıyla Tomalı Hilmi diyoruz ya...) gördüğüm manzara, kurulan barikatlardan arta kalan alevler post-apokaliptik bir film setinden kalmış gibiydi. O görüntü karşısında hissettiğim ürperti hâlâ geçmedi. Aksine; televizyonu açtığımda, ana akım medyanın gazetelerini, web sitelerini okuduğumda, twitterda yazılanlara baktığımda gittikçe artıyor.

Şu anda Eskişehir'deyim ve burası günlerdir olaysız. Medyayı ve sosyal medyayı takip ettikçe zıplayan sinirlerimi, kendimi kitaplara vererek yatıştırmaya çalışıyorum. Öte yandan, hiçbir şey yokmuş gibi kitap yazıları yazmaya devam etmek zor geliyor. Yine de, televizyonu kapatıp kitaplarla uğraşmak daha iyi geldiğinden iki yeni yazı yayınlanmaya hazır, her şeyin daha iyi olacağı günü sabırla bekliyorlar. 

Taksim'deki, Gezi'deki, Gazi Mahallesi'ndeki, Kızılay'da ve Tunalı'daki binlerce arkadaşıma sevgiyle.

26 Mayıs 2013

Tayyare

 

Tayyare
Serdar Çekinmez
Yitik Ülke Yayınları
Nisan 2013 (1. basım)
221 sayfa

Serdar Çekinmez'in yazdığı, Yitik Ülke tarafından yayımlanan Tayyare, yayınevinin bana hediyesi. Normal koşullarda, bir kitapçıya girsem muhtemelen almayacağım bu kitabı çok severek okudum. Birkaç yıldır bilim kurgu dışında -bir de polisiye, bir de tanıdığım ve sevdiğim yazarlar- çok fazla kitap almıyorum; bu nedenle iyi kitapları kaçırdığımı düşünüyorum ara sıra, ama bütçemin bir sınırı var! Tayyare de, almayıp çok şey kaçıracağım kitaplardan biriymiş.

Kendi kendini yetiştirmiş ve çok yetenekli bir otomobil tamircisi olan Peyami'nin, 1929 yılında ABD'ye gitmesi ile başlıyor roman. Yaklaşan İkinci Dünya Savaşı, Amerikan rüyasının çöküşü ve Peyami'nin işsiz kalması, Türkiye'ye dönmeye çalışırken dolandırılması; Kostas ile tanışıp kendi uçaklarını yapmaya kalkışmaları ile sürüyor.

Çocukluğumdan beri ailemin yarısı ABD'de yaşadığından, kitabı okurken sıkça onları andım. Gurbetteki insanların birbirleri ile kenetlenmelerini, memleket özlemi ile bir araya gelmelerini çok güzel anlatmış Serdar Çekinmez. Tesadüflerin yol açtığı absürt olaylar, konuya ustaca eklenmiş kişisel dramlar... Mucit Peyami, gangster Peyami, kahraman Peyami... derken koca bir gurbet hikayesi. "Her hayat bir hatıraya sıkışıp kalmaz mı?" diyor sonunda Peyami.

Tayyare keyifle okunacak bir roman; Yitik Ülke ise takip edilecekler listeme girdi şimdiden!

25 Mayıs 2013

Cumartesi İlk 10: En Sevdiğim Yazarlar


Nasıl olmuş da şimdiye kadar bu blogu görmemişim! Yine sevgili Pınar'ın bir yazısı ile Sihirli Kitap'tan ve "Cumartesi İlk 10" etkinliğinden haberim oldu. Bu haftanın konusunu da sevince, hemen katılayım dedim. En sevdiğim on yazarı (kendi içlerinde sıralama yapmadan) listeliyorum. Buyrun:


1. Isaac Asimov
Benim için bilim kurgunun en büyük ustası! Türkçe'ye çevrilen tüm kitaplarını toplamaya çalışıyorum, onlar bitince çevirisi yapılmamış kitaplarının orijinallerini hedefe alabilirim.

2. Stanislaw Lem
İyi bilim kurgunun iyi edebiyat olduğunu bana öğreten, İletişim Yayınları'ndan çıkan tüm kitaplarını yıllar önce bir çırpıda okuduğum yazar. Bilim kurgunun ışın kılıçlarından, uzay savaşlarından ibaret olmadığını, sosyal bilimlerin ve insan ögesinin bilim kurguda ne kadar önemli olduğunu kanıtlar.

3. Reşat Nuri Güntekin
Zarif Türkçesi ile, okumaktan en çok keyif aldığım Türk yazar. İlk kez 11 ya da 12 yaşımda okuduğum (sonra her yıl en az bir kez daha okuduğum) Çalıkuşu başta olmak üzere, tüm romanlarında diline hayran oluyorum.

4. Douglas Noel Adams
Otostopçu serisindeki giriş yazısını bile çok sevdiğim, absürt mizahı ile beni kendine bağlayan yazar.

5. Agatha Christie
Kolay okunacak bir kitap istediğimde sığındığım ilk liman. Hercule Poirot karakteri ve akıllıca kurguları ile (onlarca kitabını okuduktan sonra bile) keyifle okuyorum.

6. Aziz Nesin
Mizahı, gözlemleri ve yalınlığı ile hem romanlarını hem öykülerini ayrı ayrı çok sevdiğim, tanışamadığım için zaman zaman çok üzüldüğüm yazar.

7. Alfred Bester
Bir tek kitabı ile en sevdiğim yazarlar ve en sevdiğim kitaplar listelerine girdi! "Kaplan! Kaplan!"ın ardından diğer kitaplarını da okumak için sabırsızlanıyorum.

8. Oğuz Aral
Aziz Nesin gibi, tanışamadığım için çok üzüldüğüm ve kitaplarını tekrar tekrar okuduğum,  Türk mizahının usta yazarı.

9. Arthur C. Clarke
Rama ve Bir Uzay Efsanesi serilerini ikişer kez okuduğum, bilim kurgu raflarımın olmazsa olmazı.

10. Atilla Atalay
Sıdıka'yı ayrı, diğer mizah yazılarını ayrı sevdiğim; ama en çok kitaplarının hep sonunda yer alan duygusal öykülerini sevdiğim yazar.

"İlk 10" etkinliğini çok seveceğim gibi gözüküyor. Bu ilk olsun, diğer cumartesilerde devam etmek umuduyla diyelim...