Savaş Makineleri - Engines of War
George Mann
Çeviren:
Aslı Dağlı
İthaki
Yayınları
Mayıs
2016 (1. Basım)
277
sayfa
Okuma
hızımdaki düşüşü durdurmak için, keyifle okuyacağımdan emin olduğum bir kitap
seçmek istedim ve elbette Savaş Doktoru’nun kitabını okumaya karar verdim.
Böylece İthaki’nin Doctor Who kitaplarından okumadığım sadece Dehşet Ağı kaldı,
onu da okumaya cesaret edemiyorum çünkü kitabı açınca içinden örümcekler
fırlayacakmış gibi geliyor. Kitabın içinden örümcekler ve örümcek ağları
fırlamasını istemiyorum. Savaş Doktoru iyi, güzel, örümceksiz. Dalekli ama
örümceksiz.
Christopher
Eccleston, Doctor Who’nun 50. yıl özel bölümünde rol almayı reddedince (hâlâ
büyük bir hayal kırıklığıdır benim için, ama Moffat’la çalışmak istememesini de
anlıyorum tabii,) Eccleston’un yerini alan John Hurt’ün canlandırdığı Savaş
Doktoru ile tanıştık. Bu kitapta da, bir tek bölümcük izleyebildiğimiz Savaş
Doktoru’nun, Büyük Zaman Savaşı sırasındaki maceralarından birini okuyoruz.
Olaylar
Moldox gezegeninde başlıyor; Tantalus Spirali adlı sarmal galakside, insan
kolonilerinin yerleştiği onlarca gezegenden biri ve şu anda Dalek istilası
altında. Gezegendeki insanların çoğu Daleklerin elinde ölmüş, bir kısmı Dalek
kamplarında tutuluyor ve ölümden beter dertleri var, çok az insan ise gizli
kamplarda yaşayıp Daleklere karşı savaşıyorlar. Bu direnişçilerden biri olan
Cinder, bir arkadaşıyla beraber Dalek devriyelerine tuzak kurmuş, gelmelerini
bekliyor. Dalekler geliyor ama Cinder’ın arkadaşı ölüyor, aslında varlığı tamamen
siliniyor, aynen Beşinci Sezon’da Rory’ye olduğu gibi. Dalekler zamansal
radyasyonu kontrol etmeyi başarmışlar ve insanların ya da Zaman Lordlarının ya
da bütün bir gezegenin varlığını silebilecek bir teknoloji geliştiriyorlar. Bu
sırada Doktor da Moldox’a, Cinder’ın yakınında bir yere TARDIS’le iniyor, daha
doğrusu çarpıyor ve yolun bundan sonrasına beraber devam ediyorlar.
Kitabın
devamını pek fazla anlatmasam daha iyi olacak, aksiyon dolu ve heyecanlı bir
Doctor Who bölümü gibi işte. Üstelik Gallifrey’e de gidiyoruz, Rassilon’la ve
Yüksek Konsey üyeleriyle tek tek tanışıyoruz, Doktor birçok insanı çok
sinirlendiriyor, Cinder başını belaya sokuyor ama Doktor’a faydalı da oluyor…
“Bunun gibi zamanlarda,” dedi Doktor, “en iyi yolun, ön kapıyı kullanmak olduğunu düşünüyorum.”“Ön kapı mı? Cidden oraya kadar yürüyüp kapının kolunu zorlamayacaksın, değil mi?” dedi Cinder. Adamın naif mi, özgüvenli mi yoksa tehlike arz edecek kadar pervasız mı olduğuna karar veremiyordu. Ayrıca Dalek uzay araçlarının kapısı olup olmadığından da emin değildi.“Kesinlikle,” diye yanıtladı Doktor. “Genellikle işimi görür.” Kubbeye doğru hızlı adımlarla yürümeye koyuldu.
Savaş
Doktoru’nu çok kısa gördüğümüz için (çizgi romanlarını da okumadım ben) yeni
maceralarına hep açığım. Bu kitap da hem bunun için, hem de Doktor’un Zaman
Savaşı sırasında neler karıştırdığını anlatıp The Day of the Doctor’a giden yolu aydınlattığı için gayet iyi
geldi. Anlatım güzel, Aslı Dağlı’nın çevirisi çok güzel, ufacık minicik yazım
hataları var ama o kadar kusur bende de var zaten, kadı kızı kimmiş! Kısaca,
Doctor Who izliyor ve seviyorsanız bu kitabı da keyifle okursunuz diye
düşünüyorum.
Bu arada bir de TÜYAP Kitap Fuarı'na gittim. Şöyle dolu dolu, bilgilendirici, eğlendirici ve şahane bir blog yazısı yazmak isterdim ama yazamıyorum, çünkü fuar alanına yaklaşık iki saatte ulaştıktan sonra, içeride yarım saat geçirdik ve koşarak uzaklaştık. Yarım saat içinde on beş kitap toplayıp çıkmak ise kişisel başarım oldu!
Fuara cumartesi (ayın 19'unda) gittim, bu arada Eskişehir'de olan ve telefonla konuştuğum herkes "HABERLERDE GÖSTERDİLER O NASIL KALABALIK, SEN ORAYA NASIL GİRDİN?" dedi bana, çünkü normal şartlar altında, kalabalık yüzünden bizim semt pazarına bile girmeyi reddediyorum. Bütün nazımı çekip beni fuara götüren Volkan'ın koluna, annesini kaybetmekten korkan bir çocuk gibi yapıştım, böylece o kalabalığa girebildim. Dolayısıyla sakin sakin her yeri gezmek söz konusu bile değildi; hızlıca bir MonoKL, İthaki, DeliDolu turu yaptık, Metis'e, *Sel'e, YKY'ye hafifçe yaklaştık. YKY'den Lanetli Çocuk'u alacaktım ama kasa sırası var diye vazgeçtim. Sahafların bulunduğu yere hiç girmedik çünkü orada bütün irademi tüketecektim ve gece yarılarına kadar kimse beni oradan çıkaramazdı.
İthaki'den Bilimkurgu Klasikleri eksiklerimi tamamladım, şahane oldu. Ruhlar Kütüphanesi annemin siparişi, ben hâlâ Gölge Şehir'i okumadım ama o bitirdi, serinin sonunu bekliyordu heyecanla. Bir de Bioshock Rapture Şehri aldık, o Volkan'ın. Fakat bütün o kalabalık, sıcak ve uğultu beynimi tamamen durdurduğu için, Murat Dural'ın Kibrit Ev'ini ve Ann Leckie'nin Kudret'ini almayı unuttum! Liste yapmayınca böyle oluyor işte. Alican ve Ömer şahane indirim yaptılar, İthaki'den hoplaya zıplaya ayrıldım.
MonoKL'dan Çocukluk Adası'nı aldım, yanında Sabahtan Akşama, Öyle Şeyler ki ve Büyük Tanrı Pan hediye ettiler. Çünkü beni çok seviyorlar. <3
DeliDolu'dan Diskdünya eksiklerimi tamamlamak istedim, sadece Piramitler eksikmiş bende, onu aldım; bir de orada sohbet ettiğimiz çok sevimli adamın önerisiyle Saunders'in İkna Ulusu'nu aldım. Bir tomar ayraç ve kartpostalı da paketime eklediler, sonra fuar kalabalığından koşarak uzaklaştık. Öyle bir koşarak uzaklaştık ki, TÜYAP girişinde selfie çekmeyi bile akıl edemedim, bir ben eksik kaldım. :(
Fuarı bahane edip 3-4 gün İstanbul'da gezmek çok keyifli oldu fakat en önemlisi, Suat bana ASİMOV KAFASI YAPTI! (Nasıl?!) Kitaplığımda bir Asimov büstü var artık, bütün kitaplığı baştan toparlama vakti de geldiği için yakın zamanda Asimov'un boy boy fotoğraflarıyla süsleyeceğim bir "kitaplık düzenleme sanatı" yazısı yazabilirim sanırım. O zamana kadar, Isaac Kadıköy'de isimli çalışmamı paylaşıp sessizce uzaklaşıyorum ben.
***
Bu arada bir de TÜYAP Kitap Fuarı'na gittim. Şöyle dolu dolu, bilgilendirici, eğlendirici ve şahane bir blog yazısı yazmak isterdim ama yazamıyorum, çünkü fuar alanına yaklaşık iki saatte ulaştıktan sonra, içeride yarım saat geçirdik ve koşarak uzaklaştık. Yarım saat içinde on beş kitap toplayıp çıkmak ise kişisel başarım oldu!
Fuara cumartesi (ayın 19'unda) gittim, bu arada Eskişehir'de olan ve telefonla konuştuğum herkes "HABERLERDE GÖSTERDİLER O NASIL KALABALIK, SEN ORAYA NASIL GİRDİN?" dedi bana, çünkü normal şartlar altında, kalabalık yüzünden bizim semt pazarına bile girmeyi reddediyorum. Bütün nazımı çekip beni fuara götüren Volkan'ın koluna, annesini kaybetmekten korkan bir çocuk gibi yapıştım, böylece o kalabalığa girebildim. Dolayısıyla sakin sakin her yeri gezmek söz konusu bile değildi; hızlıca bir MonoKL, İthaki, DeliDolu turu yaptık, Metis'e, *Sel'e, YKY'ye hafifçe yaklaştık. YKY'den Lanetli Çocuk'u alacaktım ama kasa sırası var diye vazgeçtim. Sahafların bulunduğu yere hiç girmedik çünkü orada bütün irademi tüketecektim ve gece yarılarına kadar kimse beni oradan çıkaramazdı.
İthaki'den Bilimkurgu Klasikleri eksiklerimi tamamladım, şahane oldu. Ruhlar Kütüphanesi annemin siparişi, ben hâlâ Gölge Şehir'i okumadım ama o bitirdi, serinin sonunu bekliyordu heyecanla. Bir de Bioshock Rapture Şehri aldık, o Volkan'ın. Fakat bütün o kalabalık, sıcak ve uğultu beynimi tamamen durdurduğu için, Murat Dural'ın Kibrit Ev'ini ve Ann Leckie'nin Kudret'ini almayı unuttum! Liste yapmayınca böyle oluyor işte. Alican ve Ömer şahane indirim yaptılar, İthaki'den hoplaya zıplaya ayrıldım.
MonoKL'dan Çocukluk Adası'nı aldım, yanında Sabahtan Akşama, Öyle Şeyler ki ve Büyük Tanrı Pan hediye ettiler. Çünkü beni çok seviyorlar. <3
DeliDolu'dan Diskdünya eksiklerimi tamamlamak istedim, sadece Piramitler eksikmiş bende, onu aldım; bir de orada sohbet ettiğimiz çok sevimli adamın önerisiyle Saunders'in İkna Ulusu'nu aldım. Bir tomar ayraç ve kartpostalı da paketime eklediler, sonra fuar kalabalığından koşarak uzaklaştık. Öyle bir koşarak uzaklaştık ki, TÜYAP girişinde selfie çekmeyi bile akıl edemedim, bir ben eksik kaldım. :(
Fuarı bahane edip 3-4 gün İstanbul'da gezmek çok keyifli oldu fakat en önemlisi, Suat bana ASİMOV KAFASI YAPTI! (Nasıl?!) Kitaplığımda bir Asimov büstü var artık, bütün kitaplığı baştan toparlama vakti de geldiği için yakın zamanda Asimov'un boy boy fotoğraflarıyla süsleyeceğim bir "kitaplık düzenleme sanatı" yazısı yazabilirim sanırım. O zamana kadar, Isaac Kadıköy'de isimli çalışmamı paylaşıp sessizce uzaklaşıyorum ben.
sürükleyici bir roman gibi yazıların.bilimkurgu okumaya heveslendim galiba 👽
YanıtlaSilMutlu oldum, teşekkürler :)
SilOh, oh, ne güzel kitaplar, ne güzel anılar :) Kalabalık pek güzel değilmiş ama olsun; sonunda kârlı çıkmışsın bakıyorum.
YanıtlaSilDemek Bayan Peregrine'i annen okuyor? Ne kadar enteresan :) Kendisine buradan selamlar. Aslı Dağlı da oralardaydı, bilmem gördün mü?
Asimov büstünüz de hayırlı olsun efem.
Aslı Dağlı'yla karşılaşamadık, ne güzel olurdu aslında :)
SilKalabalık tuhaftı ama en azından bu yıl "ya niye gitmedim ki fuara" demeyeceğim kendi kendime. Anneme de selamını ileteceğim, epey kaptırdı Peregrine serisine. Büstümün de sana selamı var, teşekkür ediyor :))
Büst gerçekten çok iyi olmuş. Mutluluğunu istagram'dan takip ettim. İthaki'nin Bilimkurgu Klasikleri'ne BAYILIYORUM. Kitapların kapakları muazzam bence. Ayrıca Ben, Robot'u ben de aldım ve okumaya başladım bile. Koşturmacalardan ötürü pek yol katedemedim ama seveceğim gibi geliyor.
YanıtlaSil<3
Büstle mutluluğum hâlâ devam ediyor, henüz normale dönmedik ama Instagram'ı tamamen onunla doldurmasam daha iyi olur diyorum artık. :))
YanıtlaSilCessieciğim bence Ben, Robot'a bayılacaksın, bir de setenayblog@gmail'e bir seslensene, sana kitap listesi yapalım :)
Sanırım sizin kitabın eksik sayfaları yok. Ne şanslısınız.
YanıtlaSil