22 Mart 2014

Silo


Silo - Silo: Wool -1-
Hugh Howey
Çevirenler: Mehmet Rasim Emirosmanoğlu, Gökhan Sarı
MonoKL Yayınları
Mart 2014 (1. basım)
517 sayfa

* Okuma Şenliği için tavsiyelerine güvendiğim birinin önerdiği kitap.

Wool serisini ve serinin Türkçe yayımlanacağını birkaç ay önce duymuş ve meraklanmıştım. Kitap bu ay piyasaya çıktı, serinin editörü ve çevirmenlerden biri olan Rasim Emirosmanoğlu kitabı bana gönderdi, sonra da "Biz bir yıldan çok uğraştık, bir gecede yarısını okuyanlar var." diye beni bütün Twitter'a şikayet etti. Ne var yani, 517 sayfanın yarısını bir gecede, diğer yarısını da ertesi gün bitirmişim, çok mu? Sabaha kadar uyumadan kitabı okurken aklımdan yaklaşık şöyle bir şey geçiyordu: "Bu bölüm çok heyecanlı, bırakamam. Biraz sakinleşsin bırakayım. Hah, sakinleşiyor. NEE?! Nasıl yani? Neyse, bu bölümü de bitireyim bari. Sakinleşiyor, az sonra uyurum. OHA! Devam edeyim ben." Böyle kendi kendime konuşurken önce etrafta hiç ses kalmadı, sonra sabah ezanını duydum, sonra baktım zaten hava aydınlanmış, devam ettim gitti.

Silo, yanlış anlamadıysam, aslında dokuz kısa romandan oluşan bir seri. İlk beş kitabın ana başlığı olan Wool, aynı zamanda bütün bir roman olarak da yayımlanmış ve bu şekli ile dilimize çevrilmiş. Ardından gelecek olan Shift ve Dust'ı şimdiden sabırsızlıkla bekliyorum!

Silo, post-apokaliptik bir dünyada, kapalı ortam korkunuzu canlandırabilecek kadar karanlık ve boğucu bir ortamda geçen (ve okuma hızımdan anlaşılacağı gibi) epeyce sürükleyici bir roman. Dünya atmosferi zehirli gazlarla dolu ve hiçbir canlının yüzeyde yaşama şansı kalmamış; insanlar yer altına gömülü, 144 katlı bir siloda yaşıyorlar. Silindir biçimli silonun merkezindeki tek merdiven tüm katlara ulaşımı sağlıyor ve en alt kattan (En-Derin) üst katlara (En-Tepe) ulaşmak ara katlarda dinlenerek birkaç günlük bir yolculuğa çıkmayı gerektiriyor. Bu katlar arasında belirgin bir hiyerarşi var elbette; En-Tepe, başkan, şerif gibi üst düzey yöneticiler ve bu bölgelerde çalışan insanlarla dolu, orta katların büyük bir kısmı IT büroları ve elemanlarına ayrılmış, En-Derin'e yaklaştıkça ise çiftçiler, tedarik birimi, mekanikler ve madencilerle karşılaşıyoruz. Mekanik birimindekiler tüm siloya elektrik sağlıyor, bozulan aksamları tamir ediyorlar. Çiftlik katlarında hidrofonik tarım yapılıyor, besi hayvanları yetiştiriliyor. IT ise en imtiyazlı ve kendini beğenmiş birim. İşlerini gizli tutuyorlar, silonun elektrik üretiminin çoğunu kullanıyorlar, Başkan bile IT odalarına girerken kontrolden geçip giriyor. Siloda para birimi olarak jeton kullanılıyor, maaşlarını jeton olarak alan insanlar, yemek, iletişim gibi her türlü harcamayı bu jetonlarla gerçekleştiriyorlar. Bu kapalı sistemde iletişim olanakları sınırlı. Silonun çalışan tek telsiz sistemi başkan, şerif, şerif yardımcısı gibi önemli insanların kullanımına sunulmuş. Diğer insanlar bilgisayarları aracılığıyla mesaj gönderebiliyorlar ya da katlar arasında kuryelik yapan Taşıyıcılar ile mektup/not/mesaj gönderebiliyorlar. Tuhaftır, taşıyıcıların hizmeti, bilgisayar mesajlarından çok daha ucuz. Bilgisayar ile gönderilen mesajlarda her karakter çeyrek jeton olarak ücretlendiriliyor. Dolayısıyla bir tek smiley göndermek için bile yarım jeton harcamak gerekiyor.

Dışarıya açılan hiçbir penceresi olmayan siloda, yalnızca en üst kattaki geniş ekranlardan yüzey görülebiliyor. Bu ekranlara görüntü sağlayan sensörlerin temizliği ise, siloda verilen en büyük ceza. Temizlik cezası alan kişi, dışarıdaki zehirli gazlardan koruyan bir giysi giydirildikten sonra dışarı çıkartılıyor ve sensörleri temizlemesi bekleniyor. Temizliği tamamlayan suçlular, görüş alanından bile çıkamadan zehirlenip yere yığılıyorlar. Tuhaf biçimde, silonun geçmiş yılları boyunca Temizlik cezası alan hiç kimse bunu yapmayı reddetmemiş, dışarı çıktığında arkasını dönüp oradan uzaklaşmak yerine tüm sensörleri temizlemiş.

Böyle bir ortamda, Şerif Holston'ın ofisine doğru yavaşça yürümesiyle başlıyor roman. Ofisine girip kendini bir nezarethaneye kapatan Holston, yardımcısına dönüp "Başkana dışarı çıkmak istediğimi söyle." diyor. Sadece bu cümle, yani dışarıdan bahsetmek bile Temizlik cezası gerektirdiğinden, yardımcısının yapabileceği bir şey yok ve Holston kendi arzusu ile temizliğe çıkıyor. Bundan sonra, roman zamanda bir ileri, bir geri atlıyor; Holston'ın ve karısının hikayesini anlatıyor, oradan Başkan Jahns'ın hikayesine geçiyor, yine zamanda geri dönüşler yapıyor, şerif adayı Juliette (ya da kendi tercihi ile Jules) ortaya çıkıyor. Birçok karakter ve birçok zaman dilimi birbirini takip ediyor ve bunu kafa karıştırmadan, kitabın temposunu düşürmeden yapıyor! Başta dedim ya, kitaba ara vermek için konunun biraz sakinleşmesini bekledikçe, daha heyecanlı bir şeyler oluyordu ve ben kitabı bir türlü bırakamadım.

Kitabı okurken aklımdan geçen ve sizin de cevabını merak edebileceğiniz bazı sorularım oldu ve ilerledikçe sorularımın çoğuna cevap buldum; cevapsız kalan sorularımı ise serinin devamı cevaplayacak diye düşünüyorum. Bu insanlar neden burada? Ne zamandır bu siloda yaşıyorlar? Tüm dünyada sadece bu silodaki insanlar mı sağ kalmış? Başka silolar var mı? Varsa, diğer silolarla iletişim kurma imkanı var mı? Değil bu soruları cevaplamak, yüksek sesle sormam bile beni Temizlik cezası ile karşı karşıya bırakabilir. Soruları sorarak büyük risk aldım, cevaplar için bana gelmeyin!

Aylar (belki yıllar) sonra bu kitaba gözüm ilişince aklıma gelecek en tuhaf şey ise Twitter. Çünkü, saatler boyunca kitaptan kafamı kaldırmadım, bilgisayarı bile açmadım; kitabı bitirip "Bakayım internetlerde ne varmış?" diye tableti elime alınca Twitter'ın kapatıldığını öğrendim. Sonra, nedense, kitap boyunca birden fazla kez bahsedilen ve bilgisayar mesajlarının çok pahalı olmasını sorgulayan teoriyi hatırladım:
"Peki ama ya başka bir nedeni varsa? Ya birisi bunu bilerek pahalı yaptıysa?"
"Ne gibi? Para kazanmak için mi?" Peter parmak şıklattı. "Taşıyıcılar not taşıyıp işsiz kalmasın diye!"
Juliette hayır dercesine kafa salladı. "Hayır, ya birisi birbirimizle iletişime geçmemizin zor olmasını istiyorsa? Ya da en azından masraflı. Bilirsin, bizi ayırmak ve düşüncelerimizi kendimize saklamamız için."

15 yorum:

  1. Bir yıla yakın bir süre önce Kayıp Rıhtım'da ön okumasını okumuş ve giriş bölümü olmasına rağmen çok beğenmiştim. O gün bugündür yakından takip ediyordum kitapla ilgili gelişmeleri. Sonunda beklediğim an geldi ve kitap dilimize çevrildi.

    Zaten merak ettiğim bir kurguydu, yorumunuzu da okuduktan sonra daha bir heyecanlandım. Bu yüzden bu nitelikli yorumunuz için teşekkürler.

    Birkaç gün önce kitapçıma sipariş vermiştim, yakında okumayı umuyorum.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuzu merakla bekliyorum o halde, teşekkür ederim =)

      Sil
  2. Her zamanki gibi güzel bir inceleme. Biraz büyük ustalardan biraz çağdaş yazarlardan diyerek dengeli bir okuma yapmaya çalışıyorum. Çağdaş bilim kurgu yazarları arasından John Scalzi ve James S.A. Corey'i takip ediyordum. Öneriniz üzerine Silo serisine de başlayacağım. Post - Apokaliptik alt tür ve ağır hiyerarşi ve keskin sınıflaşma ortamlarındaki çatışma her zaman hoşuma gitmiştir (bknz. Alfa Ayının Kabileleri, Yürüyen Kentler serisi, Diskdünya serisi). Uzun zamandır sürükleyici bir roman da okumamanın verdiği itici güç ile bir sonraki kitabım Silo olacak! Teşekkür ederim.


    Dipnot: Kapak tasarımına biraz daha özen gösterebilirlerdi sanki.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler =) Çağdaş yazarlara pek ağırlık veremiyorum ben, bir tek China Mieville okudum sanırım yakın zamanda, bir de Cory Doctorow. Daha çok takip etmem gerekiyor ama yetişemiyorum.

      Kapak tasarımı ise, kitabı okuyunca biraz daha anlamlı olabilir. Siyah ağırlıklı kapakların fotoğrafını çekmek biraz zorlasa da sevdim ben. =)

      Sil
  3. Ellerinize sağlık, çok güzel ve de ayrıntılı bir şekilde incelemişsiniz yine :)

    Ben de çok sevdim Silo'yu. Bazı kitaplar olur, geçmiş-gelecek döngüsünü tutturamaz. Ya da karakterlerden birinin öyküsü diğerlerine göre sıkıcı olur. Ama Silo'da bunların hiçbirine rastlamıyoruz, ne mutlu ki! Baştan sona ilgi çekici ve merak uyandırıcı bir romandı. Bazı sorulara cevap aldıktan sonra işin sıkıcılaşacağını düşünmüştüm ama hiç de öyle olmadı :) Darısı devam kitaplarına diyelim.

    Elinize sağlık tekrardan.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yine aynı fikirleri paylaşıyoruz kitap için, ben de kitap boyunca işin sıkıcılaşacağı yeri bekledim, gelmedi bir türlü.
      Teşekkürler =)

      Sil
  4. klostrofobim olduğundan bu kitabınızı teğet geçiyorum.:)) ama gothic-klostrofobik bir "öncü eser" olan Otranto Şatosunu (Horace Walpole) tavsiye ederim.Bu ürün (gothic) ilk eserlerindendir.Silo yerine şatoda geçiyor,hiç olmazsa!!
    ankaralıkitapkurdu

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. "Teğet geçmeyin" diyemedim şimdi, yine de bir şans verin =)
      Bahsettiğiniz kitaba da bakacağım mutlaka.

      Sil
  5. Benim Silo da dikkatimi en çok çeken, P.K.Dick in ilk yazdığı öykülerden birine aşırı benzerliği - ki aynı bile diyebilirim - oldu..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Oykunun adini hatirlayabilirseniz yazar misiniz? Merak ettim. Philip Dick'in hastasiyim da =)

      Sil
    2. Özellikle kitabın başlarında bana da bir öyküyü hatırlattı, ama kimin hangi öyküsüydü, bir türlü çıkartamadım =)

      Sil
    3. Bahsedilen öykünün adı "Savunmacılar"...PKD'nin Toplu Öyküleri 1.cildinde mevcut öykü.

      Sil
  6. biraz da robert heinlein ın Uzayda kaybolanlar romanını andırıyor.Kapalı mekanda yaşama kültürü,uzay gemisini dünya zannetme falan
    ankaralıkitapkurdu

    YanıtlayınSil
  7. Çok merak ettim kitabı şimdi. Yahu ben galiba bilim-kurgu okumayı seviyorum ama bunun farkında değilim.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. O zaman bence çabucak okuyun bu kitabı, bilim kurgu saflarına bir kişi daha almış olalım. =)

      Sil