5 Ağustos 2011

Korkunun Bütün Sesleri


Korkunun Bütün Sesleri
Hazırlayan ve çevirenler: Sedef Öztürk, Levent Mollamustafaoğlu
Metis Yayınları
Mayıs 2011 (3. basım)
128 sayfa

Bir buçuk aydır elimde sürünen bir kitapla karşınızdayım! Yedi tane bilimkurgu öyküsünden oluşan bir derleme yayınlamış Metis Yayınları. Asimov'un, Lem'in, Bradbury'nin, Vonnegut'un da öyküleri var kitapta, ki bu dört ismi bir arada gördüğümde (bilimkurgusal betimleme geliyor!) kitabın çekim gücüne kapılmışcasına önce kitaba, ardından kasaya sürüklenmem -ya da daha şık olacaksa- yerden birkaç santimetre yukarda süzülerek ilerlemem şaşırtıcı değildi! Öhöm... Kitap okumadığım, pek bir şey yazmadığım ve internetten uzak kaldığım süre içinde yazı üslubum da değişmiş sanki.

Korkunun Bütün Sesleri'nde, adı üzerinde, korkutan hikayeler var. Fiziksel korku değil, iyi ki de değil... Hayvan Mezarlığı'nı okuduktan sonra oyuncak kedisine bile yaklaşamamış biri için fazla gelebilirdi! (Ortaokuldaydım, yargılamayın!) Öykülerden tek tek bahsetmem anlamsız olacaktır, hiçbirinin bir diğerine benzemediğini ve herbirinin çok güzel olduğunu söylemeliyim! Benim en beğendiğim öykü, Kurt Vonnegut'un Harrison Bergeron'u oldu. Daha önce bahsettiğim Bir Yerlerde Bir Müzik Çalıyor'da olduğu gibi "huzursuz bir rüya" hissi veren öyküler de var kitapta, daha somut öyküler de; her beğeniye uyacak bir öyküye yer verilmiş yani. Ve öykülerden bağımsız olarak, kitabın 'sunuş'una bayıldım. Bilimkurgunun tarihini, ilerlemesini 4,5 sayfaya sığdırmış editorler, ellerine sağlık!

3 Haziran 2011

Biz


Biz - Mы (Miy)
Yevgeni Zamyatin
Çeviren: Algan Sezgintüredi (İngilizceden)
Versus Kitap
Şubat 2010 (2. basım)
246 sayfa 

Ne zaman bilimkurgudan ve felsefeden bahsedilse, mutlaka biri çıkıp "Mülksüzler'i okudun mu?" diye sorar, 'okumadıysan hiç konuşma!' tonlamasıyla. Mülksüzler'in ve Ursula Le Guin'in bilimkurgu dünyasındaki yeri tartışılmaz. (Meraklısına: kitaplığımdaki yeri şimdilik altı Le Guin kitabından oluşuyor. Gelişecek.) Her neyse... Bir daha aynı soruyu duyduğumda "Sen, 'Biz'i okudun mu, onu söyle?" demeyi planlıyorum. Çünkü 1884 doğumlu Yevgeni Zamyatin -görünen o ki- Mülksüzler'e giden yolu 1920'de açmış. Kitaptaki tanıtım metninden aynen aktarıyorum:
"George Orwell, Aldous Huxley, Ursula Le Guin gibi yazarların öncüsü ve esin kaynağı olan Zamyatin, onlardan çok daha önceki bir dönemde, karamsar bir çerçeve içinde kısıtlı kalmadan anti-ütopya türünü radikal bir eleştiri silahına dönüştürmüştür."
Roman ürpertici bir distopya. (Distopya mı yoksa disütopya mı kullanılmalı, bilemedim. TDK'ye baktım, ikisi de yok...) Devlet Gazetesi'nin duyurusu ile başlayan romanda, var olan devletin neye benzediği ile ilgili ipuçları ilk sayfadan veriliyor: "Diğer gezegenlerin, muhtemelen hâlâ özgürlük adıyla bilinen ilkel aşamada yaşayan meçhul sakinleri..." Romanın kahramanı bir matematikçi, sayılarla yaşanan ve aritmetik doğrunun tek doğru olduğu TekDevlet'te "matematiksel kusursuz" bir yaşam sürdüğüne inanıyor. İsmi yok! Diğer insanlar gibi, sayısı ile anılıyor: D-503.

Tamamı camdan inşa edilmiş binalarda yaşadığınızı, caddelerde diğer insanlarla uygun adım yürüdüğünüzü, yediğiniz her lokmayı belli sayıda çiğnemek zorunda olduğunuzu, sevişmek için kayıt yaptırmanız gerektiğini, bütün insanlarla aynı saatte uyuyup aynı saatte uyandığınızı... Yaşamınızdaki her şeyin saatler ve sayılarla düzenlendiğini düşünün. TekDevlet işte böyle bir yer ve insanlar bunun en doğru, kusursuz devlet sistemi olduğuna inanıyorlar. Sayılara o kadar güveniyorlar ki, eski çağlardan kalma bir tren tarifesini "kadim edebiyatın günümüze kalmış en büyük eseri" olarak niteliyorlar.
"Bir insanın özgürlüğü 0'a indirgendiğinde suç işlemez. Gayet açık. İnsanı suçtan arındırmanın tek yolu özgürlüğünden arındırmaktır."

"Sağlıklı göz veya parmak ya da diş varlarmış gibi görünmezler. Yani gayet açık, değil mi? Kendi kendinin bilincine varmak, hastalıktır."
D-503 bize kendi öyküsünü ve TekDevlet'in ne kadar kusursuz bir yönetim biçimi olduğunu anlatıyor. Ama günler geçtikçe ve hikaye ilerledikçe, D-503'ün mantığında çatlaklar oluşmaya başlıyor. Bakış açısını değiştiren, her şeyin farklı olabileceğini gösteren şey ise, elbette aşk. I-330 sayılı kadına, bir muhalife aşık oluyor. Katı kuralcılığının ve matematiksel mantığının karşısında √-1'in irrasyonelliğini buluyor.

25 Nisan 2011

Şimdi ve Daima


Şimdi ve Daima - Now and Forever
Ray Bradbury
Çeviren: Kemal Baran Özbek
İthaki Yayınları
Aralık 2010 (1. basım)
312 sayfa

Başka hiçbir kitabı ile olmasa bile Fahrenheit 451 ile hatırlayacağınız Ray Bradbury'nin iki kısa romanını bir araya getiren bir kitap Şimdi ve Daima.

İlk romanın ismi Leviathan '99; uzayın derinliklerinde geçen bir Moby Dick uyarlaması. Dev bir kuyruklu yıldızın peşinden koşan bir gemi dolusu insan; gözleri görmeyen, inatçı, huzursuz bir kaptan. Romanda, fikirlerini delice savunan kaptanı, mantığını kullanmaya çalışan yardımcısını, telepatik Quell'i ve oda arkadaşı, kararsız Ishmael'i izlerken, -arka kapakta söylendiği üzere- insanoğlunun tutkularının sınır tanımazlığını görüyoruz.

İkinci roman Bir Yerlerde Bir Müzik Çalıyor ise, çok daha keyifle okunuyor bence. Huzursuz edici bir rüyanın içinde gibi hissettiriyor roman, okurunu. İstasyonunda trenlerin durmadığı, çok sakin, unutulmuş, gizemli bir kasabaya giden gazeteci Cardiff; karşılaştığı tuhaflıklara anlam vermeye çalışıyor fakat çözdüğü her gizemle birlikte daha da anlaşılmaz oluyor her şey! Bu romanın anlattıklarını, her an kabusa dönüşebilecek bir rüyayı hatırlatan atmosferini, yaratılan karakterlerini çok sevdim ben.

Toparlayamadım ben bu yazının sonunu. Özet geçiyorum: Leviathan '99 iyi bir roman, Bir Yerlerde Bir Müzik Çalıyor ise çok iyi bir roman bence. Genel toplamda, ikisini bir arada sunan Şimdi ve Daima alınmalı, okunmalı.

19 Nisan 2011

Nötralizör


Nötralizör
Dost Körpe
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Ekim 2010 (1. basım)
128 sayfa

Kitapçılarda bilimkurgu kitapları ufacık bir rafa sıkışmış oluyor çoğunlukla, o raftaki kitapların da neredeyse tamamı çeviri romanlar. Nötralizör, galiba okuduğum ilk Türk bilimkurgusu, Seyit Ali Aral'ın İçli Köfte'sinde okuyup, hemen gidip almıştım kitabı. Nötralizör'ü, birçok bilimkurgu eserinin çevirisini de yapan Dost Körpe yazmış. 128 sayfalık, kısa bir roman.
Mars'ta kolonileşen insanların arasında, yaşadığı devasa fanustan sıkılan bir adamı anlatıyor. Yanlışlıkla yaptığı bir keşif, gizli tutulan bir araştırma, ne olduğunu pek bilmediği bir makineye ulaşmak için harcadığı çaba... İlgi çekici bir konusu var aslında kitabın; ama iki saat içinde bitecek kadar kısa ve benim bir türlü sevemediğim  romantik betimlemelerle yazılmış ve sanki aceleye gelmiş gibi, konu pek derinleştirilmemiş. Yine de kitaplığınızın bilimkurgu rafında (ya da raflarında) yerli bir roman da bulunmasını isterseniz alınıp okunası bir roman olmuş.

29 Mart 2011

Jules Verne



(Bu yazıyı yazalı iki haftadan fazla oldu sanırım. Blogspot'un sansürlenmesi falan derken, buraya eklemeyi erteledim durdum.) 

Birkaç gün önce -kim bilir kaçıncı kez- "Denizler Altında 20000 Fersah"ı okudum. Size de o kitaptan bahsedecektim ama hemen arkasından "Arzın Merkezine Seyahat"i okudum. O da bitince "Seksen Günde Devr-i Alem"i okudum. Bir çeşit hattrick yaptım yani... Bu yüzden de tek tek kitaplarını anlatmak yerine Jules Verne'den bahsetmeye karar verdim.

Ekşi Sözlük'te, Wikipedia'da, nostalji yapmak isterseniz Ana Brittanica'da bulabileceğiniz bilgileri geçelim, bildiğim Jules Verne'den bahsedeyim ben:

Kitapları deli gibi seven bir çocuk olarak, ilkokulda tanıştım Jules Verne'le. (Evet, o zamanlar ilkokul ve ortaokul vardı.) Okuduğum ilk kitabının hangisi olduğunu hatırlamıyorum, ama okurken sıkılıp yarım bıraktığım tek kitabı Denizler Altında 20000 Fersah oldu.Neyse ki, kafam biraz çalışıyormuş; "bu adamın diğer kitaplarını sevdiğime göre bu da güzel olmalı" dedim ve bir kez daha denedim aynı kitabı okumayı. Sonra, defalarca tekrar okudum.

1900'lerin başında doğan Jules Verne, kendi döneminden onlarca yıl sonra ulaşılacak teknolojileri hayal eden, zamanının çok ötesinde bir adam. Ne bileyim, Aya Seyahat'i ilk kez okuyan bir liseli "Ee... Aya zaten gittiler, çok saçma lan!" diyebilir. 1900'ler diyorum, aloo! Şimdi bir de şunu merak ettim ben, acaba aya yapılan ilk seyahati görebildi mi Jules Verne, yoksa daha önce ölmüş müydü? Bakmak lazım...

İlköğretim çağında kardeşiniz, kuzeniniz, komşu çocuğu... varsa eğer bir Jules Verne kitabı hediye etmek güzel olabilir; ya da henüz okumamışsanız kendinize hediye edin, çok mutlu olacaksınız! Ben de geçenlerde kitapçı karıştırırken fark ettim, okumadığım çok fazla Jules Verne kitabı varmış, alınacaklar listesine ekledim. =)