Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi? - Do Androids Dream of Electric Sheep?
Philip K. Dick
Çeviren: Mehmet Öztekin
Altıkırkbeş Yayın
Ocak 2014 (2. basım)
289 sayfa
Şimdi bana deseniz ki "Setenay, bilim kurgu diye başımızın etini yiyorsun, türe ait bir dolu kitap okudun ettin de; bu çok bilinen, çok sevilen kitabı okumak için neden bu kadar bekledin?" Cevabım hazır. Philip K. Dick'in kitapları farklı yayınevlerinden de basılmaya başladığında, belki başka bir yayınevinden çıkar da onu alıp okurum diye bekledim. Çünkü 6 45'in çevirilerine güvenemiyorum. İkinci baskıyı yaptılar, mecburen aldım kitabı. Ya da, sorunuzu soruyla karşılayabilirim: Bilin bakalım bir yayınevi, bir kitabın adını kaç farklı şekilde yazabilir? Cevap veriyorum: Üç.
Yandaki fotoğrafta sırasıyla kitabın kapağını, iç kapağını ve tüm sağ sayfaların üst köşesini görüyorsunuz. Kitabın tamamında bolca bulunan yazım yanlışlarını bir kenara bıraktım -ki bir kenara bırakılmayacak kadar fazlalar,- başlığı nasıl yazacakları konusunda bir fikir birliğine varabilseler, ondan sonra kitabı matbaaya gönderseler ne iyi olurdu. En azından, "elektrik" sözcüğünü nasıl yazacaklarına karar verseler o da olurdu. İşte böyle şeylerle karşılaşacağımı tahmin edebildiğim için Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi?'yi okumayı uzuuun süre erteledim. Yine aynı nedenle kitaplığımda bekleyen birkaç Philip K. Dick kitabı daha var; enerjimi topladıkça yavaş yavaş okuyacağımı umuyorum. Okumayı bu kadar istediğim ama aynı zamanda okumaktan kaçındığım başka bir yazar yok sanırım. Bir de Neuromancer var tabii, onu da buraya eklemek lazım. Kitabın çevirisi ile ilgili o kadar kötü yorumlar okudum ki, yanaşamıyorum.
Bu arada, ben Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi?'yi bitireli galiba iki hafta oldu, yine hem okumakta hem de okuduklarımla ilgili yazmakta zorlanmaya başladım. Önce annem ameliyat oldu, onun ameliyat sonrası takip ve tedavi süreci devam ederken ben parmağımı kestim. Çünkü parmağımın patates olduğunu zannettim. Çok da iyi kesmişim, diktiler, dikişi söktüler ama ben hâlâ sarılıp sarmalanmış bir parmakla geziyor ve kocaman sargı nedeniyle adeta bir İngiliz asilzadesi gibi sağ elimin serçe parmağını sürekli havada tutuyorum. Kendimi İngiliz zannederken, annemi de Spiderman yaptım bu arada; çünkü ona da radyoaktif iyot verdiler ve ben birkaç günümü kitap okumak yerine "Anneeee, sen şimdi tavandan mı sarkacaksın? Karanlıkta parlıyor musun? Süper güç? Spiderman! Spiderman! Does whatever a spider can!" diye saçmalamakla ve geiger sayacı nerede satılır diye merak etmekle geçirdim. Başladığım bir kitabı (Sylvie ve Bruno - Lewis Carroll) yarım bıraktım, çünkü çok sıkıldım. Sıkılmama garantili olduğu için yeni bir Vonnegut romanına başladım ama yine çooook yavaş okuyorum. Sanırım Dune'a geri dönmeden önce birkaç hafif kitap okumam gerekecek.
![]() |
| (Temsilî) |
Bu yazıya konu olan romanın kendisine gelirsek, aylarca "Oku artık şunu!" diye başımın etini yiyen Volkan tarafından linç edilme riskini göze alarak söylüyorum, bu romanın ününü abartılı buldum. Durun, hemen vurmayın ama yahu, bir dinleyin! İnsanlar ve insansı androidler üzerine kurulu romanın anlatmaya çalıştıklarından çok daha iyisini Asimov zaten robot öyküleriyle yaptı. (Bilmeden öğrenmeden ukalalık yapmayayım dedim, kontrol ettim: I, Robot, Androidler'den on sekiz yıl önce yayımlanmış. İzninizle, ukalalığıma devam ediyorum.)
Savaş sonrası Dünya atmosferinin fazlasıyla kirlendiği, gezegen nüfusunun büyük çoğunluğunun başka gezegenlere göç ettiği; pek çok hayvanın neslinin tükendiği bir gelecekte kurgulanmış roman. Polis servisi ile beraber çalışan bir android avcısının, Rick Deckard'ın evinde başlıyor her şey; insanın duygularını, arzularını şekillendirebilen makinenin başında, karısının neden depresyon hissini yaşamak istediğini anlamaya çalışıyor Deckard. Bakın burası güzel; kitap boyunca sık sık bahsi geçen bu aletle televizyon izleme isteğini, eşine itaat duygusunu, agresifliği ya da sakinliği artırabilir, nasıl hissetmek istiyorsanız ona göre ayarlayabilirsiniz. Tam bir distopya ürünü! Fakat, böyle bir teknolojiyi sürekli kullanmanın nelere yol açabileceği gibi detaylar yok. Olsaydı iyiydi...
Hayvanların da kitapta özel bir yeri var. Hayatta kalmayı başaran hayvanların sayısı çok azaldığı için, bir evcil hayvan sahibi olmak büyük bir prestij sağlıyor. Yüksek apartmanların çatıları, bina sakinlerinin hayvanlarına ayrılmış; böylece keçisini, atını, güvercinini besleyen insanlar komşularına gösteriş yapma fırsatını da kaçırmamış oluyorlar. Hayvanınız ölürse, onun da çözümü var; bu alanda uzmanlaşan üreticiler gerçeğinden ayırt edilemeyen elektrikli hayvanlar yapıyorlar. Bu elektrikli hayvanlar, gerçek versiyonları gibi yemek yiyor, uyuyor, arızalandıklarında ise hasta hayvanlar gibi davranıyor. Servisi aradığınızda, bir hayvan hastanesi ambulansıyla gelip atölyeye götürüyorlar.
Deckard'ın avladığı androidler, Dünya dışında üretiliyor ve dış gezegenlerde kullanılıyor olsa da, Dünya'da bulunmaları yasa dışı. Görüntü olarak insanlardan ayırt edilemeyen bu gelişmiş makinelerin android olduğunu kanıtlamak için psikolojik testler ya da kemik iliği analizi yapılıyor. Polislerle iş birliği içinde çalışan Deckard, birimindeki en başarılı avcı bir android tarafından yaralanıp hastanelik olduğunda onun yarım bırakmak zorunda kaldığı işi devralıyor ve çok gelişmiş altı androidin peşine takılıyor.
Hayvanların da kitapta özel bir yeri var. Hayatta kalmayı başaran hayvanların sayısı çok azaldığı için, bir evcil hayvan sahibi olmak büyük bir prestij sağlıyor. Yüksek apartmanların çatıları, bina sakinlerinin hayvanlarına ayrılmış; böylece keçisini, atını, güvercinini besleyen insanlar komşularına gösteriş yapma fırsatını da kaçırmamış oluyorlar. Hayvanınız ölürse, onun da çözümü var; bu alanda uzmanlaşan üreticiler gerçeğinden ayırt edilemeyen elektrikli hayvanlar yapıyorlar. Bu elektrikli hayvanlar, gerçek versiyonları gibi yemek yiyor, uyuyor, arızalandıklarında ise hasta hayvanlar gibi davranıyor. Servisi aradığınızda, bir hayvan hastanesi ambulansıyla gelip atölyeye götürüyorlar.
Deckard'ın avladığı androidler, Dünya dışında üretiliyor ve dış gezegenlerde kullanılıyor olsa da, Dünya'da bulunmaları yasa dışı. Görüntü olarak insanlardan ayırt edilemeyen bu gelişmiş makinelerin android olduğunu kanıtlamak için psikolojik testler ya da kemik iliği analizi yapılıyor. Polislerle iş birliği içinde çalışan Deckard, birimindeki en başarılı avcı bir android tarafından yaralanıp hastanelik olduğunda onun yarım bırakmak zorunda kaldığı işi devralıyor ve çok gelişmiş altı androidin peşine takılıyor.
Özetle, yapay zeka sahibi bu makinelerin de insanlar gibi duygulara, empati yeteneğine sahip olup olmadığını; insandan farklarının nerede başladığını sorguluyor roman. Bir bilim kurgu klasiği olarak mutlaka okunması gerektiğini düşünüyorum ama, başta dediğim gibi, Asimov aynı konuyu çok daha incelikle işliyor.Resch, Rick'e döndü: "Voigt-Kapff testinin ölçtüğü nedir Bay Deckard?"
"Çeşitli sosyal durumlarda gösterilen duygudaşlık tepkisini taban alır, genellikle hayvanlarla ilgili."
"Bizimkisi büyük bir ihtimalle daha basit bir test. Omuriliğin üst kısmında meydana gelen refleks tepkisi insan sinir sistemine oranla robotlarda birkaç mikro saniye daha geç oluşuyor."


