13 Mart 2014

Hedef Beyin


Hedef Beyin - Fantastic Voyage II: Destination Brain
Isaac Asimov
Çeviren: Gönül Suveren
Altın Kitaplar Yayınevi
1988 (1. basım)
384 sayfa

Son Isaac Asimov kitabımı okuyalı bir yıldan fazla zaman geçmiş, öykü derlemelerinde okuduklarımı saymıyorum tabii. Bol bol bilimsel kuram içeren kurgularını okumayı özlemişim. Bu alt türün bir adı olmalı. Hard sci-fi falan mı acaba? (Burada kutsal Google ve elçisi Wikipedia yardıma koşuyorlar, "Asimov is widely considered a master of hard science fiction." cümlesini okuyup rahatlıyorum.) Biyokimya profesörü olan Asimov'un bu romanı, uzmanlığından bolca faydalandığı eserlerinden biri olmuş.

21. yüzyılın son yarısında, ABD'de başlıyor olaylar. Dünyanın hakim güçleri olan ABD ile Sovyet Rusya arasındaki anlaşmazlıklar durulmuş gibi gözükse de, iki ülke bilim alanında öne geçmek için yarışıyor ve tamamlanmamış buluşlarını sır gibi saklıyorlar. (Asimov, Sovyet Rusya'nın geleceği ile ilgili fazlasıyla iyimsermiş, başka kitaplarında da aynı yaklaşımı görmek mümkün.)

Nörofizikçi Albert Morrison, beyinde yaratıcı düşünceden sorumlu olan bir bölge bulduğunu düşünüyor ama bu fikri kabul edilebilir biçimde kanıtlayamadığını düşünen meslektaşları tarafından ciddiye alınmıyor. Durum böyleyken, meslektaşlarının açıkça dalga geçtiği ve halinden fazlasıyla hoşnutsuz olan Morrison, ilginç bir teklifle karşılaşıyor; hatta iki teklif diyelim...

Natalya Boranova, Rusya'dan gelen bir bilim insanı, Morrison'ı Rusya'ya davet ediyor. Bu teklifi reddedip otel odasına dönen Morrison, kendisini bekleyen bir adamla karşılaşıyor; ABD'li bir ajan olan bu adam, Rusların teklifinden haberdar olduklarını söylüyor ve Morrison'ın teklifi kabul edip, Rus çalışmaları hakkında bilgi toplamasını istiyor. Durumdan hiç hoşlanmayan, Rusya'da başına gelebilecek şeyler hakkında hayal gücü fazla çalışan Morrison, bu adamı da reddediyor ve kesinlikle Rusya'ya gitmeyeceğini söylüyor.

Morrison'ın çalışmaları, beyinde keşfettiği bölgeyi bir bilgisayar programı aracılığı ile izleyip, düşünce kırıntılarını dışarıdan yakalamakla ilgili. Fakat bir insan üzerinde deney yapamadığı için her şey kuramsal boyutta kalmış. Natalya Boranova ise Rus bilim insanlarının bir "küçültücü" yaptıklarını iddia ediyor, özel bir proje için Morrison'a ihtiyaçları olduğunu söylüyor. Morrison'ın küçültme ile ilgili ilk fikri şöyle:
"Bir insanı küçültür ve bir sinek boyuna indirirseniz, o zaman bütün kitlesi o küçücük vücuda sıkışır. O zaman yoğunluğu..." Morrison bir an durarak düşündü. "Platininkinin yüz elli bin katı olur."
"Ama ya kitle de orantılı olarak azalıyorsa?"
"Bu durumda küçültülmüş adamda başlangıçtaki üç milyon atoma karşılık sadece bir tane bulunur. O zaman da sadece boyu değil, kafa gücü de bir sineğinki kadar olur."
"Ya atomlar da küçültülüyorsa?"
"Eğer küçültülmüş atomlardan söz ediyorsanız... Size Planck'ın 'değişmezlik' kuramını hatırlatırım. Evrenimizin kesin ve temel niceliğidir bu. Atomların ufaltılmasını yasaklar. Küçültülmüş atomlar evrenin taneciklerine uyamayacak kadar ufak olur."
Elbette, Boranova'nın teklifinden itibaren biliyoruz; Morrison Rusya'ya gidecek, konu ilerleyecek, birtakım heyecanlı olaylar yaşanacak. Adam oraya gitmezse, örneğin, korkularımız nedeniyle kaçırdığımız fırsatları simgeleyen bir kitap yazılabilir ama o bir Asimov kitabı olmaz, ben de muhtemelen o kitabı yarım bırakırım ve hiç pişman olmam. Fakat, kitaptaki bu "gelişme" kısmına ulaşana kadar, sayfalarca acı çektim. "Projeye katıl" diyorlar, adam "hayır" diyor. "Lütfen gel, çok lazımsın" diyorlar, adam "hayır" diyor. "Gitsene arkadaşım Rusya'ya" diyorlar, adam "hayır" diyor. Zorla götürüyorlar, adam "hayır" diyor. "Her şey hazır, hadi başlıyoruz" diyorlar, adam "yok ben almayayım" diyor. Sayfalar boyunca hem Rusları, hem beni sinirden delirtiyor.

Morrison'ın karşı karşıya geldiği durumu biraz daha açalım. Rus bilim insanları küçültme tekniğini geliştirmişler; cansız nesneler ve küçük hayvanların zarar görmeden küçülmelerini ve eski boyutlarına dönmelerini sağlamışlar. İnsanlı deneylere geçildiğinde ise projenin başındaki uzman, küçültülecek ilk deneklerden biri olmuş. Enerji kullanımını azaltarak projeyi daha kullanılabilir hale getirecek tek uzman olan bu adam, deney sırasında ortaya çıkan bir terslik nedeniyle komaya girmiş ve konuyla ilgili fikirleri, beyninin derinlerinde gizli kalmış. İşte, Rus ekibin Morrison'ın yardımını isteme nedeni bu. Oluşturacakları beş kişilik ekip, bir gemi ile birlikte küçültülecek; koma halindeki meslektaşlarının beynine ve düşüncelerine ulaşmaya çalışacaklar.

Yani, kitabın başlığı konuyu iki sözcükle özetliyor! Kitap, bolca bilim teorisi içeriyor; büyük (ya da küçük diyelim biz ona) yolculuğu gerçekleştirecek olan ekibin her üyesi ayrı bir alanda uzman ve uzmanlıklarını paylaşmaktan hiç çekinmiyorlar. Ekibin her üyesi nevi şahsına münhasır insanlar. (Hep, bu kalıbı cümle içinde kullanmak istemiştim. Bugüne kısmetmiş.) Korkak nörofizikçi Morrison, sert ekip başkanı Boranova, Rus nörofizikçi Konev, Elektromanyetik uzmanı Sophia Kalinin ve mühendis Dezhnev. Bu karakterler içinde en sevdiğim Dezhnev oldu; hafif alkolik, patavatsız ama işini çok iyi yapan bir adam. Sık sık "Babam derdi ki..." diye başladığı özlü sözlerle süslüyor konuşmalarını; ve kitabın her bölümü Dezhnev Senior imzalı birer cümle ile başlıyor.
"Kıyıdan el sallayan biri için hiçbir yolculuk tehlikeli değildir." -Dezhnev Senior
"Yaşam zevk vericidir. Ölümse huzur dolu. Dert olan geçiştir." -Dezhnev Senior
"Suyun kaynayıp kaynamadığını anlamak istiyorsan, elinle deneme." -Dezhnev Senior
Bu kitap, Asimov'un en iyi kitaplarından değil, yine de hard sci-fi sevenler için çok keyifli bir kitap olacaktır. Başka nerede, bir geminin penceresinden akyuvarları, alyuvarları, trombositleri izleyebiliriz ki?
"Hücreleri iyice göremiyordu. Çünkü arada alyuvarlar vardı. Şimdi bunlar hemen hemen gemi boyunda yumuşak çuvallar halini almıştı. Arada sırada içlerinden biri geminin yakınından bir balon gibi geçiyor, içeriye doğru çekildiği için de tekneye sürünüyordu. Ama gözle görülür bir zarara uğradığı yoktu."
Not: Aylar önce, Altay Öktem'in Tanrı Acıkınca kitabından bahsederken bu kitabın bana Vücudumuzu Tanıyalım (Il était une fois... la vie) adlı çizgi filmi hatırlattığını söylemiştim. Hedef Beyin de, kaçınılmaz biçimde, aynı çizgi filmi tekrar düşündürdü. Hatta kendi kendime dedim ki, şu çizgi filmin dublajlı halini bir yerlerden bulsam oturur yine izlerim.

6 yorum:

  1. nerden buluyorsunuz bu eserleri sahafları alt-üst mü ediyorsunuz..Bu eser bana çocukluk yıllarında okuduğum "Kan damarlarında yolculuk" adlı eseri hatırlattı acaba aynısımı.O zaman çok etkilenmiştim..bazen isimleri değişiyor malum.Ama birden tekrar heyecanlandım bulmak istiyorum.teşekkürler
    ankaralıkitapkurdu

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sahafları alt üst ettiğim oluyor bazen, ama bunu sahafım buldu bana.
      Kan Damarlarında Yolculuk bir önceki kitap bildiğim kadarıyla, Fantastic Voyage orijinal ismi. Onu da okumak istiyorum ilk fırsatta =)

      Sil
    2. Her zamanki gibi çok güzel bir inceleme Settie. Kan Damarlarında Yolculuk da bol aksiyonlu, soğuk savaş döneminde geçtiğinden bol komplolu, insan biyolojisini - özelikle kan hücrelerini- kurgu malzemesi olarak kullanan keyif alarak okuduğum bir kitaptı. Asimov'un her zamanki Hard-boiled tarzına rağmen okuyucuyu kitaptan hiç koparmayan kurgularından biri. Tavsiye ederim : )

      Sil
    3. Teşekkürler =)
      Kan Damarlarında Yolculuk da kitaplığımda sıra bekliyor, okunacak birsürü kitap birikti ama ona da sıra gelecek.

      Sil
  2. Gerçekten ilginçmiş. Bulursam ben de okurum belki.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet evet, kesinlikle bilim kurgu severler arasına katılmak üzeresiniz =)

      Sil