17 Mart 2013

Resimli Adam


Resimli Adam - The Illustrated Man
Ray Bradbury
Çeviren: İlker Sönmez
İthaki Yayınları
Ağustos 2012 (1. basım)
337 sayfa

Ray Bradbury'nin Resimli Adam'ı uzun zamandır okunacaklar yığınımda bekliyordu. Geçtiğimiz haftalarda bilim kurgudan çok uzaklaştığımı hissettim, Yamuk Bakan Öyküler'le başlamışken Bradbury ile devam etmek istedim ve bu kitabı daha fazla bekletmediğim için çok mutlu oldum.

En sevdiğim El Greco tablosu bu.
"The Opening of the Fifth Seal of the Apocalypse"
Resimli Adam'ı neredeyse bir buçuk yıl önce, Uğursuz Bir Şey Geliyor Bu Yana'da tanımıştım. Orada Jim ve Will'in hayatlarını cehenneme çeviren Resimli Adam, bu kitapta kalıcı bir işe girmeyi başaramamış, panayırlarda vücudunu sergileyerek para kazanan (ama işinden çabucak kovulan), mutsuz bir adam olarak karşıma çıktı. Resimli Adam, vücuduna bu lanetli süsleri işleyen kadının bir zaman yolcusu olduğunu ve böylece geleceği gösteren dövmeler (aslında "deri resimleri") yaptığını söylüyor. Bradbury, Resimli Adam'ın dövmelerini El Greco'nun eserlerine benzetmiş, bunu okumak çok hoşuma gitti çünkü El Greco çok sevdiğim ressamlardan biri.

Gündüz saatlerinde sıradan dövmelerden farklı gözükmeyen bu deri resimleri, hava karardığında hareketleniyor ve izleyenlere birer hikaye anlatıyorlar. Hatta, Resimli Adam birinin yanında yeterince uzun süre durursa, o kişinin nasıl öleceği canlanıyor vücudunda. Doğal olarak, Resimli Adam istenmeyen, korkulan bir insan ve bu lanetten kurtulamadığı için, kendisine dövmeleri yapan kadını arıyor yıllarca.

Kitap boyunca, Resimli Adam'ın vücudunda canlanan hikayeleri (yanlış saymadı isem 18 hikaye) okuyoruz; kimi çok kısa, kimi daha uzun ve hepsi birbirinden güzel hikayeler. Hikayelerin ikisi, konu ve içerikleri dolayısıyla, Yakma Zevki'nde de yer alan, daha önce okuduğum hikayelerdi. Diğerleri benim için yeniydi ve her birini çok severek okudum. Yapay zekanın getireceği olası sorunlar, ırkçılık, inanç sistemleri... Bilim kurgunun (ve sosyal-bilim kurgunun) değindiği neredeyse bütün konulara yer vermiş öyküler. İthaki'nin küçük boy kitaplarından olduğu için, çantada taşıyıp her boşlukta bir öykü okumaya çok uygun; ya da benim gibi doyamadan peş peşe birçok öykü de okuyabilirsiniz. Fakat bilim kurguya yeni başlayacaksanız (ya da başlamış ama bu kitabı atlamışsanız) mutlaka okunacaklar listesine almalısınız.

13 Mart 2013

Yamuk Bakan Öyküler


Yamuk Bakan Öyküler
Yayıma Hazırlayanlar: Volkan Çelebi, Murat Erşen
Çeviren: Fatoş Akkoyunlu
MonoKL Yayınları
Kasım 2011 (1. basım)
127 sayfa

Yamuk Bakan Öyküler, dört öykü içeren minik bir derleme; tuhaf da bir derleme aslında çünkü üç bilimkurgu öyküsünün ardından Sir A. C. Doyle'un Sherlock Holmes öykülerinden biri geliyor. MonoKL niye böyle bir seçki yapmış, öyküleri neye göre seçmiş hiç bilmiyorum. Bu kitabı ilk kez gördüğümde hevesle elime aldım; sonra satın almamaya karar verdim; çünkü içindeki dört öyküden üçünü içeren kitaplar zaten kitaplığımda var. Fakat geçen haftasonu -uzun bir aradan sonra- Aşiyan Sahaf'a uğrayıp Faruk Bey'le sohbet ederken tekrar görünce, okumadığım tek öykü için bu kitabı almaya karar verdim. Bilimkurgu kitaplarını okuma/satın alma hevesim çığırından çıkmak üzere, farkındayım. Neyse...

Kitaptaki ilk öykü Robert Sheckley'e ait, daha önce okumadığım bir yazar ve bana bu kitabı aldıran da Sheckley'nin Dünyalar Deposu (Store of the Worlds) adlı öyküsü oldu. "Dünyalar Deposu" kereste parçalarından, araba aksamlarından, bir parça çinko kaplı demirden ve hepsi soluk mavi bir boyayla beceriksizce boyanmış birkaç sıra ufalanan tuğladan yapılmış küçük, derme çatma bir kulübe. Bu kulübeye doğru yürüyen Bay Wayne ile başlıyor öykü, kulübenin sahibi olan yaşlı Tompkins'le konuşuyorlar: "bedeninden kurtulan aklın, varlığının her anında yeryüzünün şekil verdiği sayısız olasılıktaki dünyalardan birini seçebilecek." Açıklanmayan bir metodla, geçici olarak alternatif bir gerçekliğe geçmek mümkün öyküde. Kitabı sadece bu öykü için almıştım ya, iyi ki almışım!

İkinci öykünün adı Şakacı (Jokester) daha önce okuduğum (ama hangi kitapta olduğunu hatırlamadığım) bir Isaac Asimov öyküsü. Noel Meyerhof (bilgisayarlara nasıl soru sorulacağını içgüdüsel olarak bilen bir Büyük Üstat) çalışma odalarından birinde Multivac'la, yani şimdiye kadar kurulmuş en karmaşık bilgisayarla konuşuyor; şakalar ve fıkralar anlatıyor. Bunu Büyük Üstat'ın zihinsel dengesizliğine yoran bir analist ve bir politikacı, Meyerhof'un kalbini kırmadan sorunu anlamaya ve çözmeye çalışıyorlar. Her zamanki gibi çok severek okuduğum bir Asimov öyküsü.

Tanrı'nın Dokuz Milyar İsmi (The Nine Billions Names of God) yıllar önce Sarmal'ın yayımladığı bir Arthur C. Clarke kitabına adını veren (Tanrının Dokuz Milyar Adı) öykü. Bir Tibet manastırındaki rahiplerin, üç yüz yıldır sürdürdükleri işi hızlandırmak için Mark V modeli bir bilgisayar sipariş etmeleri ile başlıyor. Tanrı'nın sahip olduğu dokuz milyar isim olduğuna inanıyorlar ve bu isimlerin tamamını listelemek için nesillerce çalışmışlar. Bir bilgisayarın yardımı olmadan bu işi tamamlamalarının on beş bin yıl alacağını tahmin eden rahipler, işi hızlandırmak için bir bilgisayar ediniyorlar; bilgisayar ile birlikte manastıra iki teknisyen de geliyor. Arthur C. Clarke'ın mistik ve güzel öykülerinden biri. (Bu arada, edinebilirseniz Tanrının Dokuz Milyar Adı, okunması gereken bilimkurgu kitaplarından!)

Son öykü ise, gayet alakasız biçimde bir Arthur Conan Doyle öyküsü; Kızıl Saçlılar Derneği (The Red-Headed League). Bu öykü de, Martı Yayınları tarafından Kızıl Saçlılar Kulübü adıyla yayımlanmıştı, ve evet, kitaplığımda var. Başına gelen bazı şeylere anlam veremeyen Bay Wilson'ın hikayesindeki gizemi çözüyor Sherlock Holmes.

Yamuk Bakan Öyküler, içindeki öyküleri okumadıysanız almanızı önereceğim kitaplardan. Robert Sheckley'nin başka öyküsünü okumadığım için emin değilim; ama diğer öykülere bakarak diyebilirim ki, her yazarın en iyi öykülerinden seçilmiş ve güzel bir derleme olmuş. Tek eksiği, bu öykülerin neden seçildiğini, neden böyle bir derleme yapıldığını anlatan bir önsöz.

11 Mart 2013

Kitap yerleştirme sanatı 3

Birkaç hafta kadar önce, annem "Odana büyük kitaplık yapacağız babanla." diye bir müjde vermişti bana, söz konusu kitaplığı -babamın ustalığı, annemin çıraklığı ile- tamamlamışlar. Böylece (iki küçük ve bir büyük kitaplık yerine) iki büyük kitaplığım oldu. Eve neredeyse ayda bir gidebildiğim için "Gel o kitapları düzenle!" diye bir ültimatom aldım. Tam aksine, "Kitaplarını yerleştirdik biz" deselerdi, ilk gittiğimde hiçbir kitabı bulamıyorum diye kıyameti koparabilirdim. Dolayısıyla cumartesi günü işten çıktığım gibi trene atladım, Eskişehir'e gittim. Odada kontrolsüz bir kargaşa vardı, işe nereden başlayacağımı şaşırdım. Sonra deriiin bir nefes alıp, Asimov kitaplarımla başladım işe. Yeni kitaplığımın ilk rafını Asimov'a ayırdım; hâlâ birkaç kitap daha alacak kadar yer var bu rafta; eve götürmediğim -henüz okumadığım- 2-3 Asimov daha var eklenecek, hedef tüm kitaplarını toplamak tabii.


Bundan sonra diğer bilimkurgu kitaplarına geçtim, toplamda 4,5 rafı kapladılar; okuduğum kitapların miktarını böyle somut olarak görünce çok keyifleniyorum. Bilimkurguları düzenlerken sorun şu oldu: kitapları hem yazara göre, hem yayınevine göre sıralamak istiyorum. Yayınevi sıralaması kitapların daha düzgün gözükmesini sağlıyor, ama yazara göre sıraladığımda aradığımı daha hızlı buluyorum. Aynı yazarın farklı yayınevlerinden çıkan kitaplarına bakıp bakıp ne yapacağımı şaşırdım. Sonunda bir çözüm bulamadım, bir öyle bir böyle yaptım. Olduğu kadar... Bu arada serileri de bir araya koymaya çalıştım, ama sığmadılar tabii ki. Ben de elimde kalan boşluğa Harry Potterları ekledim, bilimkurgularla yan yana yaşıyorlar artık. Görüntü fena değil:

(burada iki ayrı fotoğraf var, en alttaki raf aslında diğerlerinin sağında, en üstte)

Bilimkurguları düzenleyince işin büyük kısmı bitti; diğer kitapları zaten çok karıştırmadan taşımış sevgili annem,  olabildiğince hızla tamamladım kitaplığın geri kalanını. Tabii ki yine renk skalası yapılmış Agatha Christie kitaplarını atlamadım. Hayır, deli değilim. Takıntılı? Belki, biraz. Diğer polisiye kitapları da (Sherlock Holmes kitapları başta olmak üzere) bu rafa sığdırmayı başardım. 

Kitaplığımın daimi konukları Andy ve Salvador'u daha önce tanıtmıştım, bu sefer R2D2'yu kitaplığıma taşıdım, bilimkurgu bölümünün başına diktim. Daha iyi bir gardiyan bulacak değilim ya?!

10 Mart 2013

Üveyanneye Övgü




Üveyanneye Övgü - Elogio de la Madrastra
Mario Vargas Llosa
Çeviren: Celâl Üster
Can Yayınları
1992
128 sayfa

Mart ayının yazarı Mario Vargas Llosa olarak belirlenmişti, ben de Çağlar Kitabevi'ne uğrayıp, bulduğum iki kitabını da aldım. Biri, Yeşil Ev, bol ödüllü bir roman; fakat gözüm korktu, henüz okumadım. Diğer kitabıysa Üveyanneye Övgü, 128 sayfalık kısa bir roman.

Arka kapakta yazılı olduğu üzere, "gerçeklik ile fanteziler arasında gidip gelen bir erotizm klasiği" Üveyanneye Övgü. Çok uzun süredir belli türlerde kitaplar okuduğum için olabilir, ya da bu türe çok uzak kaldığım için, "neden" sorusuna cevap veremedim bu kitabı okurken. Kitabın altmetnini okuyamadım. Yazarın anlatımını sevdim aslında, Yeşil Ev'i daha çok beğenecegimi düşünüyorum. Fakat Üveyanneye Övgü'deki pedofili ögeleri, erotizmin genelgeçer kabulü dışındaki içerik bana sürekli bir rahatsızlık hissi yaşattı.

Kitapta rönesanstan postmoderne varan çeşitli akımlardan seçilmiş resimler var; ve bu tablolar için yazılmış kısacık bölümler. İste bu bölümleri, resim betimlemelerini çok sevdim. Yazarın anlatımını, betimlemelerini beğenmişken, kitabın kötü olduğunu söylemeye yüzüm yok fakat pek bana göre bir kitap değilmiş. Bakalım Yeşil Ev'i beğenecek miyim?

Ek: Bu ay Mario Vargas Llosa okuyan diğer bloggerlar ve değerlendirmeleri için Pınar'ın yazısını takip edebilirsiniz.

8 Mart 2013

Hercule'ün On İki Görevi


Hercule'ün On İki Görevi - The Labours of Hercules
Agatha Christie
Çeviren: Çiğdem Öztekin
Altın Kitaplar Yayınevi
Ekim 2011 (3. basım)
336 sayfa

Ortalama bir Agatha Christie kitabını burada anlatmak pek anlamlı gelmiyor bana. Ne desem spoiler olacak ve söyleyecek pek bir şey bulamayacağım. Agatha Christie belirsiz ipuçları ile kafamızı karıştıracak; sonunda da elbette bütün gizem açığa çıkacak. O yüzden, arasıra Agatha Christie okuduğumda yazmadan geçiyorum. Fakat bu kitabı okumayı uzun zamandır istiyordum ve anlatmam gerektiğini düşünüyorum. En sevdiğim kurgu karakterlerden olan Hercule Poirot'nun mitolojiyle buluşmasını nasıl görmezden gelebilirim ki?

Hercule'ün On İki Görevi, Hercule Poirot'nun adını aldığı Herakles'e ve Yunan mitolojisine selamı. Herakles'i (Herkül'ü) anlatan kısa bir yazıyla başlıyor kitap, ardından önsöz ve on iki öykü geliyor.

Mitolojide, Herkül'ün üstlendiği görevler üvey annesi Hera'nın başının altından çıkar, Miken Kralı'nın hizmetindeyken görevlerini tamamlar. Bolca mitolojik yaratığı bize tanıtan görevler şunlar:
  • Nemea Aslanı'nı öldürüp derisini yüzmek
  • Hydra Ejderi'ni öldürmek
  • Arkadia Geyiği'ni yakalamak
  • Erymanthian Dağı'ndaki yabandomuzunu yakalamak
  • Augias'ın ahırlarını bir günde temizlemek
  • Stymphalia'da yaşayan kuşları kovmak
  • Girit Boğası'nı Atina'ya götürmek
  • Diomedes'in insan yiyen kısraklarını yakalamak
  • Hippolyta'nın kemerini almak
  • Geryoneus'un sığırlarını çalmak
  • Hesperidlerin altın elmalarını almak
  • Kerberos'u yeryüzüne çıkarmak
Hercule Poirot'yu mitolojiye yönlendirmek için bir önsöz yazmış Christie, Doktor Burton ile Poirot oturup sohbet ediyorlar, Poirot'nun adını nereden aldığını sorgulayan Doktor konuyu mitolojiye getiriyor ve sonuçta Hercule Poirot'nun mitolojiden pek anlamadığı ortaya çıkıyor. Konuya ilgisi uyanan Poirot (sekreteri Bayan Lemon'un da yardımıyla) Herkül hakkında bulduğu her şeyi okuyor, "on iki görev" hikayesi ilgisini çekiyor ve emekli olmadan önce yalnızca bu görevlerle ilişkilendirebileceği son on iki sorunu çözmeye karar veriyor.

Önsözün kurgusunu, kitabın temeli olsa da çok sevmedim. Öncelikle, kendini beğenmiş Poirot'nun adını aldığı karakteri araştırmamış olması mümkün değil. Ayrıca (ismini hatırlamadığım bir Christie kitabında) Hercule Poirot kendine hayalî bir ikiz kardeş yaratıyor ve adının Achilles olduğunu söylüyordu. Yani, Poirot'nun mitoloji hakkında hiçbir şey bilmediğini iddia eden bu önsöz çok gerçek gözükmedi bana.

Her öyküden önce, Herkül'ün görevinin ne olduğu kısaca anlatılmış. On iki kısa öyküde, Herkül'ün görevleri ile sembolik olarak örtüşen olayları çözüyor Poirot. Romanların aksine daha küçük sorunlar, çok daha hızlı çözülüyor. Yunan mitolojisi okuduysanız ve Agatha Christie seviyorsanız okumanız gereken bir kitap bence. =)

Kitabı okurken bayıldığım iki minik alıntı eklemek istiyorum son olarak. Birincisi, Hercule Poirot'nun kişiliğini çok güzel özetliyor; ikinci alıntıyı ise kulağıma küpe etmek istiyorum!
"Bu gidişle siz de kendi dininizi kuracaksınız. Bu dinin temeli de muhtemelen şöyle olacaktır: Hiç kimse Hercule Poirot'dan daha akıllı olamaz! Amin!"

"Yaşamda altın bir kural vardır, George, o da şudur: Hiçbir zaman başkalarının senin için yapabilecekleri bir şeyi yapma!"