27 Haziran 2019

Harry Potter ve Lanetli Çocuk


Harry Potter ve Lanetli Çocuk - Harry Potter and the Cursed Child
J.K. Rowling, John Tiffany, Jack Thorne
Çevirenler: Sevin Okyay, Kutlukhan Kutlu
Yapı Kredi Yayınları
Kasım 2016 (1. basım)
359 sayfa

Uzun zamandır bir oturuşta 15-20 sayfadan fazla okuduğum olmamıştı. Lanetli Çocuk bu laneti kırdı, köyde geçirdiğim bir bayram akşamında neredeyse 150 sayfa okudum. Ertesi gün de kitap bitti zaten. Harry Potter'a ihtiyacım varmış. (Bu vesileyle, bana Harry Potter temalı doğum günü hediyeleri alan ve iki yıllık tanışıklığımız boyunca ilk kez çocuk gibi kıkırdayıp el çırparak sevinmeme şahit olan Hande ve Tunç'u anmak isterim. Fotoğrafta gördüğünüz harita ve asa onların hediyesi.)

Ön not: Bu yazı minik minik spoilerlar içerebilir.

Bu kitabı çok beğenen pek kimse yok sanırım. Potterhead olarak andığımız grubun bir kısmı Lanetli Çocuk'u canon'a dahil saymıyorlar. Kitabı sevenler azınlıkta kalmış gibi geliyor bana. Ben tam ortada kaldım. Kitabı çok sevdim çünkü Potter evrenini özlemişim, çünkü zaman yolculuğu konusunu hep severim, çünkü ergenliklerini onlarla beraber yaşadığım karakterlerin yetişkin hâllerini okumak keyifliydi. Ama kitabı pek sevmedim çünkü bu bir tiyatro metni, tamamen diyaloglarla ilerliyor ve dolayısıyla (normal olarak) bir romanın verebileceği derinlikten yoksun ve sanki bir şeyler eksik, serinin popülaritesini sağmak için üretilmiş gibi ("Zaten öyle!" diyenler olacak, biliyorum).

Sahne, Ölüm Yadigârları'nın bittiği yerde açılıyor. Harry ve Ginny üç çocuklarıyla, Hermione ve Ron da kızlarıyla King's Cross'talar ve çocuklar Hogwarts Ekspresi'ne binmek üzereler. Harry'nin küçük oğlu Albus Severus, "ya Slytherin'e seçilirsem" diye korkuyor, Harry, "senin adını aldığın iki büyük büyücü..." diye bik bik ediyor. (Takıntılı âşık ve gerçek bir bully olan Snape'in bu kadar sevilmesini hiç anlamıyorum, Harry'nin oğlunun adını Albus Severus koymasından da hiç hoşnut değilim.) Trene binip okula giderken Albus, Draco Malfoy'un oğlu Scorpius'la tanışıyor ve ikisi çok iyi anlaşıyorlar (adeta Ron ve Harry gibi).

Albus ve Harry anlaşamıyorlar. Albus kimsenin kendisini anlamadığını, çok yalnız olduğunu, hayattaki tek dostunun Scorpius olduğunu düşünürken Harry de iyi bir baba olamadığını ve oğluyla birbirlerini asla anlamayacaklarını düşünüyor. Derken... Amos Diggory ortaya çıkıyor, Cedric'in ölümü için Harry'yi suçluyor; bunu gizlice dinleyen Albus, yasadışı bir zaman döndürücüyü ele geçirip Cedric'in ölümünü engellemeye kalkışıyor.

ALBUS
Güzel. Üçüncü soru. Cedric'in ölmesine gerek var mıydı? Kolay soru, kolay cevap: Hayır. Voldemort'un ağzından çıkan sözler, "fazlalığı öldürün" idi. Fazlalık. Sırf babamla beraber olduğu için ve babam onu kurtaramadığı için öldü. Ama biz kurtarabiliriz. Bir yanlışlık yapıldı ve biz onu düzelteceğiz. Bir Zaman Döndürücü kullanacağız. Onu geri getireceğiz.
SCORPIUS
Albus, çok bariz nedenlerden dolayı, Zaman Döndürücü'lere pek bayılmıyorum...

Olaylar bundan sonra çok karışıyor, yeni ve şaşırtıcı karakterler mevzuya dahil oluyor. Zaman yolculuğunun (daha önce birçok yazar ve senarist tarafından kurcalanan) sorunları Rowling tarafından kurcalanıyor, olaylar karışıyor, her şey birbirine giriyor, sonra güzelce çözülüyor.

Tekrar edeceğim, kitapta bir Harry Potter romanı tadı yok. Ama bu evreni özlediyseniz okumaktan çekinmeyin. Ben keyifle okudum ve bir gün mümkün olursa sahnede izlemeyi de çok isterim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme