6 Ağustos 2017

Kumların Kadını


Kumların Kadını - 砂の女 (Suna no onna)
Kobo Abe
Japoncadan Çeviren: Barış Bayıksel
MonoKL Yayınları
Mayıs 2017 (1. basım)
174 sayfa

Kumların Kadını, okuduğum ilk Japon edebiyatı eseri olabilir, daha önce okumadım diye hatırlıyorum. (Hayır, hiç Murakami okumadım.) Kitabın Barış Bayıksel çevirisi ile İngilizce çevirisini eş zamanlı okudum, elimde Hüseyin Can Erkin çevirisi de vardı ama etkilenmemek için ona pek bakmadım. Barış Bayıksel'in çevirisi pırıl pırıl, ben bayıldım.

"Bir ağustos günü, bir adam ortadan kayboldu." Böyle başlıyor kitap. Adam kaçırıldı mı, kayıp mı oldu, kaza mı geçirdi, öldürüldü mü... bilinmiyor. İpucu yok, adamın bilinen bir derdi yok. Böcek koleksiyoncusu olan adam bir gün böcek toplamak için evden çıkıyor ve bir daha geri gelmiyor.

"Bir ağustos öğleden sonrasında, başında gri kepi, omzunda asılı büyük bir tahta kutu ile su matarası, pantolon paçaları, tırmanışa giden dağcılar gibi, çoraplarının içine tıkılı bir adam, trenden indiği S... istasyonunun peronunda dikiliyordu." Böyle başlıyor kitabın ikinci kısmı, birinci kısımdan iki sayfa sonra. Adam nadir böcekler bulabileceği bir yer arıyor, kum tepelerini tırmanıyor, nihayet bir yokuşu tırmanmaya başlıyor ama bir tuhaflık fark ediyor: Yol yükselirken evler düz zeminde uzanıyor. Adam yürüdükçe evlerin tepesi yolun altında kalıyor, arazi ve yol yükselirken evler kuma kazılmış çukurların içindeymiş gibi gözükmeye başlıyor.

Kumların içinde böcek ararken saatler geçiyor, yaşlı bir adam ne yaptığını sormak üzere gelip dönüş otobüslerinin saatinin geçtiğini ve gerekiyorsa onun için kalacak bir yer bulabileceğini söylüyor.
"Tabii ya, merdiven kullanmadan bu uçurum gibi yerden aşağıya inemezdi. Çatının yere uzaklığının neredeyse üç katı kadar yüksekteydiler, merdivenle inmek bile kolay iş değildi. Çukurun eğimi, gün ışığında gözüne daha hafif görünmüştü, şimdi baktığındaysa neredeyse dimdikti. Merdiven dedikleri, korkulacak derecede düzensiz basamakları olan bir halattan ibaretti. Dengesini kaybedecek olsa, inişin ortasında düğümlenip kalacak gibiydi. Doğal yollardan oluşmuş bir kalenin içinde yaşamaya benziyor olsa gerekti."
Dedim ya, kuma kazılmış çukurların içindeki evler diye, onlardan birinde ağırlıyorlar adamı. Fakat misafirlik beklediğinden çok uzun sürüyor. Adamı indirdikleri çukurda bir kadın yaşıyor, ev kumlar altında kalmasın diye her gün etrafı süpürmek, kumu temizlemek, kazmak, taşımak zorunda. Gerçeküstü ve tuhaf bir roman. Okurken kumlardan rahatsız oldum ben, daraldım. Ama yanlış anlaşılmasın, bu iyi bir şey. Yazarın (ve çevirmenin) aktardığı ortam bütün tuhaflığına rağmen çok gerçek. Çünkü karakterlerin psikolojisi çok gerçek.

Kısacık yazdım ama bence kesinlikle okunması gereken bir roman. 1964 yapımı bir de film uyarlaması varmış, henüz izlemedim.