24 Ağustos 2015

Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi?


Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi? - Do Androids Dream of Electric Sheep?
Philip K. Dick
Çeviren: Mehmet Öztekin
Altıkırkbeş Yayın
Ocak 2014 (2. basım)
289 sayfa

Şimdi bana deseniz ki "Setenay, bilim kurgu diye başımızın etini yiyorsun, türe ait bir dolu kitap okudun ettin de; bu çok bilinen, çok sevilen kitabı okumak için neden bu kadar bekledin?" Cevabım hazır. Philip K. Dick'in kitapları farklı yayınevlerinden de basılmaya başladığında, belki başka bir yayınevinden çıkar da onu alıp okurum diye bekledim. Çünkü  6 45'in çevirilerine güvenemiyorum. İkinci baskıyı yaptılar, mecburen aldım kitabı. Ya da, sorunuzu soruyla karşılayabilirim: Bilin bakalım bir yayınevi, bir kitabın adını kaç farklı şekilde yazabilir? Cevap veriyorum: Üç.

Yandaki fotoğrafta sırasıyla kitabın kapağını, iç kapağını ve tüm sağ sayfaların üst köşesini görüyorsunuz. Kitabın tamamında bolca bulunan yazım yanlışlarını bir kenara bıraktım -ki bir kenara bırakılmayacak kadar fazlalar,- başlığı nasıl yazacakları konusunda bir fikir birliğine varabilseler, ondan sonra kitabı matbaaya gönderseler ne iyi olurdu. En azından, "elektrik" sözcüğünü nasıl yazacaklarına karar verseler o da olurdu. İşte böyle şeylerle karşılaşacağımı tahmin edebildiğim için Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi?'yi okumayı uzuuun süre erteledim. Yine aynı nedenle kitaplığımda bekleyen birkaç Philip K. Dick kitabı daha var; enerjimi topladıkça yavaş yavaş okuyacağımı umuyorum. Okumayı bu kadar istediğim ama aynı zamanda okumaktan kaçındığım başka bir yazar yok sanırım. Bir de Neuromancer var tabii, onu da buraya eklemek lazım. Kitabın çevirisi ile ilgili o kadar kötü yorumlar okudum ki, yanaşamıyorum.

(Temsilî)
Bu arada, ben Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi?'yi bitireli galiba iki hafta oldu, yine hem okumakta hem de okuduklarımla ilgili yazmakta zorlanmaya başladım.  Önce annem ameliyat oldu, onun ameliyat sonrası takip ve tedavi süreci devam ederken ben parmağımı kestim. Çünkü parmağımın patates olduğunu zannettim. Çok da iyi kesmişim, diktiler, dikişi söktüler ama ben hâlâ sarılıp sarmalanmış bir parmakla geziyor ve kocaman sargı nedeniyle adeta bir İngiliz asilzadesi gibi sağ elimin serçe parmağını sürekli havada tutuyorum. Kendimi İngiliz zannederken, annemi de Spiderman yaptım bu arada; çünkü ona da radyoaktif iyot verdiler ve ben birkaç günümü kitap okumak yerine "Anneeee, sen şimdi tavandan mı sarkacaksın? Karanlıkta parlıyor musun? Süper güç? Spiderman! Spiderman! Does whatever a spider can!" diye saçmalamakla ve geiger sayacı nerede satılır diye merak etmekle geçirdim. Başladığım bir kitabı (Sylvie ve Bruno - Lewis Carroll) yarım bıraktım, çünkü çok sıkıldım. Sıkılmama garantili olduğu için yeni bir Vonnegut romanına başladım ama yine çooook yavaş okuyorum. Sanırım Dune'a geri dönmeden önce birkaç hafif kitap okumam gerekecek.

Bu yazıya konu olan romanın kendisine gelirsek,  aylarca "Oku artık şunu!" diye başımın etini yiyen Volkan tarafından linç edilme riskini göze alarak söylüyorum, bu romanın ününü abartılı buldum. Durun, hemen vurmayın ama yahu, bir dinleyin! İnsanlar ve insansı androidler üzerine kurulu romanın anlatmaya çalıştıklarından çok daha iyisini Asimov zaten robot öyküleriyle yaptı. (Bilmeden öğrenmeden ukalalık yapmayayım dedim, kontrol ettim: I, Robot, Androidler'den on sekiz yıl önce yayımlanmış. İzninizle, ukalalığıma devam ediyorum.)

Savaş sonrası Dünya atmosferinin fazlasıyla kirlendiği, gezegen nüfusunun büyük çoğunluğunun başka gezegenlere göç ettiği; pek çok hayvanın neslinin tükendiği bir gelecekte kurgulanmış roman. Polis servisi ile beraber çalışan bir android avcısının, Rick Deckard'ın evinde başlıyor her şey; insanın duygularını, arzularını şekillendirebilen makinenin başında, karısının neden depresyon hissini yaşamak istediğini anlamaya çalışıyor Deckard. Bakın burası güzel; kitap boyunca sık sık bahsi geçen bu aletle televizyon izleme isteğini, eşine itaat duygusunu, agresifliği ya da sakinliği artırabilir, nasıl hissetmek istiyorsanız ona göre ayarlayabilirsiniz. Tam bir distopya ürünü! Fakat, böyle bir teknolojiyi sürekli kullanmanın nelere yol açabileceği gibi detaylar yok. Olsaydı iyiydi...

Hayvanların da kitapta özel bir yeri var. Hayatta kalmayı başaran hayvanların sayısı çok azaldığı için, bir evcil hayvan sahibi olmak büyük bir prestij sağlıyor. Yüksek apartmanların çatıları, bina sakinlerinin hayvanlarına ayrılmış; böylece keçisini, atını, güvercinini besleyen insanlar komşularına gösteriş yapma fırsatını da kaçırmamış oluyorlar. Hayvanınız ölürse, onun da çözümü var; bu alanda uzmanlaşan üreticiler gerçeğinden ayırt edilemeyen elektrikli hayvanlar yapıyorlar. Bu elektrikli hayvanlar, gerçek versiyonları gibi yemek yiyor, uyuyor, arızalandıklarında ise hasta hayvanlar gibi davranıyor. Servisi aradığınızda, bir hayvan hastanesi ambulansıyla gelip atölyeye götürüyorlar.

Deckard'ın avladığı androidler, Dünya dışında üretiliyor ve dış gezegenlerde kullanılıyor olsa da, Dünya'da bulunmaları yasa dışı. Görüntü olarak insanlardan ayırt edilemeyen bu gelişmiş makinelerin android olduğunu kanıtlamak için psikolojik testler ya da kemik iliği analizi yapılıyor. Polislerle iş birliği içinde çalışan Deckard, birimindeki en başarılı avcı bir android tarafından yaralanıp hastanelik olduğunda onun yarım bırakmak zorunda kaldığı işi devralıyor ve çok gelişmiş altı androidin peşine takılıyor.
Resch, Rick'e döndü: "Voigt-Kapff testinin ölçtüğü nedir Bay Deckard?"
"Çeşitli sosyal durumlarda gösterilen duygudaşlık tepkisini taban alır, genellikle hayvanlarla ilgili."
"Bizimkisi büyük bir ihtimalle daha basit bir test. Omuriliğin üst kısmında meydana gelen refleks tepkisi insan sinir sistemine oranla robotlarda birkaç mikro saniye daha geç oluşuyor."
Özetle, yapay zeka sahibi bu makinelerin de insanlar gibi duygulara, empati yeteneğine sahip olup olmadığını; insandan farklarının nerede başladığını sorguluyor roman. Bir bilim kurgu klasiği olarak mutlaka okunması gerektiğini düşünüyorum ama, başta dediğim gibi, Asimov aynı konuyu çok daha incelikle işliyor.

20 yorum:

  1. Hem annene hem de sana (tekrar) çok çok geçmiş olsun Settie. Tez vakitte Spiderman'den daha sağlıklı olursunuz inşallah.

    Bence elektrik ya elektirik doğru değil, bizim köyde ona aletirik deniyor. Hiç olmadı ceryan da iş görür. :)

    Bu arada ben de Bay Uzay Gemisi'ne başladım. Çoktandır bilimkurgu okumuyordum. Bakalım neler olacak.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Elentirik?
      Çok sağol Mustafa, bir süper kahraman olamasak da gayet iyiyiz. Yalnız parmağımı sürekli bir yerlere çarpıp AHIIIYYH diye zıplıyorum ben, o da geçer sanırım yakında. Bay Uzay Gemisi yorumunu merakla bekliyorum. :)

      Sil
    2. Elentirik de samimiymiş aslında. :)

      Bu arada bahsetmeyi unutmuşum. Belki sende yoktur diye (çarpılabillirim her an) söyleyeyim dedim: ben henüz okumadım ama bende bu kitabın Kavram Yayınları'ndan çıkmış basımının (Damla Işık çevirisi) elektronik hali (ePub) var. Çevirisi daha iyi midir bilmiyorum; ancak istersen gönderebilirim.

      Sil
    3. E ama çok ayıp! Gönderebilir misin rica etsem ^_^

      Sil
    4. Ayıp ettiğim konusunda benim de şüphelerim vardı. Gönderdim. :)

      Sil
  2. Yorumunuzu okuduğum gerçekten çok iyi oldu ki yanlış hatırlamıyorsam yaklaşık 3 yıl önce bu kitabın çevirisini hiç bir yerde bulamamıştım. Bu yüzden de, yabancı bir dilde almak zorunda kalmıştım bu romanı, tabii ki zamansızlıktan başlayamadım bile. Fakat iyi ki okumamışım, Asimov'un romanını önceliğe almam gerekiyor, artık. :)

    Buna ek olarak, Neuromancer romanının çevirisi ne yazık ki tam olmamış diyebilirim. Yani, en son yarıda bıraktığımı hatırlıyorum, birkaç sene önce. Çevirmen keşke çevirisini güncellese...

    Neyse, fazla uzatmayayım.
    İyi okumalar diliyorum!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de bir arkadaşımdaki ilk baskıya el koyacaktım ama yeni baskısı çıkınca aldım artık. :) K. Dick'e haksızlık etmek istemem, kitabın iyi olduğunu kabul ediyorum. Asimov daha iyi yine de hehe.

      Neuromancer için benzer şeyleri çok fazla duydum, tam da o yüzden alıp okuyamıyorum. Olmazsa bir ara orijinalinden okumayı denerim. İyi okumalar :)

      Sil
  3. size de annenize de geçmişler olsun! umarım ikinizde iyisinizdir.sağlıklı günler diliyorum
    ankaralıkitapkurdu

    p.s:berbat tercümeler sebebiyle BK okumaya ara verdim eski mütercimlerin tarihi macera kitaplarını okuyorum bu aralar.öneririm

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler. :)
      Tarihi kitapları ben pek sevmiyorum ama önerebileceğiniz kitaplar varsa anneme alabilirim. O da okuyacak kitap bulmakta zorlanıyor bu aralar.

      Sil
  4. Geçmiş olsun çok Settie, annene de sana da.
    6.45 iyi kitapları kötü çevirilerle özensiz ve kötü basımla sunmakta ısrar ederek gerçekten çok kalbimi kırıyor. Ben de sırf bu yüzden uzak duruyorum bazı kitaplardan, başka yayınevlerinin basmasını bekliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağolasın Cessiecim. Sen de yaz macerandan hoş geldin! :)
      6 45 gerçekten benim de kalbimi kırıyor. Üstelik derdimizi anlatsak "beğenmiyorsanız okumayın" diyeceklermiş gibi geliyor, pek sesimi çıkaramıyorum. :))

      Sil
    2. Ay çok dertliyim, sanırım dayanamayıp alacağım bu kitabı Settie :/ Gerçekten "beğenmiyorsanız okumayın" diyebilirler bence de.

      Sil
  5. ben yaz aylarında tarihi roman klasiklerini okumayı pek severim.bunlardan bir kısmının yeni baskıları ve sahaflarda eskileri var;

    pardayanlar,nostradamus (michel zevaco),monte kristo kontu,son şövalye (a.dumas) kral arthur'un ölümü (malory) sapkın-giordano brunonun yaşamı-(s.j.parris),
    yazın su gibi okunuyor..annenize öneririm.
    iyi okumalar..sağlıklar..
    ankaralıkitapkurdu

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Anneme ileteceğim, birkaç tanesini alır sanırım. :)

      Sil
  6. Öncelikle hem sana hem de annene çooook geçmiş olsun arkadaşım. Umarım en kısa zamanda serçe parmağın özüne, geiger'in göstergesi de normal seviyelere iner.

    6:45 yine yapmış yapacağını desene? Ben bu kitabın çok eski bir baskısını okumuştum vakti zamanında. Kusursuz değildi ama bir 6:45 de değildi hani. Yazıldığı döneme göre iyiydi bence, sevmiştim. Hele PKD'in kitabın ortalarında neyin gerçek neyin yalan olduğunu sorgulattığı kısımda bayağı eğlenmiştim. Gerçeğe Çağrı tadı almıştım hafif.

    İşin kötüsü ne biliyor musun? O kitap benim değildi. Ve sırf kütüphaneme katabilmek için bu baskısını almıştım sonradan. Bir umut... Belki bu kez düzgündür falan... İlk sayfalarda bir hata çarpmamıştı halbuki gözüme. Çok pis hayal kırıklığına uğradım şu an. Elektrikli koyunuma sarılıp ağlayasım var :P

    İnceleme için teşekkürler. Tekrarda geçmiş olsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok sağol İhsan, yavaş yavaş normalleşiyoruz :)

      6 45 gerçekten de yine yapmış yapacağını. Beni son okumacı (bir çeşit son ütücü...) olarak işe alsınlar diye lobi yapacağım bundan sonra. Ben kendimi feda ederim, diğer okurlar yanmasın! Kitabın eski bir baskısını gönderdi Mustafa ama ne zaman okuyup karşılaştırma fırsatım olur bilmiyorum. Ben de sana göndereyim mi? Saadet zinciri yapalım. Bu arada kitap iyiydi elbette, ben de sevdim ve okumak keyifliydi ama birazcık yüzeysel geldi, bir eksik kaldım kitap bittiğinde. Elektrikli koyunum yok diye peluş Dalekime sarıldım da ağladım :))

      Sil
    2. Valla bu gidişle bir yayınevine son ütücü olarak kapağı atacaksın gibi geliyor bana amaaaa muhtemelen bayağı sorunlu olacak ve sonrasında burada bize dert yanmaya devam edeceksin :P

      Çok teşekkürler kitap teklifin için bu arada. Okumuştum nasıl olsa, sen de tozlansın bol bol. Çok ama çok sağ ol yine de ^^ Peluş Dalekine selam!

      Sil
    3. Yani, elbette dert yanmaya devam ederim ama buradan yapmam o zaman. Kişisel olarak seni darlayabilirim :)) Ya bu arada kitabın eski baskısını epub olarak aldım ben, tozlanamıyor. Gönderme teklifim geçerli :)

      Sil
  7. Bilim-Kurguyu çok sevmeme rağmen roman olarak okumaya geçen sene başladım. Listede ilk okuduğum kitapta bu kitap, insanın övmesi üzerine. Gerçi en büyük etkiyi "rafınasığmayanlar" sağlamıştı. Kitabı büyük bir heves ile okudum ama bende fazla bir etkisi olmadı. Beklentim daha bilim kurgu üzerine olması yönündeydi ama daha çok felsefik bir içerik olarak geldi bana.

    6:45 yayınlarının iki kitabını okudum sanırım genelde bu tür şeylere dikkat eden biri değilimdir. Ama benim bile yazım yanlışları ve hatalar dikkatimi çekti. Bu kadar olmaz dediğim yerler var gerçekten.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bana da, tersine, felsefî yönü yarım bırakılmış geldi aslında. Sosyal bilimlere ağırlık veren gelecek kurgularını çok seviyorum. :)

      6 45 hep böyle, onlar umursamasalar da ben şikayet etmeye devam ediyorum hep.

      Sil