29 Nisan 2013

Gökler Hakimi


Gökler Hakimi - Maître du Monde
Jules Verne
Çeviren: Kandemir Alpan
Öğün Yayınları
173 sayfa

Jules Verne'in Gökler Hakimi kitabı ile, Yazar Ayları nisan etkinliği için son değerlendirmemi tamamlamış olacağım. Aslında kitabı neredeyse bir hafta önce bitirdim ama, bu sıralar eve iş getirme ve pazar günü çalışma seviyesinde yoğun olduğumuzdan ancak bugün zaman bulup yazabiliyorum.

Bütün nisan ayını Jules Verne okuyarak geçirdim. Bir de hâlâ Michael Shermer'in İnsanlar Neden Saçma Şeylere İnanır'ını okuyorum, az kaldı, bitecek!

Gökler Hakimi, yazarın öngörüleri ile dolu, çok güzel bir kitap. On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında geçen romanda, dünyanın çeşitli yerlerinde gökyüzünden garip sesler duyulduğu haberi yayılıyor önce. Bu sesin gizemi çözülmeden Weldon Institute adında bir kulübün toplantısını görüyoruz; kulübün balon meraklısı üyeleri sıcak hava balonlarını havada yönlendirebilmek için kullanılacak pervanelerin balonun önüne mi yoksa arkasına mı konması gerektiğini tartışıyorlar. Bu sırada toplantıya bir davetsiz misafir geliyor ve kulüp üyelerinin düşüncelerinin aksine; havadan ağır cisimlerin uçabileceğini iddia ediyor:
"Bu gerçeğe karşın insanoğlu uçmayacak mı? Elbette ki uçacak. O nasıl ki denizlere teknelerle açıldıysa, havaya da kendi yaptığı araçlarla çıkacaktır. İnsanoğlu ergeç, havadan daha ağır ve uçan yaratıklara benzeyen araçlarıyla bir gün havaları da denetimi altına alacaktır! Bundan hiç kuşkum yok!"
Provokatif konuşmasıyla kulüp üyelerinin tepkisini çeken bu adam ortadan kayboluyor ve aynı gece, kulübün başkanı ve sekreteri (Uncle Prudent ile Phil Evans) yanlarındaki siyahî uşak ile birlikte kaçırılıyorlar.

Bundan sonrası, Jules Verne'in yaratıcı zekasının ürettiği, bugünün uçaklarına benzemese bile, detaylı anlatımıyla hayranlık yaratan bir uçan makinede geçiyor. Havadan ağır uçan taşıtların yalnız teknik yönünü değil; insanî yönünü de ele almış Jules Verne; bu makinelerin hem savaş için, hem faydalı amaçlar için kullanılabileceğini biliyor ve anlatıyor. Kitap, elbette, balonlara karşı uçan makinelerin zaferini sunuyor.

Bende bulunan bu güzel kitabı Ankara'da ayda bir kez kurulan antika pazarından 1 tl'ye almıştım. Kitapta basım tarihi yazmıyor, fakat bir örneğini gördüğünüz güzel resimleri Hüseyin Acuntaş yapmış ve Jules Verne'in uçan makinesini çok güzel canlandırmış.

Bu ay, yazar aylarını çok sevdim! Önümüzdeki ay Vasconcelos okuyacağız, detaylar için Pınar'ın blogunu ziyaret edebilirsiniz.

19 Nisan 2013

Hediyem geldi!

Yazar Ayları'nın Mayıs konuğu Vasconcelos olacak; bunun için sevgili Pınar bir çekiliş düzenleyip yazarın Kırmızı Papağan kitabını hediye ediyordu; şanslı talihli olan bana hemen göndermiş bu güzel kitabı. Ofisin kapısından adımı duyunca "kitabım geldiiiii!" diye koşturdum. Ara sıra çocukça davranışlar sergiliyoruz ofis halkı olarak, kimse yadırgamadı. Ama 'yine mi kitap aldın?' diyen bakışlarına cevaben "bu sefer hediye yaa, bakmayın öyle!" deme ihtiyacı duydum. Bir anda günüm şenlendi! Teşekkürler Pınarcım!

Bu vesileyle hatırlatalım; bu ay Jules Verne okuyoruz ve katılmak için hâlâ geç değil. Mayıs ayında ise Vasconcelos okuyacağız, bekleriz. ^.^~

15 Nisan 2013

Mathias Sandorf


Mathias Sandorf
Jules Verne
Çeviren: A. Tuncer Alp
Öğün Yayınları
1984 (1. basım)
160 sayfa

Yazar Ayları Nisan etkinliği için, bu ay okuduğum üçüncü Jules Verne kitabı Mathias Sandorf oldu. Kitabın kötü yanı şu, orijinali üç cilt olan eserin 160 sayfalık bir özeti. İyi yanı şu, 160 sayfada bile çok güzel bir eser olduğu anlaşılıyor! Sıradaki hedefim 3 ciltlik tam versiyonunu bulup almak; çünkü kitabın anlattığı hikayeyi çok sevdim.

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'ndan Arap coğrafyasına kadar uzanan bir maceraya karışıyoruz Mathias Sandorf'u okurken. Ülkesinin özgürlüğü için savaşmaya çalışan kahramanımız bunu başaramadan ihbar ediliyor, kendisini kimlerin ihbar ettiğimi öğrendiğinde ise uzun sürecek bir intikam arayışına giriyor.

Kitap o kadar inceltilmiş, kısaltılmış ki; çok anlatasım gelmiyor. Üç cildini de okuyunca tekrar yazarım!

11 Nisan 2013

Doktor Oks



Doktor Oks - Une Fantaisie du Docteur Ox
Jules Verne 
Çeviren: Ferid Namık Hansoy
İnkılâp ve Aka Kitabevleri
1981 (4. basım) 
159 sayfa 

Yazar Ayları'na yavaş bir başlangıç yaptıktan sonra, çok hızlı devam ettim! Dün gece başladığım Doktor Oks, bugün bolca dolmuş/ankaray yolculuğu yapınca bitti bir çırpıda. Üstelik, Yüzen Şehir'in aksine, çok sevdim bu kitabı.


Bir "İnkılâp ve Aka Kitabevleri" yayını olan bu kitap 1981 tarihli. İçinde Jules Verne'ün iki uzun öyküsü var. Öykülerin güncel çevirileri "Doktor Ox'un Deneyi" ve "Zacharius Usta" olsa da, kitabın adı Doktor Oks, ikinci öykünün başlığı ise Zahariüs Usta. O dönemin kendine özgü çeviri dilinin harika bir örneği! Bazen çok absürt gelse de, çok seviyorum bu kitapları okumayı. "Lâkin, müzik muvmanları değişik olduğu için, bestekârlar eserlerini bütün dünyaya hiçbir zaman tanıtmamışlardır." cümlesini okuyup 'muvman... hmmm movement?' diye, kendi kendime bilmeceler çözmek keyifli bence. =)

Doktor Ox'un Deneyi, daha ilk sayfalarından Aziz Nesin'i hatırlattı bana; onun öykülerinden biri gibi keyif verdi. Haritalarda bulunmayan küçük Kikandon kentinde geçen öykü, çok ağırkanlı insanlarla dolu bu kente yerleşen bilimadamı Ox'un karıştırdığı işlerle ilgili. Bu kentteki insanların sakinliğini anlatmak için şöyle bir örnek verelim:
"Tiyatronun kapıları, mutad olduğu veçhile, saat dörtte açılır ve onda kapanır. Hiçbir istisnai zaman olmamak şartiyle, bu altı saatlik müddet zarfında, en fazla iki perdelik temsiller verilir."
Zacharius Usta ise "zaman"la ilgili, biraz mistik bir öykü. Jules Verne'ün dindar tarafı ile birlikte, bilim kurgunun öncüsü olmasını da gösteriyor sanırım:
"Güneşim, saatlerinizin gösterdiği zamanda daima öğleyi göstermiyor; fakat, bir gün, bunun dünyanın hareketindeki anormallikten olduğu öğrenilecek ve bu intizamsızlığı ayar eden ortalama saat icat edilecektir."
Ekleme: Bakın şimdi ne öğrendim, o güzel çeviri ile "Kikandon" olarak geçen şehrin orijinal yazımı Ququendone imiş. Moriçe, İthaki çevirisini okumuş, değerlendirmiş.

10 Nisan 2013

Yüzen Şehir



Yüzen Şehir - Une Ville Flottante
Jules Verne
Çeviren: Ali Kemal Balkanlı
İtimat Kitabevi
1972
217 sayfa

Yazar Ayları'nın Nisan yazarı olarak Jules Verne seçildi. Çok sevdiğim bir yazar olduğu gibi, kitapları da genellikle hızlı okunabildiğinden "Madem öyle, her hafta bir Jules Verne kitabı okusam ne iyi olur." dedim, sevgili Pınar (Pinuccia) da bana katıldı; Nisan'da dörder adet Jules Verne kitabı okumaya karar verdik. Keyifli bir tesadüf oldu, ikimiz de ilk önce Yüzen Şehir'i okuduk. (Pınar'ın Yüzen Şehir yorumuna buradan ulaşabilirsiniz.) Sorun şu ki, her hafta bir Jules Verne kitabı okumayı planlarken, ben biraz yavaş gidiyorum. Mayıs'a kadar sürecek yoğun bir çalışma sürecine girdik iş yerimde ve günlük koşturmacam çoğalınca okuma hızım düşüyor istemeden. Hal böyleyken, Nisan ayının onuncu gününde ancak ilk Jules Verne kitabımı bitirebildim. Hızımı daha da kaybetmeden devam etmeliyim ki, "her hafta bir Jules Verne" hedefimi tamamlayabileyim...

Yüzen Şehir'in bende bulunan baskısı 1972 yılında yapılmış, İtimat Kitabevi tarafından. Çocuk kitapları serisinden çıkan kitap, kısaltılmış versiyon olabilir mi, emin değilim; İthaki baskısı ile karşılaştırmam gerek. Yüzen Şehir, Liverpool'dan New York'a seyahat eden dev bir yolcu gemisini anlatıyor. Great-Eastern adlı geminin yolcuları, personeli ve tüm teknik detayları ana karakterin gözünden anlatılıyor. New York'a kadar olan yolculuk gün gün detaylandırılmış, gemi ne kadar yol aldı, hangi enlem/boylamdan nereye kadar gidebildi, hava ne durumdaydı, geminin pervaneleri dakikada kaç dönüş yaptı... Hepsini öğreniyoruz.

Birkaç ana karakter üzerinde yoğunlaşan olayların etrafında bütün yolculuğu anlatıyor Jules Verne. Ne yazık ki, çok severek okuduğumu söyleyemiyorum. Bana öyle geldi ki, yazar kurguladığı devasa gemiyi bol teknik detayla anlatırken, canımız sıkılmasın diye aralara bir hikaye serpiştirmiş. Çok yabancısı olduğum deniz terminolojisi de dahil olunca (iskele neresi, sancak ne taraftır bilmiyorum ve öğrenmek konusunda pek hevesli değilim) dev bir buharlı makine steampunk seven tarafımı uyandırsa da; çok keyifli bir okuma olmadı benim için.

7 Nisan 2013

2 Nisan 2013

Kaplan! Kaplan!


Kaplan! Kaplan! - Tiger! Tiger! / The Stars My Destination
Alfred Bester
Çeviren: Serap Şenkul Tezcan
Altıkırkbeş Yayın
Kasım 1996 (1. basım)
268 sayfa

Çok uzun zamandır hiçbir kitabı okurken bu kadar heyecanlandığımı hatırlamıyorum! Bunu söyleyerek başlamasam çatlardım. Kitabın sonuna geldiğimde (finale yaklaşık otuz sayfa kaldığında) kitabı kapattım, neler olacağını deli gibi merak ederken kitap bitmesin istedim. Sonraki neredeyse iki saati, kitabı açıp bir paragraf okuyup tekrar kapatarak geçirdim. Bu saçma sapan davranışım yeğenim Selin'in de dikkatini çekti ("Abla n'apıyorsun sen öyle ya?") ve sonuç olarak kitabı o kadar merak etti ki, şu an okuduğu Resimli Adam bitince bu kitabı da okumaya karar verdi.

Alfred Bester bol ödüllü bir bilim kurgu yazarı; bu benim okuduğum ilk kitabı oldu (bir de Asker Kaçağı'ndaki öyküsü var.) ve diğerleri de bu kadar iyidir umuduyla bulduğum bütün Bester kitaplarını toplayacağımı düşünüyorum. Bu kitabın baskı bilgilerine gelirsek, 6.45 tarafından 1996 yılında yayımlanmış ve bütün 6.45 sempatime rağmen özensiz bir baskı olduğunu söylemek zorundayım. Arka kapakta esas karakterin adının yanlış yazması ile başlayıp, birkaç dizgi hatası ile devam eden ve rahatsız eden ayrıntılar var. En fenası ise (bu yazıyı yazarken fark ettim) kitabın başında yazarın kısa biyografisi verilmiş, yazarın doğum tarihi var ama ölüm tarihi (kitabın basımından 9 yıl önce) yazılmamış. Belki (Selin'in dediği gibi) kalplerinde yaşıyordur, ondandır...

Kaplan! Kaplan! bir intikam hikayesi. Distopya değil, dünyanın sonu ya da kıyamet senaryosu değil, uzay savaşları değil; salt bir intikam hikayesinin ardında tüm insanlığın zaaflarını ve zayıflıklarını anlatıyor. Sıradan bir adamın öfke ve intikam arzusuna tutunarak hayatta kalmasını anlatıyor. Bester'in kurduğu gelecekte insanlar tüm güneş sistemine yayılmış; iç gezegenler ile dış gezegenler arasında politik gerilimler, savaş tehlikesi var. Buna rağmen uçuk bir gelecek tasviri yok romanda, gereksiz detaylara yer verilmemiş ve ben bunu çok sevdim. Roman, konuya katkısı olmayan betimlemelere hiç yer vermeden ilerliyor; dolayısıyla öyle bir akıp gidiyor ki, yeterince zamanım olsaydı bir oturuşta bitirirdim.

24. yüzyılda geçen roman; Jaunte adında bir biliminsanının laboratuvarında başlıyor, bir kazanın ardından gelişen olaylar insan zihninin bilinmeyenlerini ortaya çıkarıyor ve uzun bir süreç sonunda insanların yalnız zihin gücü ile bir noktadan diğerine ulaşması, ışınlanma sağlanıyor. Teknik, elbette araştırmacı Jaunte'nin adını alıyor ve "Jauntelemek" neredeyse standart bir seyahat biçimine dönüşüyor. Bu değişim, kaçınılmaz olarak toplumu etkiliyor; istenmeyen Jaunteleri engellemek için metotlar geliştiriliyor, kadınlar (ve namusları) kör odalarda korunur hale geliyor.

Jauntelemeyi, Harry Potter'ın "cisimlenme"si ile karşılaştırmadan edemedim ve Rowling bu kitabı okumuş muydu diye çok merak ettim. Kaplan! Kaplan!'da insanlar (aynen sürücü kursuna gider gibi) Jaunteleme kurslarına gidiyorlar; Rowling'in de cisimlenme eğitimi ve sınavı vardı. Hatta Hogwarts'a gelen cisimlenme hocası, tekniği şöyle özetliyordu: "Konum, kararlılık, kontrol." Bester ise "Konum, yükseklik, durum." diye özetliyor jauntelemeyi; elbette bir bilim kurgu kitabından açıklamasını beklediğimiz prensipleri var Jauntelemenin, ancak daha önce gördüğünüz yerlere Jaunteleyebiliyorsunuz, uzay boşluğunda Jaunteleyemiyorsunuz ve (yeteneğinize göre) bir seferde ancak belli bir mesafeyi aşabiliyorsunuz. Jauntelemenin yaygınlaşması ile, sosyal sınıflar bunu farklı kullanıyor; burjuvazi jauntelemekten uzak duruyor ve ne kadar eski/yavaş taşıma biçimleri kullanırlarsa o kadar değerli sayılıyorlar.

İşte esas olaylar böyle bir ortamda başlıyor, kaza yapmış bir uzay gemisi olan Göçebe'de hayatta kalan tek kişi olan Gully Foyle'un hayata tutunma mücadelesini izliyoruz. Geminin hava yalıtımı zarar görmeyen tek odasında aylarca yalnız başına yaşayan ve her saatini zorlukla geçiren Gully Foyle, yakından geçen bir uzay gemisini görünce kurtulacağını zanneder, gemi Foyle'un olduğu yere yaklaşırken ümitle bekler ama gemi bir manevrayla uzaklaşır. Geminin sadece ismini gören Foyle için bu gemiyi bulmak ve intikam almak arzusu yeni bir motivasyon kaynağıdır. İçinde bulunduğu enkazı uzaydaki amaçsız yörüngesinden koparıp herhangi bir gezegene yönlendirme çabasına girişir ama ancak bir asteroide ulaşabilir. Bu asteroidin üzerinde kendilerine Bilimsel İnsanlar diyen küçük bir topluluk vardır.

Bilimsel İnsanlar'dan özellikle bahsediyorum, çünkü bu bölümü okuduğumda aklıma hemen Yıldız Gemisi geldi. O kitapta olduğu gibi, Sargasso asteroidinde yaşayan insanlar da birkaç nesildir uygarlıktan kopmuşlar ve atalarından kalan bilim, kökeni belirsiz bir inanç biçimine dönüşmüş. Bilimsel İnsanlar, asteroitlerine gelen Gully Foyle'u tedavi ettikten sonra karşısına üç kadın çıkarıyorlar ve şöyle diyorlar: "Seç.  Bilimsel insanlar doğal ayırım uygular. Seçiminde bilimsel ol. Genetik ol."

Bilimsel İnsanlar'ın küçük asteroidinde ele geçirdiği kırık dökük bir gemiyle tekrar yola çıkan Foyle'u, bu sefer Mars'ın açıklarında bir yörüngede İç Gezegenler donanması bulur ve tedavi ederek Dünya'ya ulaşmasını sağlarlar. İşte bundan sonra, yaklaşık 230 sayfalık bir intikam, kovalama, kaçış ve olgunlaşma hikayesi var. Esas konuyu anlatan hiçbir detay vermek istemiyorum ki, okurken siz de benim gibi her sayfada şaşırın, heyecanla okuyun. Birçok karakter, birçok mekan içinde olabildiğince sıradan bir adamın av peşinde koşan bir kaplana dönüşmesini, intikam arzusunun yönlendirmesiyle güdülenerek neler yapabileceğini anlatan roman o kadar sürükleyici ki, iki gün önce bitirdiğim halde (pek sık başıma gelmeyen bir şey bu) kitabın etkisini atamadım üzerimden.
"Topluma emretmemelisiniz, öğretmelisiniz."
"Hayat bir hilkat garibesidir. Onun umudu ve zaferi budur."
Google'da kitaba bakarken çok beğendiğim iki ayrı kapak tasarımını da paylaşmak istiyorum: