26 Aralık 2012

Yer Açın! Yer Açın!


Yer Açın! Yer Açın! - Make Room! Make Room!
Harry Harrison
Çeviren: İrma Dolanoğlu
Metis Yayınları
Temmuz 1996 (1. basım)
218 sayfa

Isaac Asimov, gelecek öngörülerinden bahsettiği kimi makalelerinde, kontrolsüz nüfus artışının tehlikelerine de değinir. Doğal enerji kaynakları azalır ve fosil yakıtların yenilenme hızı, bizim tüketme hızımıza yetişemezken dünya nüfusunun sürekli çoğalması hiçbir senaryoda olumlu sonuç getiremez.

Idiocracy adlı film ise, nüfus artışına farklı bir yandan yaklaşıyordu. Ortalama zeka seviyesinin sürekli düşmesi sonucu (ki Asimov bundan da bahseder) ortaya çıkan toplumun parodisidir.

Bahsettiğim iki örnekten, Asimov'un makaleleri çok olası ve korkutucu gözükmüştü bana. Film ise eğlencelik diyelim, geçelim. "Yer Açın! Yer Açın!" da, kontrolsüz nüfus artışı sonucu oluşan bir geleceği anlatıyor. İlk kez 1966'da yayımlanan roman, 1999 yılının sonlarında geçiyor. Bizim için "geçmiş" olsa da henüz gerçekleşmeyen hikayeyi hala gelecekte yaşanacak sayabiliriz. Romandan bahsetmeye başlamadan önce şunu da söylemek istiyorum, kapakta Bosch'un tablolarını kullanmalarına bayıldım!
Harry Harrison'ın romanı, eski ABD başkanı Eisenhower'ın bir sözüyle başlıyor:
"Bu hükümetin programında... Ben burada olduğum sürece... Doğum kontrol problemiyle ilgili politik bir doktrin bulunmayacaktır. Bu bizim işimiz değildir."
Nüfus artışının kontrol edilmediği dünyada, çok kalabalık New York eyaletinde geçiyor roman. New York'un nüfusu 35 milyona ulaşmış. -Google'dan edindiğim bilgi diyor ki, Temmuz 2011 itibarı ile New York'un nüfusu 19.465.197 kişi imiş.- Su kısıtlı, petrol tükenmiş, tarım alanları yok denecek kadar azalmış, her yerde çok fazla insan var. 

Kalabalık ortamlardan bulduğu ilk fırsatta kaçan, başka insanlarla fazla vakit geçirince bir süre yalnız kalmak isteyen biri için (kendimden bahsediyorum tabii ki) kitapta oluşturulan atmosfer çok korkunç. Her yerde çok fazla insan var! Her neyse, işte böyle bir dünyayı okuyoruz romanda. Bir polis memuru, genç bir kadın, "dünyanın kalabalık olmadığı zamanlar"ı hatırlayan yaşlı bir adam, bir de 16 yaşındaki Billy etrafında kurgulanıyor olaylar.
"Hayatım, tıp tarihinin kendisi tabiat kanununu çiğnemek demek. Kilise -hem Protestan hem de Katolik Kilisesi- anestezi kullanımını durdurmaya çalıştı çünkü bir kadının doğum yaparken acı çekmesi tabiat kanunuydu. İnsanların hastalıktan ölmesi de tabiat kanunuydu. Vücudun kesilip açılmaması ve tamir edilmemesi de tabiat kanunu."
Dünyada hemen hemen her yerin, kaldırabileceğinden çok daha fazla insanla dolu olması bir yana; petrolün yokluğu, anormal iklim koşulları ve besin kıtlığı insanların taşınmasını da imkansız hale getiriyor ve neredeyse hiç kimse doğduğu şehirden pek uzağa gidemiyor. Yine de, bu karanlık distopyada aklı başında insanlar var:
"Hayır, ben insan ırkından umudu kesmedim. Onlara hiç anlatılmadı ki, çoğu hayvan gibi doğup hayvan gibi öldü. Ben eşşekkafalı politikacıları ve sözde halk liderlerini suçluyorum; bu konudan devamlı kaçındılar, örtbas ettiler çünkü tartışmalı bir konuydu - canı cehenneme dediler, etkisini gösterene kadar yıllar geçer, benden sonra gelecekler düşünsün. Böylece insanoğlu bir asır içinde, birikmesi milyonlarca yıl süren yeryüzü kaynaklarını sildi süpürdü ve üst kademede hiç kimse buna aldırış etmedi, onları uyarmaya çalışan sesleri dinlemedi, bıraktılar fazla üretelim ve fazla tüketelim; şimdi de petrol bitti, toprağın humus tabakası eridi gitti, ağaçlar kesildi, hayvanların soyu tükendi, yeryüzü zehirlendi, bütün bunların karşılığında elimizde ne var, geri kalan kırıntılar için savaş eden yedi milyar insan, sefil bir hayat süren ve hâlâ kontrolsüz bir şekilde üreyen insanlar. Onun için ayağa kalkıp bir şeyler söyleme zamanı geldi bence."
Sevgili bilimkurguseverler, bu kitabı okunacaklar listenize mutlaka ekleyin. Ben çok sevdim.

16 Aralık 2012

Uzay Elbisemle Yolculuğa Hazırım



Uzay Elbisemle Yolculuğa Hazırım - Have Space Suit- Will Travel
Robert A. Heinlein
Çeviren: Sönmez Güven
Metis Yayınları
Aralık 1997 (1. basım)
243 sayfa

Robert A. Heinlein'ın keyifli kitabı Uzay Elbisemle Yolcuğula Hazırım (Pınar'ın dediği üzere) "young adult sci-fi" alt türüne dahil, eğlencelik  bir kitap. Ay'a gitmek isteyen ama bunun için imkanı olmayan genç Clifford (Kip) Russell'ın günlük hayatı ile başlıyor roman. Sonra, bir sabun markasının yarışmasına katılıyor. Yarışmanın büyük ödülü bedava ay yolculuğu, Kip bunu kazanamıyor ama teselli ödülü olarak gerçek bir uzay elbisesi kazanıyor.

Bir uzay görevinde kullanılmış olan elbisesinin bakımını yapıp, sorunsuz işler hale getiriyor; yeni parçalar ekliyor. Ve bir gece uzay elbisesini giyip bahçede dolaşırken uzaylılarla karşılaşıyor!

Romanın bu kadarını anlatayım, gerisini okurken öğrenin bence. Pınar bu kitabı pek sevmemiş, ben sevdim. Heinlein'ın hafif mizahı, Douglas Noel Adams'ı anımsatmadı değil; uzay elbisesinin detaylı bir betimlemesini okumak da fena gelmedi. Ama elbisenin içinde burnu kaşınırsa ne yapacağını yazmamış Heinlein. Şimdi bu kitabı 17 yaşındaki yeğenime okutacağım.

Hah, evet. Az önce yeğenimle birlikte oturup kitaplara baktık, baktık, baktık. Okunacak çok kitap birikmiş dedik. Ocak sonuna kadar, 6 hafta içerisinde okumak üzere on kitap bana, on kitap yeğenime seçtik, arada çakışmalar var tabii. Bakalım ne kadarını okuyabileceğiz.

Selin'in listesi:
  • Galaksi Şeytanları, Isaac Asimov
  • Uzay Elbisemle Yolculuğa Hazırım, Robert A. Heinlein
  • Evdeki Korku, Agatha Christie
  • Ölümün Sıcak Eli, Agatha Christie
  • Ölünün Aynası, Agatha Christie
  • Doktor Kim ve Gizli Silah, Malcolm Hulke
  • Yıldız Gemisi, Brian W. Aldiss
  • İnsanlar Neden Saçma Şeylere İnanır, Michael Shermer
  • İstiridye Çocuğun Hüzünlü Ölümü, Tim Burton
  • Gümüş Şimşek, Sir Arthur Conan Doyle
* Asimov, Heinlein ve Aldiss'i zorla ben ekledim listeye. Selin'den bir bilimkurgusever çıkacak, biliyorum!

Benim listem:
  • Doktor Kim ve Gizli Silah, Malcolm Hulke
  • Evdeki Korku, Agatha Christie
  • Bu Ölümsüz, Roger Zelazny
  • Ozan Beedle'ın Hikayeleri, J.K. Rowling
  • Kobaylar Kampı, Thomas Disch
  • İnsanlar Neden Saçma Şeylere İnanır, Michael Shermer
  • Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş
  • Momo, Michael Ende
  • Kurmaca Alıştırmaları, Gökdemir İhsan
  • İstiridye Çocuğun Hüzünlü Ölümü, Tim Burton
Listelerimizi buraya da yazdım ki, kendimi sorumlu hissedeyim, biraz düzenli okuyayım. Haydi bakalım...

12 Aralık 2012

Minik Hediye

Baktım ki, blogumu takip eden sayısı 100'ü geçmiş. Bunu kutlayayım, şampanya patlatayım, yurdun dört bir yanında çocuklar bayram etsin, davullar çalınsın, kırk gün kırk gece şenlik yapılsın... derken, "abartma Setenay" dedim kendi kendime. Madem bilimkurguyu bu kadar seviyorum, sahaf sahaf gezip baskısı olmayan kitap topluyorum; zaman ayırıp şu yazdıklarımı takip eden birine kitap hediye edeyim. Kararım budur.

Bilimkurgu ve sahaf dedikten sonra da, tabii ki, bir sahaftan çıkmış bilimkurgu kitapları göndermeye karar verdim. Baskan Kurgu Bilim Dizisi'ne ait üç kitap, gönderilmek üzere hazır bekliyorlar. Şimdi gidip, random.org aracılığıyla bir kişi seçeceğim. Şuradaki list randomizer'a, takip edenlerde bulunan 105 ismi girip, listenin tepesine çıkaracağı kişiye kitapları göndereceğim. Haydi bakalım...

Ekleme: Bütün isimleri randomizer'e listeledim, en üstte Kitap Notları'nı yazan BA çıktı. Mailime cevap bekliyorum! =)

11 Aralık 2012

Güle Güle Dünya


Güle Güle Dünya Son Öyküler
Isaac Asimov
Çeviren: Almıla Özbek
Sarmal Yayınevi
Mart 1997 (1. basım)
199 sayfa

İki Asimov öykü kitabını peş peşe anlatayım dedim, arada bir de Heinlein kitabı okudum aslında ama onu anlatmayı daha sonraya bırakabilirim.

Güle Güle Dünya, Sarmal Yayınları'ndan çıkmış. Kitabın kapağında "son öyküler" yazıyor ama içeride hiçbir açıklama yok, bu öyküler Asimov'un yazdığı son öyküler mi, yayınlanan son kitabı mı, neden orada öyle bir şey yazıyor, ben neredeyim, sen kimsin? Öhm... Sarmal Yayınları'na "Suikastçı" olayı dolayısıyla temkinli yaklaşıyorum zaten, sorgulamamak lazım sanırım.

Kitapta on beş hikaye var; roman yazan robotlar, çok zeki sinekler, zamanda yolculuk, AI (Yapay Zeka) filmine ilham kaynağı olmuş olabilecek bir robot var. Bu kadar öyküyü ayrı ayrı yazmak çok güzel olmayacak sanırım. Yine aynı şeyi söyleyeyim, bu kitabı bulursanız mutlaka alın ve okuyun. =)


Bir de Ankara Kitap Fuarı ile ilgili küçük bir şey söyleyeceğim. Fuarın giriş ücreti, içerideki yayınevlerinin yetersiz olması... Daha önce bahsedildi bunlardan. Ama yine de, bu fuar yapıldığı için çok mutluyum. Dokuz gün süren fuara dört kez gittim, hafta içi işe gitmek zorunda olmasaydım her gün fuarda olurdum muhtemelen. Çünkü süper insanlarla tanıştım, arkadaş oldum, standın arkasına geçip kitap bile sattım; süper muhabbet vardı fuarda! Pazar günü fuardan ayrılırken söylediğimi buradan tekrar edeyim: İyi ki geldiniz, yine gelin!

10 Aralık 2012

Galaksi Şeytanları


Galaksi Şeytanları - Nightfall One and Other Stories
Isaac Asimov
Çeviren: Gönül Suveren
Altın Kitaplar Yayınevi
Mayıs 1991 (1. basım)
204 sayfa

Altın Kitaplar'ın yayımladığı Galaksi Şeytanları, en sevdiğim yazar Isaac Asimov'un öykü derlemelerinden biri. Arka kapakta yazdığına göre, ödüllü öykülermiş bu kitaptakiler. Fakat öyküler ne ödülünü, hangi tarihte aldı; ne zaman yazıldı gibi detayları merak ederseniz, bunlar kitapta yok. Yine de öyküler çok güzel!

(Tam şu anda, neden artık bilimkurgu kitapları basılmıyor tartışmasına girdik Ayberk'le. Gerçi Vonnegut ve Bradbury kitaplarının yeni basımları var şu aralar; fakat tüm Asimov külliyatını Türkçe'ye çevirip kronolojik set yapacak bir yayınevine birkaç aylık maaşımı yatırabilirim! Ayberk diyor ki, artık "tarihi kurgu, vampirli seksli kurgu" dönemi imiş. Güneşte parlayan simli vampirlere çok fena gıcık olduğumdan, "o kitapları yazanların birinin bile zekası Asimov'a yetişemez" diyorum; ama görünen o ki bu da pek önemli değilmiş artık. "Kendinden zekilerin çekilmediği, horlandığı, dışlandığı bi dönemdeyiz. Eskiden okumuş, mürekkep yalamış falan denirdi. Şimdi entel, kafa sikici falan diyorlar.")

Biz arasıra böyle şikayetleniyoruz kendi aramızda. Bu minik konu değişikliğinden sonra, Asimov'un öykülerine geliyorum. İlk öykü, kitaba adını veren "Galaksi Şeytanları"nda biyoloji doçenti Rose, polis kocası ve Hawkins gezegeninden gelen bir uzaylı var. Yaklaşık 60 sayfalık öykü gizemli biyolojik polisiye türünde yazılmış. Evet, bu tür adını ben uydurdum.

İkinci öykü olan "Karanlık Bir Dünya"yı çok sevdim ben. Öykü Emerson'dan bir alıntıyla başlıyor:
"Yıldızlar bin yılda bir gece gözükselerdi, insanlar o zaman Tanrı'nın kentine nasıl inanır ve tapar, kuşaklar boyunca onu nasıl hatırlarlardı?"
Altı güneşli bir gezegen, hiçbir zaman geceyi yaşamaz ve bir gün güneş tutulması gerçekleşirse ne olur? Tutulmayı mistik gerekçelere bağlayan sofular, olayı öngören biliminsanları ve elbette, bunların kaçınılmaz çatışması.

"C Borusu" tamamen bir uzay gemisinde, düşman uzaylıların arasında geçiyor. Savaş tutsağı olarak alıkonan insanlar ve kurtulma çabaları.

"Yeşil Lekeler" yine bir uzay gemisinde geçiyor, bu sefer bir kaçak yolcuyu, dünyaya ulaşma amacını ve çabasını okuyoruz.

Son öykünü adı "Ayıklama." 'Daha eşit' insanların refahı için birkaç milyar insanı feda etmeyi planlayan devlet adamları var!

Tüm Asimov öyküleri ve kitapları için aynı şeyi söylüyorum ama, bu kitaptaki öyküler de çok güzel. Bulunuz, okuyunuz!

3 Aralık 2012

Ankara Kitap 2012


Congresium'da düzenlenen fuara gidip, etrafı gözleyip, fikirlerimi yazacaktım ben aslında. Çok bilinçli ve görev aşkıyla donanmış bir blogger olarak, bol bol gözlem yapmam gerekiyordu. Fakat deliler gibi kitap almaya başlayınca, çevreme pek bakamadım. Olabildiğince yazacağım...

Fuarın açılış gününde, öğleden sonra gittim, cumartesi olmasına rağmen çok kalabalık değildi. Sanırım bütün standları gezdim, sahaflarda epey vakit geçirdim. 21+6 kitap ile (aslında toplamda 22 cilt vardı elimde ama, biri tek cilt Yerdeniz serisi) çıktım fuardan. Congresium'un küçük kafesinde, sevgili Pinuccia ve arkadaşı Leslie ile buluştuk, Reşat Nuri okumadığı için Pinuccia'yı ayıplarken (eheh) Leslie'nin üç dilde Çehov okumasına hayran kaldım. Kitap fuarında oturup başka şeylerden bahsedecek değiliz ya, bol bol kitap sohbeti yaptık! Sahafların olduğu bölüme benden önce ulaşan Pinuccia bütün Asimov kitaplarını topladığından, bana kıyamadı ve Güneşin Tanrıları'nı hediye etti. Tekrar teşekkürler! Böylece, fuarın ilk günü yüklendiğim 23 kitap ile -epey zorlanarak- döndüm eve. Sol kolum hâlâ ağrıyor.

Fuarın ikinci gününde, çok istediğim bir kitaba rastlamadığım sürece kitap almama kararı ile tekrar oradaydım; bir arkadaşıma eşlik etmek üzere. Kitap almamaya karar verdiğim için, sadece 6 kitap aldım. Fakat İlyada ve Odysseia'nın Azra Erhat çevirilerini buldum ve almak zorundaydım!

 Aklımda kalanlar:

- Metis Yayınları'nın kitaplarını satan stand ile 6 45 ve *Sel standına özellikle bayıldım, 6 45'ten çok keyifli de bir fotoğraf aldım. Bir de bana Zamyatin'in kitabını hediye ettiler, güzel fotoğrafları ve hoş sohbetleri ile favori standım oldular! Ayrıca, Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi'nin yeni basımının 2013'te geleceğini müjdelediler. Metis'in bilimkurgu serisini tekrar yayımlamaya niyeti olmadığını ise üzülerek öğrendim.


- Aziz Nesin kitaplarıyla dolu bir standda Ahmet Nesin'i buldum, kitabımı da imzalattım!

- NTV Yayınları'nın standında çok çeşitli kitaplar ve güleryüzlü insanlar var. Buradaki Espas Yayınları kitaplarında gözüm ve aklım kaldı; hepsini alamayacağımdan hevesimi ilerleyen zamanlara sakladım.


- Kafdav Yayınları oradaydı, Kuzey Kafkas köklerime ihanet etmeyeyim dedim, uğradım. Sohbet ettik, bir tane de kitap aldım.

 
- İstanbul ve Ankara'dan sahaflar var fakat kitap az, aradıklarımı pek bulamadım. İstanbul sahafları, oradaki fuardan yeni çıkmışlar ve bütün kitapları tüketmişler. Ankara sahafları ise bütün dükkanı taşımaya gerek duymamışlar. Ben de hepsinden kartvizit topladım, fuardan sonra gitmek üzere. Ankara'nın en çok bilimkurgu kitabı olan sahafını da buldum sanırım, buradaki yeni favori mekanım olabilir orası.


- Fuarın giriş ücreti 5 tl, öğrenci ve öğretmenlere ücretsiz. Katılımcılar fuarın ücretsiz olması taleplerini iletmişler, organizatör firma reddetmiş. Standları açmayıp, taleplerini tekrar edeceklerini duydum (içeride bir bilgi kaynağım var!) Ofise tıkılıp kaldığım için bugün fuara gidemiyorum ve sonuç alabildiler mi, fuar girişi ücretsiz oldu mu bilmiyorum.

Sonuç: İflas etmek üzereyim, ama fuarı sevdim! Görmediğim diğer Ankara kitap fuarından çok daha başarılı olduğunu da Pinuccia'dan duydum. Hazırladığım 70 kitaplık listenin çok az bir kısmını alabildim. Fuarın devamının daha güzel, daha büyük olmasını ve bol bol bilimkurgu kitabı içermesini umuyorum. (6 45 standındaki sevgili arkadaşlar, Ankara bitti demeyin, yine gelin!)

Fuar 9 Aralık'a kadar açık. Gidin, görün!


Yosun'a söz verdiğim üzere, aldığım kitapların listesi (yazar adına göre sıralı)

- Yaz Babam Yaz - Ahmet Nesin (Karşın Yayınları)
- Namus Gazı - Aziz Nesin (Bilgi Yayınevi)
- Teşkilat - C.M. Kornbluth (Metis Bilimkurgu)
- Kozmos, Evrenin ve Yaşamın Sırları - Carl Sagan (Altın Kitaplar)
- Fotoğrafçı Olmak, Pratik Bir Rehber - David Hurn, Bill Jay (Espas Yayınları)
- Yuvaya Dönüş Lassie - Eric Knight (İyigün Yayınları)
- Belirsizlik Rayları - G. J. Arnaud (Sarmal Yayınevi)
- İlyada - Homeros (Sander Yayınları)
- Odysseia - Homeros (Sander Yayınları)
- Ben, 007 (James Bond) - Ian Fleming (Başak Yayınevi)
- Güneşin Tanrıları - Isaac Asimov (Altın Kitaplar)
- Ozan Beedle'ın Hikayeleri - J.K. Rowling (Yapı Kredi Yayınları)
- Yıldızlar Korsanı - Jack London (K Yayınları)
- Kaptan Grant'ın Çocukları - Jules Verne (İnkılap ve Aka)
- Cihan Hakimi -Jules Verne (İnkılap ve Aka)
- Yeşil Şua - Jules Verne (İnkılap ve Aka)
- Buzlar Arasında Bir Kış - Jules Verne (İzdüşüm)
- Balkar Şiiri Antolojisi - Kanşaubiy Miziev (Broy Yayınevi)
- Şaweç'as'ın Anlattıkları - Lhewsten Yusıf (Adige Yayınları)
- İki Beyinli Adam - Michael Crichton (Uycan Yayınları)
- İnsanlar Neden Saçma Şeylere İnanır - Michael Shermer (Altın Bilek Yayınları)
- Evrim ve Yaratılışçılık - Michael Shermer (Altın Bilek Yayınları)
- "Aksın Gözyaşlarım" Dedi Polis - Philip K. Dick (6 45)
- Tam Benim Tipim - Simon Garfield (Domingo)
- İstiridye Çocuğun Hüzünlü Ölümü - Tim Burton (6 45)
- Yerdeniz (6 kitap tek cilt) - Ursula K. Le Guin (Metis Yayınları)
- Masalın Biçimbilimi - Vladimir Propp (İş Bankası Yayınları)
- Stalin'e Mektuplar - Yevgeni Zamyatin, Mihail Bulgakov (İletişim Yayınları)
- Herkül'ün Öyküsü (Dilek Yayınevi)

29 Kasım 2012

Ankara Kitap Fuarı

1 Aralık'ta Ankara Kitap Fuarı başlayacak. ATO Congresium'da olacakmış fuar. Daha önce gitmediğim için alanın ne kadar uygun, ne kadar büyük... olduğu ile ilgili hiçbir fikrim yok. Üstelik, nedenini bilmiyorum, fuar hakkında beklentim çok düşük. Yine de, şu sayfada gördüğüm kadarıyla, fuara sahaflar da katılacakmış ve sadece bunun için bile, açılış gününde ben oradayım!

Fuar hazırlığı olarak, yarın günümün bir kısmını ayırıp uzuuun bir excel tablosu hazırlamayı planlıyorum. Vikitap'ta biriken "okumak istediğim kitaplar" listemi, kütüphanemde olanları çıkarıp tekrar listelemem lazım, yayınevleri ile birlikte tabii; sonra baskısı varsa liste fiyatını ekleyeceğim, baskısı yoksa sahaflarda bakılacak olarak işaretleyeceğim. Bu listenin çıktısını alıp gideceğim fuara ki, kendimi çok kaybetmeyeyim. Bu arada, evet, kendimi kaybetmemek üzere hazırlayacağım listede şu an 112 kitap varmış. Bakalım bu fuarın faturası ne olacak!

Bir yandan da, Isaac Asimov'un Galaksi Şeytanları'nı ve Robert A. Heinlein'ın Uzay Elbisemle Yolculuğa Hazırım'ını bitirdim. İki kitaba da bayıldım! Bir ara yazarım...

22 Kasım 2012

Asker Kaçağı


Asker Kaçağı
Derleyen: Bülent Somay
Çevirenler: Nesrin Kasap, Bülent Somay, Şencan Topaloğlu
Metis Yayınları
Ocak 2011 (2. basım)
180 sayfa

"Savaşa Karşı Bilimkurgu Öyküleri"

Metis Yayınları'nın seçkisi, hayranı olduğum Stanislaw Lem ve Philip K. Dick'in yanında, Türk bilimkurgu yazınından Müfit Özdeş'in bir öyküsüne de yer veriyor. Öyküleri derleyen Bülent Somay'ın sunuşu bilimkurguyu tanıtırken neden başka bir alandan değil, özellikle bilimkurgudan antimiliter öyküler seçtiklerini de anlatıyor ve bilimkurguyu neden sevdiğimi (benim asla toparlayamayacağım netlikte) bana özetliyor. "İyi bilimkurgu iyi edebiyattır." diyor.

Kitapta sekiz öykü var, hepsinden kısaca söz edelim:

Aldatmaca Oyunu, Philip K. Dick. Yabancı bir gezegende yaşayan, sürekli saldırı tehdidi altında olan insanları ve askeri düzendeki kamplarını anlatıyor Dick. Bir türlü bitmeyen saldırıların nedenini, kampın geçmişini, kontrolsüzce yapılan saldırı/savunmanın sonucunu görüyoruz kısa öyküde.

Alfred Bester'in Kaybolma Numarası, savaşın içinde başlıyor. "Amerikan Düşü" için; daha güzel bir yaşam, müzik, sanat, şiir ve kültür düşü için savaşıyorlar. Bu sırada savaş yaralılarının bulunduğu bir hastanenin kayıtdışı T koğuşunda gizemli olaylar yaşanıyor ve bu gizemi çözerken epey ilginç bir sonuca ulaşıyoruz!

Asker Kaçağı, William Tenn'in öyküsü. Gezegenlerarası savaşta ele geçirilen Jüpiterli yaratık ile, sorguya çekilmesine yardım eden Binbaşı Mardin'i anlatıyor hikaye. Bütün gezegenin askeri düzenle yönetilip, bütün erişkinlerin asker olduğu Dünya'da yaşayan, zorunlu olarak asker olan Mardin, militarizmi eleştiriyor.

Yine Philip Dick'in yazdığı Alacakaranlıkta Kahvaltı biraz gizemli bir öykü. Bir sabah uyanıp, kendilerini savaşın ortasında bulan bir aileyi anlatıyor.

Katherine MacLean ve Tom Condit'in yazdıkları Anlaşmak Kolay Değil, bu kitaptaki en sevdiğim öykülerden biri oldu. Yayılmacı bir politika ile, karşılaştıkları her uygarlığı "düzene sokulacak" ve hükmedilecek yeni bir tür olarak gören Kadir-i Mutlak Erdig İmparatorluğu'nun bir gemisi; Plüton'dan kalkan, Dünya asıllı araştırma gemisi Kemal Atatürk ile karşılaşıyor. (Evet, yazarların gemiye verdiği isim bu.) Atatürk Gemisi'ndeki barışçıl telepatlar, karşılarına çıkan asker kafalılardan epey eğlenceli bir yolla kurtuluyorlar.

Devle Dövüşen Bilgisayarın Öyküsü, bir Stanislaw Lem hikayesi. Savaşmayı çok seven hükümdar Poleander Partobon'un çığırından çıkan silah sevgisini anlatıyor. Savunma sanayisine harcanan inanılmaz miktarlarda parayı hatırlatıyor bu arada.

Eric Frank Russell'ın Son Baskı öyküsü de çok beğendiklerimden biri. Yeni keşfettikleri gezegene inen ve "Huld adına" o gezegene hakim olduklarını ilan eden askeri birliğin, bu gezegendeki yerli halkla tanışmasını; kanının son damlasına kadar asker olan komutanın disiplini koruma çabasını anlatıyor Russell.

Kitaptaki son öykü Müfit Özdeş'e ait olan Krrçiysk. Hala Son Tiryaki'yi okumadığım için Özdeş'in öyküleri hakkında çok fikrim yok, ama bu öyküsünü çok sevdiğimi söyleyemiyorum. İlginç bir konu işlese de anlatımı benim için biraz yabancı.

Mutlaka okunması gereken bir derleme Asker Kaçağı, bulduğunuz yerde alınız, okuyunuz.

21 Kasım 2012

İyi Güzel Muhteşem Yarın


İyi Güzel Muhteşem Yarın - The Great Big Beautiful Tomorrow
Cory Doctorow
Çeviren: Algan Sezgintüredi
Versus Kitap
Ağustos 2012 (1. basım)
163 sayfa

Bilimkurgu yazarı, gazeteci, aktivist ve blogger Cory Doctorow'un kitabını okumak biraz değişik bir deneyim oldu benim için. En çok okuduğum bilimkurgu yazarlarının artık hayatta olmadığını düşününce, Doctorow'u twitter'da takip ediyor olmam (@doctorow) tuhaf geliyor biraz.

Yazarın teknolojiyle ilgili fikirlerini çok sevdim. Uzak bir gelecekte geçen romanında, neyin ne olduğunu anlamak bazen zor olsa da sonunda her şeyi çözdüm. Bu arada, kitabın son bölümünü iki kez okumam gerekti, toplu taşımada kitap okuyunca odaklanmak çok zor olabiliyor.

Trans-insan Jimmy, babasının genetik çalışmaları dolayısıyla ölümsüz, yaşlanması çok çok çok yavaş ilerlediği için uzuuun bir ergenliğe mahkum ve ölümlü bir kıza, Lacey'e aşık. Jimmy'nin hikayesini okuyoruz romanda, uzun ve çalkantılı ergenliğini, ölümsüzlüğüne "tedavi" bulma çabasını, verdiği savaşın sonucunu. Konu keyifli, üzerinde düşünmeye değer ve akıcı. Benim için ilginç olan bir nokta da romanın finali. Doctor Who sevenler için tanıdık gelecek bir tema var finalde. Okurken "ben buna benzer bir şey hatırlıyorum" dedikten sonra, fark ettim ki Doctor Who'nun dördüncü sezonunda (hatta bölüm 8 ve 9'da) işlenen fikre çok benziyor.

Kitapta ayrıca yazarın 2010 tarihli bir konuşmasının metni ve yazarla yapılan bir röportaj var. Konuşma metni; yayıncılık, telif hakları ve internet sansürü üzerine. Burada verdiği bir örnek var ki, bayıldım:
"Mesela milyara yakın dosya barındıran (ki bunların ancak yüzde beşi telif ihlali yapmaktadır) ve bugüne kadar hayal dahi edilememiş büyüklükte bir eser külliyatını bir araya getiren YouTube'u ele alalım: Kapatılmalı mıdır? Bunu önermek, dünyanın en büyük, en muazzam kütüphanesini barındıran kentini, sırf etrafına kurulu kaçak DVD gecekonduları yüzünden dümdüz etmeyi önermekten farksızdır."

6 Kasım 2012


Bu kitapları cumartesi günü aldım! Bulduğum sahaf tadilatta olduğu için, rafları fazla kurcalayamadım fakat adresi aklımda, içerisi düzenlendiği zaman birkaç saat harcayıp bütün kitapları keşfetmeyi planlıyorum.

Dört tane Baskan Kurgu Bilim serisi var, Metis Bilimkurgu'dan iki kitap, iki Asimov kitabı; diğer üç kitabın biri İdeal Kitaplık serisinden (Langelot kitapları da bu seriden çıkmıştı) son iki kitabın ne olduğu hakkında ise hiçbir fikrim yok, okunup görülecekler.

Bu haftasonu Ales'i atlatınca kitap okumaya hızla geri dönüp, bolca yazı yazmayı umuyorum.

İyi okumalar!

31 Ekim 2012

Yakma Zevki


Yakma Zevki - A Pleasure to Burn: Fahrenheit 451 Stories
Ray Bradbury
Çeviren: Murat Özbank
İthaki Yayınları
Şubat 2012 (1. basım)
479 sayfa

"Bradbury ne karamsar adammış," dedim, "ve, ne haklıymış," dedi Ayberk. Ray Bradbury'nin okuduğum bütün kitapları karanlık. Gotik bir karanlıktan bahsetmiyorum, kendine özgü bir biçimde; çok doğal, sıradan bir gelecekten bahsederken her şeyin daha kötüye gideceğini düşünüyor ve düşündürüyor. Yakma Zevki'nde de beni ürküten bir karamsarlık ve daha kötüsü, gerçekleşen kehanetler var.

Yakma Zevki, Fahrenheit 451'den önce yazdığı öykülerden oluşuyor, romanın taslağını oluşturan iki uzun öykü de var içinde. Öykülerin tamamı 1950'lerde yazılmış ve Bradbury'nin gelecekten ne kadar umutsuz olduğu açıkça görülüyor.

Bir de, gotik edebiyata ve karanlık hayalgücüne o kadar çok gönderme yapmış, Edgar Allan Poe'dan (ve başka yazarlardan) o kadar çok bahsetmiş ki Bradbury, başta Poe olmak üzere hepsini okumam gerektiğine karar verdim çoktan.

Fahrenheit 451'in ana çerçevesini biliyoruz, kitapların yok edildiği, kitap barındırmanın yasadışı olduğu bir gelecek var. Yakma Zevki'ndeki öyküler bu geleceğin öncesinde -ki bugün yaşadığımız çevre ile paralel olduğunu rahatlıkla iddia edebilirim- ya da yakın zamanında geçiyor. İnsanlar kitap okumayı bıraktı, dergiler fotoğraflarla dolu birkaç satırlık yazılara dönüştü, televizyon kısa, içi boş programlarla doldu, okullar düşünen insan yetiştirmeyi bıraktı. Devlet arkadan gelip kitapları tümüyle yasaklayana kadar böyle devam etti diyor Bradbury. Kehanetinin ilk kısmını çoktan hallettik, devamı henüz tamamlanmadı.
"Kitapları ele al mesela. Eskiden sadece orada burada birkaç çeşit insanın ilgisin çekerlerdi. Birkaç kişi farklı olmuş, çok da önemli değildi. Dünya genişti, farklılıklar için bol bol yer vardı. Ama sonra dünya kitleselleşti ve kalabalıklaştı. Milyonlarca insan için her şeyin basit olması gerekiyordu."
Fahrenheit 451'i okuduysanız, bu kitabı da mutlaka okumalısınız. Yok, henüz okumadıysanız, önce Fahrenheit 451'i, sonra bu kitabı mutlaka okumalısınız.

Son olarak, Ray Bradbury diyor ki: "Cehalet, Bay Garrett, ölüm getirir."

28 Ekim 2012

Bayramlık Kitaplar


Uzuuun bir aradan sonra bugün Aşiyan Sahaf'a uğrayabildim, üç torba kitapla çıktım! Yukarıda gördüğünüz kitapların büyük kısmını benim için ayrılmış bir yığın halinde görünce mutluluktan havalara uçtum. Bu kadar mutlu olmuşken, izninizle bu kitaplardan birazcık bahsetmek istiyorum.

Beş tane Asimov kitabı aldım; İmparatorluk, yine Altın Kitaplar'ın farklı isimle yayımladığı Vakıf serisinden, ama ilk baskı olduğunu da görünce (1983) aldım; Bilinmeyen Tehlike ile Yeryüzünün ve Evrenin Keşfi, Asimov'un makale derlemelerinden; Galaksi Şeytanları ve Dünya Hepimize Yeter ise, bilimkurgu öyküleri. (Galaksi Şeytanları, benden önce İbrahim Kodal'a aitmiş. Herkes kitaplarına isim yazsa da, sahaftan aldığım bütün kitaplarda bir isim görsem ne güzel olurmuş aslında!)

Asker Kaçağı bir bilimkurgu öykü derlemesi. Korkunun Bütün Sesleri ile birlikte, bilimkurgu rafına eklenmesi gereken kitaplardan. Korkunun Bütün Sesleri'ni uzun süre önce alıp Asker Kaçağı'nı sonraya bırakmıştım, tamamlamış oldum.

Dracula'yı okumam gerekiyordu, son yıllarda pek popüler olan vampirlerin edebî temelini öğrenmek için. Rafta görünce, tabii ki almam gerekiyordu!

Edgar Allan Poe'yu bir süredir epey merak ediyorum, artık okumam gerektiğine karar verdim; özellikle Ray Bradbury'nin Poe sevgisi dolayısıyla. Seçme Hikayeler kitabı Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları'ndan çıkmış, 1985 yılında. Kapakta '97 Eylülü, Faruk'tan diye bir not var ama kime hediye edildiği belli değil.

Son olarak, kitapların arasında görünce minik bir çığlık attığım Doctor Who kitabı, Doktor Kim ve Gizli Silah var. Çeviriyi ve anlatımı beğenirsem serinin diğer kitaplarını da bulmam gerekecek tabii! Bir de, internette şöyle bir bakınayım dedim, 8 liraya aldığım kitabı 40 sterline (yaklaşık 115 TL) satan bir site buldum. Burada.



Şu gördüğünüz mükemmel kapaklı kitabı ise Faruk Bey ödünç verdi, okuyup iade etmek üzere. 1930 yılında basılmış olan Kalpazan "Türkiye Şarlok Holmesi Salih Münür Beyin hatıratı" imiş. Bu kitabın içinde de minik bir not var: 13 Aralık 1985 ht Mustafa'dan.

İnternette kitap hakkında bilgi bulamadım, fakat ayrıca bir yazarı olmadığına göre, Salih Münür Bey'in gerçek hikayesi olduğunu umuyorum.

İncecik bir kitap, 77 sayfa ve büyük puntolarla yazılmış fakat öyle ağdalı bir dili var ki, okuma hızımı epeyce düşürüyor. Buyrun, kitabın ilk üç cümlesi:
Polis mesleğine, zabıta vukuatına, cinaî ve esrarengiz vak'a ve hadiselerin iç yüzünü öğrenmeğe küçüktenberi mukavemet edilmez bir meyil ve muhabberim vardı. Her zaman gazetelerde okuduğu veya öteden beriden işittiğim faili meçhul bir vak'a; bende perdeler altında saklanan esrarı çözmek, bulmak emelini uyandırırdı. Bu mukavemet edilmez emel ve arzuların tesiriledir ki: 310 tarihinde o vakıt zabtiye nazırı olan Nazım Paşaya intisap ederek bil'fiil ifayı hizmete başladım.
İyi okumalar, iyi bayramlar!

27 Ekim 2012

Langelot


Çocukluğumdan beri pek sevdiğim "Langelot" serisinin bir kitabını bulup okuyunca bahanem oldu; kısaca bahsedelim dedim.

Serinin yazarı Teğmen X (Lieutenant X) olarak geçiyor, gerçek ismi ise Vladimir Volkoff ve Rus asıllı bir Fransız. 1965-1986 yılları arasında tam kırk adet Langelot kitabı yazmış. Baskan Yayınları da, bu kitapları "İdeal Kitaplık" serisinde yayımlamış. İlk Langelot kitabımı ilkokuldayken okuduğumu tahmin ediyorum çünkü kendimi bildim bileli evde duruyor o kitap. Bir süredir de, sahaflarda bulursam almaya başladım ama pek kolay bulunduğunu söyleyemem ve 40 kitaptan sadece 4-5 tanesi var bende. Sevgili hocam Ali Murat Atay'da tüm seri vardı ve çok kıskanmıştım!

Langelot, Fransız Gizli Servisi'nin pek genç, yakışıklı, sempatik, yetenekli ajanı. Her kitapta başka başka maceralar, muhakkak genç olduğu kadar sevimli bir kız; bolca zorluk, sıkıntı; görevini başarıyla tamamlayan Langelot! 250-300 sayfalık, mini boy kitaplar; 1-2 saat içinde rahatlıkla bitiyor.

Kitapların güzel ilüstrasyonlarını ise önce Maurice Paulin, son sekiz kitapta ise Robert Bressy çizmiş.

Bulursanız alın, okuyun (sonra bana satın?)

23 Ekim 2012

Arsen Lüpen'in İtirafları


Arsen Lüpen'in İtirafları - Les Confidences d'Arsène Lupin
Maurice Leblanc
Çeviren: Aydın Bakanoğlu
İtimat Kitabevi
1972
240 sayfa

Kibar hırsız Arsène Lupin'in maceralarını anlatan Arsen Lüpen'in İtirafları, 1972'de yayımlanmış. İtimat Kitabevi, "Arsen Lüpen Serisi: 1" olarak listelemiş kitabı. Kitabın orijinal ismi yazmadığı için, Arsène Lupin'in ortaya çıktığı ilk kitap olup olmadığını bilmiyorum.

Maurice Leblanc'ın yarattığı Arsène Lupin, sadece zenginlerden çalan, insanlara fiziksel zarar vermeyen (hatta kan görmekten rahatsız olan) kılık değiştirmekte çok usta bir hırsız. Kendince bir etik ve adalet anlayışı var. Tabii, keskin zekası sayesinde polise hiçbir zaman yakalanmıyor, ancak arasıra karşılarına çıkıp onlara yardımcı olduğu da oluyor.

Hercule Poirot ve Sherlock Holmes okuyorsanız, bir ara okunması gereken bir anti-kahraman Arsène Lupin. Hızlıca okunacak, eğlencelik.

8 Ekim 2012

Kızıl Yıldız / Mühendis Menni


Kızıl Yıldız - Красная звезда (Krasnaya Zvezda)
Aleksandr Bogdanov
Çeviren: Ayşe Hacıhasanoğlu
Yordam Kitap
Temmuz 2009 (1. basım)
189 sayfa

Mühendis Menni - Инженер Мэнни (İnzhener Menni)
Aleksandr Bogdanov
Çeviren: Ayşe Hacıhasanoğlu
Yordam Kitap
Temmuz 2012 (1. basım)
160 sayfa

Sovyet yazar ve bilim adamı Aleksandr Bogdanov'un iki kitaplık Kızıl Yıldız serisini çok sevdim. 1900'lerin başında yayınlanan Kızıl Yıldız, sosyalist bir dünyayı anlatıyor. İlk kitaptan yaklaşık on beş yıl sonra basılan Mühendis Menni ise, aynı dünyanın geçmişini ve sosyalist düzenden önce neler olduğunu anlatıyor.

Bogdanov'un bilimsel bazı öngörüleri inanılmaz başarılı, 3D sinemayı anlatmış! Bazıları ise tabii ki, o kadar da değil. Henüz anti-maddeyi kullanmayı başaramadı bilim adamları...

Kızıl Yıldız, siyasal gerilimin yükseldiği bir ortamda başlıyor. Sosyalist bir bilim adamı olan Leonid, elektronlar ve madde hakkında yazdığı bir yazı sayesinde Menni kod adlı adamın dikkatini çekiyor. Leonid'in teorisinde anlattığı "Dünya, Güneş ve bildiğimiz diğer cisimler tarafından çekilen değil, itilen tipte madde"yi, gizli bir bilim insanları topluluğu olarak üretebildiklerini söyleyen Menni; negatif madde ile uçmayı başardıklarını ve atmosfer dışı uçuşlar yapabildiklerini anlatıyor; Leonid'i kendilerine katılmak üzere davet ediyor. Sonra, Menni ve arkadaşlarının aslında Marslı olduklarını öğreniyoruz. Bogdanov, büyük bir iyimserlikle tek güneş sistemi içinde iki gezegende benzer evrim basamakları olacağını, Mars'ın oksijen içeren bir atmosfere sahip olduğunu, farklı gezegenlerde aynı bilincin olgunlaşacağını varsaymış ve bu varsayımla birlikte Mars insanlarının hızlı bir toplumsal ilerleme gösterip ideal sosyalist toplumu kurdukları bir ütopya yaratmış.
Menni ve arkadaşlarına katılan Leonid, serbest düşme yasasına göre hızlanarak dünyadan uzaklaşan gemi ile Mars'a gider, yaklaşık 2,5 ay süren yolculuk boyunca Marslıların dilini öğreniyor, gemi ekibindeki çeşitli uzmanlarla vakit geçirip her birinin mesleklerine nasıl yaklaştıklarını, eğitim anlayışlarını öğreniyor; Dünya gezegeninin temsilcisi olarak Marslıların sosyalist düzenini anlamaya çalışıyor. Böylece Bogdanov, idealindeki sistemle ilgili birçok detayı anlatabiliyor okuruna.
"Bilimimiz ve sanatımız, ortak çalışmayla elde edilmiş olan şeyleri herhangi bir kişiye mal etmeden korur. Geçmişin isimlerinden oluşan bir safranın insanlığın belleğine bir yararı yoktur."
Mars'a indiklerinde ise çalışma koşulları, istatistik bilimi, okullar, hastaneler, yaşama ve ölüme bakışları... hakkında bilgi edinmeye devam ediyoruz Lenny ile birlikte.
"Çalışmak, gelişmiş sosyalist insanın doğal gereksinimidir ve örtülü veya açık bir şekilde çalışmaya zorlamak bizim için son derece gereksiz bir şeydir."
Bogdanov, kurguladığı dünyada sanatı da ihmal etmemiş ve Mars'ta bir müzeyi, Mars'ın sosyalist toplumunun sanata bakışını uzun uzun anlatmış. Sosyalist bir toplumda müzelerin sanat koleksiyonları değil, estetik bilimiyle ilgilenen kurumlar olduğunu söylemiş. Kitabın yazıldığı tarihte estetiğin bir bilim dalı olarak ele alınmasına bayıldım! Sanatın işlevselliğine de değinmiş yazar, bu bölümde. Nesnelerin güzelliği uğruna işlevsellikten vazgeçilmesini "O zaman sanat değil, sahte bir güzellik, yapaylık söz konusu olurdu." diyerek yadsıyor; konstrüktivizmi yaratan Rus sanatı, elbette işlevselliğe önem verecektir! Aynı yaklaşımla, kuralsız/düzensiz şiiri de eleştiriyor, "Doğru ritimli olan bir şeyin bize güzel görünmesinin nedeni hiçbir zaman kurallara düşkünlük değildir, bunun nedeni, bu doğru ritimli şeyin yaşantımızdaki ve bilincimizdeki süreçlerin ritmik doğruluğuyla derin bir uyum sağlamasıdır." diyor.

Kitapta öngörülen gelecek ve teknoloji; kimi yerlerde o kadar başarılı ki; Bogdanov, bizim için sıradanlaşan üç boyutlu sinema sistemini tüm detayıyla anlatmış; yalnız gözlük yerine dürbün kullanmış.
"Ekranda aynı anda iki görüntü, yani bir stereogramın iki yarısı veriliyordu, izleyici salonunun her bir koltuğunun önünde ise iki düz görüntüyü bir tek görüntü, ama üç boyutlu bir görüntü halinde birleştiren stereoskopik bir dürbün bulunuyordu."
İdeal toplumu anlatan kitapta, bu topluma ayak uydurmakta zorlanan Leonid'in sıkıntıları ile birlikte, Mars insanlarının sorunları ve çözüm bulma çabaları; Leonid'in kabul edemeyeceği bir çözüm yolu, sonunda kahramanımızın dünyaya dönüşü var. Kızıl Yıldız'ı ve anlattıklarını çok sevdim.

Mühendis Menni ise adeta bir Star Wars'un 1 numaralı filmi. İlk kitapta anlatılan dönemin öncesini ve Mars sosyalizminin doğuşunu anlatıyor. Kitabın başında Leonid bize kendini hatırlatıyor; Marslı dostlarının yanına geri döndüğünü ve bir tarih kitabının çevirisini yapmaya çalıştığını söylüyor. Biz de, Leonid'in tercüme ettiği tarih kitabı dolayısıyla geçmişe dönüp Mühendis Menni'nin hikayesini okuyoruz.

Feodalitenin henüz tükenmediği ve Mars'ta sosyalizmin oluşmadığı bir dönemde başlıyor hikaye, toprak sahipleri ile din adamlarının mücadelesini; krallıkların din adamlarıyla çatışmasını anlatıp; direnişçi bir "Dük"ten ve onun çocuğu Menni'den bahsediyor kitap. Sosyalizme karşı direnen Aldo'nun aksine, tam bir sosyalist olarak yetişen Menni; Mars'ın tek kıtasındaki çölleri yaşanabilir hale getirecek büyük bir proje sunuyor hükümete ve tamamlanması yıllar sürecek olan proje için finansman sağlayan hükümetten aldığı yetki ile birlikte, kalabalık işçi topluluğunun başında, projenin tek sorumlusu olarak göreve başlıyor.

Menni'nin projesi ilerlerken; bir aşk hikayesiyle birlikte sosyalist düzenin emekleme dönemini, işçi mücadelelerini, bilimin ne kadar dağınık ve halktan uzak olduğunu okuyoruz. Romanın sonu biraz mistik bir hava taşıyor. Karanlık bir rüyadan, binlerce yıl sonraya uyanıyor Menni ve bıraktığı mirası görüyor.

Mühendis Menni'yi Kızıl Yıldız kadar çok sevmedim. Yine de çok iyi bir kitap ve Kızıl Yıldız'da anlatılan dünyanın geçmişini ve yazarın bütünleşik düşüncesini anlamak için okunmalı.

7 Ekim 2012


Ankara'yı epey sevdim ben. Bu pazarı yeğenimle boş boş gezerek geçirdik ve yukarıda gördüğünüz kitapları aldık. En üstteki üç kitabı yeğenim aldı, diğerlerini ben aldım. Vonnegut kitaplarını bulunca çok mutlu oldum. Metis Bilimkurgu'nun kitaplarını bulunca ise daha da mutlu oldum! Hukuk Gladyatörü ve Postacı'yı kendime, Yıldız Gemisi'ni bir arkadaşıma hediye etmek üzere hemen aldım! Ian Fleming kitapları, bende olan diğer kitaplarına eşlik etsinler diye, Bonnie&Clyde'ı görünce merak ettiğimden ve Langelot Casuslara Karşı'yı, aynı serinin kitaplarını buldukça topladığım için aldım.

Böylece elimiz kolumuz kitaplarla dolu döndük eve, çok mutlu olduk!

1 Ekim 2012

Beyoğlu Sahaf Festivali'ne gidemiyorum diye yastayım. Onun yerine, her fırsatta bir kitap alıyorum; arasıra Faruk Bey'e telefon ediyorum, yeni gelen bilimkurguları öğreniyorum ve bende olmayanları seçip ayırmasını rica ediyorum.

Bir de, yeni işimle birlikte kitap okumaya ayırdığım zaman azaldı, toplu taşıma araçlarında kitap bitirir oldum. Bogdanov'un Kızıl Yıldız'ını bitirdim ve bayıldım. Bloga yazacaktım ki, devamını (Mühendis Menni) okuyup, ikisini birlikte yazmaya karar verdim. Zaman yaratabilirsem ve istediğim her şeyi anlatabilirsem; bu iki kitap hakkında uzuuun bir yazı yazacağımı umuyorum. Çünkü Bogdanov'un anlatımını ve anlattıklarını çok sevdim.

Son günlerde aldığım kitaplara gelince:
- İyi Güzel Muhteşem Yarın, Cory Doctorow
- Momo, Michael Ende
- Yaban Aklın Evcilleştirilmesi, Jack Goody (Bu kitabı aslında yeğenim aldı, bir dersi için gerekiyormuş. Okuma listeme ekledim ben de.)
Bunların dışında, Aşiyan Sahaf'ta beni bekleyen birkaç Asimov, bir Stanislaw Lem ve birkaç başka kitap var.

İyi okumalar!

12 Eylül 2012

Dr. Jekyll ve Mr. Hyde (ve diğer fantastik öyküler)


Dr. Jekyll ve Mr. Hyde ve Diğer Fantastik Öyküler - The Strange Case of Dr. Jekyll and Mr. Hyde and Other Tales of Terror
Robert Louis Stevenson
Çeviren: Duygu Akın
Can Yayınları
Ocak 2012 (1. basım)
173 sayfa

Bu kitabı okumayı uzuun süredir istiyordum. Fakat şimdi, hikayeyi spoil etmeden ne yazsam bilemiyorum. Gerçi, kitabın arka kapağında yeterince spoiler var; ben hep diyorum, güvendiğiniz yazarların kitaplarını ya da hakkında bir şeyler duyup okumaya karar verdiğiniz kitapları alırken asla arka kapağı okumayın!

Can Yayınları'nın Dr. Jekyll ve Mr. Hyde ve diğer fantastik öyküler kitabında, Robert Louis Stevenson'ın üç tane öyküsü var. Kitaba adını veren öykü dışında, Ceset Hırsızı ve Olalla adında iki öykü daha var. Öykü okumayı özellikle sevmesem de, bu örnekte olduğu gibi iyi öyküleri seviyorum.
Dr. Jekyll ve Mr. Hyde'da dikkatimi çeken (ve yeşil bir post-it'i hak eden ama konuyla doğrudan bağlantısı olmayan) ilk şey, 1886 yılında yazılmış öyküde geçen 'film şeridi gibi gözümün önünden geçti' benzeri cümle oldu: "Mr. Enfield'ın anlattığı hikayeyi, birbirini takip eden ışıklandırılmış resimler gibi gözlerinin önünden geçiriyordu." Sinema teknolojisinin embriyo döneminden gelen bu cümleyi ve 'birbirini takip eden ışıklandırılmış resimler' benzetmesini çok sevdim.

Her neyse... Dr. Jekyll ve Mr. Hyde, insanın özündeki iyi ve kötüyü; etik kaygılar ve toplumun kötülüğü bastırmayı sağlaması ile birlikte; salt kötünün tek başına var olamayacağını ve olmaması gerektiğini anlatıyor. Öykünün atmosferi, çok güzel kurgulanmış karakterler, onlar, bunlar derkeenn.... Bi' baktım kitap bitmiş! (Bu son cümleyi yeğenim ekledi, ben de aynen yazdım.)

İkinci öykü, Ceset Hırsızı, kitaptaki en az sevdiğim öykü oldu. Ama yine de iyi bir öykü olmadığını iddia edemem.

Olalla ise bir aşk hikayesi. En azından, yazarın karanlık tarzı ile...

Dr. Jekyll ve Mr. Hyde'ın diğer yayınevlerinden çıkan baskılarında da aynı öyküler var mı bilmiyorum fakat, öyle ya da böyle okunması gereken bir kitap bu.

10 Eylül 2012

Yaklaşık bir haftadır Ankara'dayım, iki kısa sahaf turu yaptım ve bir bilseniz nasıl da keyifliyim! Öncelikle, yaklaşık 10 yıl önce bir arkadaşıma ödünç verdiğim; geri gelmediği için yıllardır üzüldüğüm ve sinirlendiğim bir kitabı buldum. Kenize Murad'ın Saraydan Sürgüne romanı... Gerçi, aynı kitabı başka bir yayınevi tekrar basmıştı ama ben inatla bendeki büyük boy baskısını istiyordum. Raflara bakınırken gördüm, hemen aldım!

Bugün de, "şöyle bir bakınayım" diye girdiğim Çağlar Kitabevi'nden Boris Vian'ın Yürek Söken'ini ve çok sevdiğim yazar Atilla Atalay'ın Dup Dup Çedene'sini (ki kitaplığımda olmayan az sayıda Atalay kitabından biriydi) aldım. Böylece, elimdeki kitaplar bitene kadar kitap almama kararımı gerçekleştiremeyeceğimi bir kez daha gördüm.

Okuma durumuma gelirsek, Dr. Jekyll ve Mr. Hyde (ve diğer fantastik öyküler)'i okuyorum. Dr. Jekyll ve Mr. Hyde bitti, Ceset Hırsızı bitti; kitaptaki son öykü olan Olalla'yı da bitirince öykülerin her biri hakkında bir şeyler yazacağımı umuyorum.

İyi okumalar! ^.^

30 Ağustos 2012

Kaçak


Kaçak - L'Évadé
Georges Simenon
Çeviren: Tahsin Yücel
Nisan Yayınları
Ekim 1995 (2. basım)
119 sayfa

Belçikalı polisiye yazarı Georges Simenon'un Kaçak kitabı ilk kez 1936'da Paris'te yayımlanmış, 1959'da Varlık Yayınları tarafından Türkçe'ye kazandırılmış. Kitapçıda gördüğüm diğer Simenon kitapları gibi, Kaçak da, (roman değil de, uzun öykü denecek kadar) ince bir kitap. Bir günde, hatta 1-2 saatte bitebilir, hemen arkasından yeni bir kitaba başlanır hatta.

Kaçak, bir lisede Almanca öğretmeni olan Jean-Paul Guillaume'un hikayesi. Sıradan başlayan bir okul gününde, Guillaume (öğrencilerinin dediği gibi, kısaca JPG) daha önce hiç olmadığı kadar dalgın ve dikkatsiz davranıyor. Okulda başlayan hikaye, JPG'nin beklenmedik davranışlarının nedenini öğrenmemizle, bu davranışların evinde ve ailesinde yarattığı etkilerle ilerliyor, öğretmenin geçmişini ve şu an olduğu yere nasıl geldiğini öğreniyoruz.
Kaçak'i çok beğendiğimi, "bu kadarcık sayfaya neler sığdırmış adam" diye düşündüğümü söylemek isterdim ama kitaptan etkilendiğim söylenemez. Özellikle, kitabın sonunda 'bir dahaki yıl devamı çekilecek Hollywood filmi' havası aldığım ve bundan hoşlanmadığım için... Son sayfaya gelip, son cümleyi okuyup "eee, sonra?" demekten hiç hoşlanmıyorum! Durumun kötü yanı şu, kitabı beğenmediğim için kendimi kötü hissediyorum! Sahafım Faruk Bey, Simenon'u çok sevdiğini, benim de muhtemelen beğeneceğimi söyleyerek; en iyi kitaplarından olduğunu düşündüğü için Kaçak'ı okumamı önermişti ve ilk kez kendisinin önerdiği bir kitabı sevmedim. Üstelik Simenon 1903 yılında doğmuş ve Beşiktaş Jimnastik Kulübü'yle yaşıt bir adamın kitabını beğenmemek, nedense saygısızlık yapmışım gibi bir duygu yarattı bende.

Polisiye kültürüm çoğunlukla Agatha Christie ve Arthur C. Doyle'la sınırlı olduğu için; işlenen bir suçun ve ortadaki gizemin çözümüne ulaşan hikayelere alışığım ben. Kaçak beklediğim gibi çıkmadı, polisiye olmayan bir kitap olarak da çok keyif vermedi ama sevenleri olacaktır.

27 Ağustos 2012

yeni kitaplar

Rizzoli & Isles kitaplarını bitirdikten sonra bir çeşit kış uykusuna girdim sanırım. Günlerdir kitap okumuyorum, saatlerce zombi gibi oturup dizi izliyorum bilgisayarın karşısında. Yine de, kitap alışverişi yapmayı durdurabildiğim söylenemez.

Bugün zorunlu olarak evden çıktım; göndermem gereken bir kargo ve kullanmam gereken belli bir kargo şirketi dolayısıyla, pek kullanmadığım ara sokaklara girdim. Normal koşullar altında, yer/yön algım ürkütücü derecede zayıftır ve defalarca gittiğim bir yere gitmeye çalışırken bile kaybolabilirim. Yine de... İçgüdülerime güvenerek ara sokaklara girdim, kargo şubesini aramaya başladım. İçgüdülerim ilk kez çok faydalı oldu ve kendimi daha önce görmediğim bir sahafın önünde buldum. Endişeye mahal yok, kargocuyu da buldum ama önce sahafı buldum. Altyazı Sahaf adında, küçük bir yer. Daha önce önünden geçmiş olabilirim ama varlığını fark etmemişim ya da içerisi ders kitabı doludur diye girmemişim. Her neyse... Şu sıralar aklımda olduğu için, Son Tiryaki'yi sordum, ellerinde yokmuş. Diğer bilimkurgulara bakarken Heinlein'ın Uzay Elbisemle Yolculuğa Hazırım kitabını buldum, hemen aldım. Bir de, 1972 baskısı  Arsen Lüpen'in İtirafları'nı buldum! Polisiye rafımda bir tane bile olmadığı için, elbette onu da aldım!


Bu iki kitabı yazayım diye blogger'a girip, diğer bloglara göz atarken de Nefertiti'nin şu yazısını okudum. "Dur bakayım, neler varmış" dedim ve kendimi "bunu da alayım, bunu da istiyorum, bunu kesin almalıyım" diye sayıklarken buldum. Fazla abartmayayım dedim, kendimi tuttum, bu seferlik altı tane kitap istedim İlk Nokta'dan. Önümüzdeki birkaç günü, gözüm yollarda, kulağım kapı zilinde; kargo bekleyerek geçireceğim. Böyle heveslenmişken, biriken kitaplarıma bir yerden başlasam da iyi olacak.

1 Ağustos 2012

Gelsin kitaplar!

Aslında şu günlerde Ankara'ya gitmeyi umuyor ve orada keyifli keyifli para harcarım diye, kitapçılara pek yaklaşmamaya çalışıyordum. Çünkü bir kitapçıya girersem boş çıkmayacağımı çok iyi biliyorum. Ankara planını ileri bir tarihe atmak zorunda kaldım; işin kötüsü, bu arada bütün iradem eridi gitti!

Dün, kuzenimi beklerken sevdiğim kitapçılardan biri olan Adımlar Kitabevi'ne girdim. Küçücük dükkanda dakikalar harcadım ve çok tuhaf bir biçimde, gerçekten almak istediğim hiçbir kitap bulamadım! Oradan çıkıp, aslında hiç sevmediğim ama daha büyük bir kitapçıya girdim; sanki sahipleri ve çalışanları da artık sevmiyorlar mekanı, yalnızca çoksatan kitaplar en ortalık yerdeki raflara düzenli yerleştirilmiş, geri kalan kitaplar bir kargaşa içinde rastgele dizilmiş. Tam hatırlamıyorum ama galiba "müzik" olarak etiketlenmiş bir bölümde, yoksa "tarih" miydi, emin değilim. Her neyse... Alakasız bir rafta İthaki Yayınları'nın kitapları gözüme çarptı, belki bir daha bulamam diye iki tane kitap aldım: Arthur C. Clarke'tan İmparator Dünya ve Robert Silverberg'den Gece Kanatları. Clarke'ı zaten çok severim, Silverberg de daha önce okuduğum yazarlardan. (Bkz: Dünyalı İstilacılar)

"Bu iki kitap beni bir süre idare eder, fazla kitap almam" derken... Bugün Aşiyan Sahaf'a gitmem gerektiğini düşündüm ve tabii ki, gittim! Faruk Bey bu sefer beni Asimov kitaplarıyla karşılamadı ama "hah, Setenay Hanım, on dakika sonra kargo gelecek, çok güzel iki bilim kurgu kitabı geliyor!" dedi. Bugün ben uğramasam, telefonla haber verecekmiş zaten. Böylece çay ve güzel sohbet eşliğinde orada bolca oturdum, Faruk Bey'in müjdelediği iki kitabı aldım: Aleksandr Bogdanov'un Kızıl Yıldız ve Mühendis Menni isimli kitapları. Bu arada tam karşımdaki raftan bana bakan Deliler Mezarlığı'nı (Ray Bradbury) görmezden gelemedim, onu da aldım! Faruk Bey'in daha önce de bahsettiği polisiye yazarı Georges Simenon'un Kaçak'ını da listeye ekleyince, toplamda dört kitabı ve kitapçımın hediyesi SabitFikir dergisini yüklendim geldim.

Kitapçılardan bir şey almadan çıkacak irade istiyorum. Lütfen, çok şey mi istiyorum?

Bu arada, okuma günceme gelirsek... Tess Gerritsen maratonum devam ediyor. Şimdilik The Surgeon, The Apprentice ve The Sinner'ı bitirdim; aynı karakterleri işleyen dördüncü kitaba, Body Double'a başladım. En azından, akademik makalelerde zorlanan İngilizcemin, polisiye kurgu için gayet yeterli olduğunu anladım; keyifle okumaya devam ediyorum.